Hatice Yeğin Adlı Üyenin Nedir Yazıları - Ant ...

  • kanser

    18.11.2009 - 10:38

    1) Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.

    2) Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.

    3) Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.

    4) Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.

    5) Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.

    6) Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.

    7) Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar ve zarar verir.

    8) Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.

    9) Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.

    10) Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.

    11) Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

    KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:

    a- Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.

    b- Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.

    c- Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.

    d- %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40o C'de yok olurlar.

    e- Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
    12) Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.

    13) Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.

    14) Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyaç olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.

    15) Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.

    16) Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.

    JOHN HOPKINS HASTANESİ'NDEN KANSER GÜNCELLEMESİ
    1) Mikrodalga fırına plastik kap koymayınız.
    2) Dondurucuya su şişesi koymayınız.
    3) Mikro dalga fırınına plastik ambalaj koymayınız.
    4) John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadı r. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.
    Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga
    Lütfen bu makaleyi hayatınızda sizin için önemli olan herkese gönderin.

  • bal tefsiri

    02.11.2009 - 18:31

    HALIFELERIN BAL TEFSIRI
    Hazreti Ali, bir gün gazadan hanesine geldiğinde, Hz. Ebubekir Sıddık, Hz Ömer El Faruk, Hz. Osman Zinnureyn gelerek Hz. Ali’ye: “Gazan mübarek olsun ey Allahın arslanı' dediler..... Hz. Fatımatüz Zehra validemiz de onlara ikramen kalaylı bir tas içinde bal getirdi. Balın üzerinde ince bir kıl vardı. Hz. Ebubek...ir kılı almak üzere davrandı. Hz. Ömer ise, kılı aldırmadı ve dedi ki: – Bizler Hazreti Zişanın vezirleriyiz. Belki Fatimetüz Zehra bizleri tecrübe için bu kılı koymuştur. Aramızda bu kıl hakkında üçer tevil edelim. Münasip değil mi? ” dedi ve sonra; Hz. Ebubekir: – Namaz kılanın kalbi nurludur bu tastan. Dünya endişesini gönlüne getirmeden namaz kılmak tatlıdır bu baldan. Namazı tadili erkan üzere kılmak incedir bu kıldan. Müteakiben Hz. Ömer El Faruk şöyle buyurdular: – Misafiri seven hane sahibinin kalbi nurludur bu tastan. Misafirlere ikram etmek ve gönlünü almak tatlıdır bu baldan. Misafirin kalbi incedir bu kıldan. Hz. Osman da söyle yorumladı: – Alimlerin kalbi nurludur bu tastan. Alimlerle sohbet etmek ve onları dinlemek tatlıdır bu baldan. Kur’an-ı Kerim’e mana vermek incedir bu kıldan. Hz Ali Efendimiz de söyle bir açıklama da bulundu: – Gazaya giden gazilerin kalbi nurludur ba tastan. Cihat edip al kanlara boyanıp kafirlerle cenk etmek tatlıdır bu baldan. Üzerine kul hakkı geçirmeden, haram yemeden hanesine dönmek incedir bu kıldan. Sonra Hz. Fatıma validemiz de bir yorumda bulundular: – Erkeğini hoşnut eden kadınların kalbi nurludur bu tastan. Erine cefa etmeyip güzelce geçinip, kendinden razı etmek tatlıdır bu baldan. Kocasının hakkını yerine getirmek incedir bu kıldan. Sonra Hz. Peygamber Efendimiz de bu sohbete iştirak ederek şöyle tevil buyurdular: – Benim ümmetimin kalbi nurludur bu tastan. Kevser şarabı tatlıdır bu baldan. Şeriatımız (İslamiyet) incedir bu kıldan. – Bu sohbete, neş’e veren Cenab–ı Hak, Cebrail (as) ’ı göndererek buyurdu ki: – Senin nübüvvet nurun nurludur bu tastan. Yarın kıyamet günü mahşer yerinde ümmetine şefaat etmen tatlıdır bu baldan. Sırat köprüsü incedir bu kıldan. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek ellerini kaldırıp: – Ya Rabbi, bu bal tefsirini okuyana, dinleyene ikiyüz peygamber sevabı isterim ve senden dilerim, diye dua ettiler. Cihar Yari Güzin Efendilerimiz de “Amin” dediler. Cenabı Allah’dan şöyle nida geldi: – Ya Habibim! Senin ümmetinden her kim bu Bal Tefsirini üzerinde taşır, okur, okutur, yazar, yazdırır ve din kardeşlerine hediye ederse İzzet ve Celalim hakkı için ben de o kuluma ikiyüz peygamber sevabı veririm, diye buyurdular. Peygamber Efendimiz de dedi ki: – Benim ümmetimden her kim bu bal tefsirini kendisine evrad edinip üzerinde taşır, her gün okur veya dinlerse, ve burda bahsedilen ahlaklarla ahlaklanmaya çalışsa katiyyen dünya darlığı görmez; fakru zarurete düşmez; ölürken hüsnü şehadetle ölür; ahirete iman ile gider ve gelecek kaza ve musibetlerden kendisini Cenabı Hak muhafaza eder

  • la ilahe illallah

    02.11.2009 - 18:01

    ▪ LÂ İLÂHE İLLALAH MUCİZESİ
    م َ ن ْ ق ا ل َ م ُ خ ل ِ ص ا ً ل آ إ ل ه َ إ ل ا ّ ا ل ل ه د َ خ ل َ ا ل ج ن ّ ة ، م َ ن ْ ك ا ن َ أ خ ِ ر ُ ك َ ل ا م ِ ه ِ ل آ إ ل َ ه َ إ ل ا ّ ا ل ل ّ ه ُ د َ خ ل َ ا ل ج َ ن ّ ة

    Lâ ilâhe illallah, Kelıme-i Tevhidinin anlamı; ‘’Allah’tan başka tapılacak kimse yoktur’’ anlamındadır. İslam dininin temel kurallarından birisidir. La ilahe illallah Muhammedün Rasulüllah demeyen (dil ile ikrar kalp ile tasdik etmeyen) kimse Müslüman olamaz. Lâ ilâhe illallah kelimei tevhidini Muhammedün Rasulüllah kelimesi tamamlar. İkisi beraberdir. Hz Muhammed allahın kulu ve rasulüdür, (elçisidir) anlamındadır.

    Kelime-i Tevhîd kalplerin pasını siler ve nurlandırır. Kelimei Tevhîd ile Allah’ı zikir ve Allahı zikir ile de kalplerin huzur ve rahatı hakkında birçok ayetler ve hadisler mevcuttur.

    ♥ 'Allah-u Teala buyuruyor: LA İLAHE İLLALLAH benim kalemdir. Bu kaleden içeri giren kişi benim azabımdan emin olur.

    ♥ 'Allah'ı çokca zikreden erkekler ve Allah'ı çokca zikreden kadınlar; Allah bunlar için bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır.' (Ahzab Suresi - 35)

    ♥ ‘Dikkat edin, Kalpler ancak Allah’zikretmekle tatmin olur’ (Rad suresi 28)

    Müslümanın her fırsatta söylemesi gereken Kelime-i tevhidin fazileti, sevabı bereketi çoktur. Yine Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

    ♥ (La ilahe illallah diyen bela ve sıkıntılardan kurtulur.) [Bezzar]

    ♥ Allah katında amellerin en kıymetlisi ‘Lâ ilâhe illallah’ demektir.

    ♥ Allah’ı zikretmenin en faziletlisi ‘Lâ ilâhe illallah’ demektir.

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah demek doksan dokuz belayı önler, bunların en hafifi de üzerinizdeki sıkıntının kalkmasıdır.

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kimseyi işlediği günahlardan dolayı kafir diye suçlamayın. ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kimseye kafir diyenin kendisi kafir olur.

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah’‘ diyen kimse bela ve sıkıntılarından kurtulur.

    ♥ ‘Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse ihlasla (samimi olarak – içinden gelerek) Lâ ilâhe ilallah diyen kimsedir.

    ♥ ‘Benim ve diğer Peygamberlerin zikrettiği en üstün kelime, ‘Lâ ilâhe illallah’ sözüdür.

    ♥ La ilahe illallah’ı çok söyleyerek imanınızı tazeleyin! [Taberani]

    ♥ (Günde yüz defa La ilahe illAllah diyenin yüzü kıyamette dolunay gibi parlar.) [Taberani]

    ♥ ' Cenabı-ı Hak (C.C.) şöyle buyuruyor: İzzetim, Celalim ve Rahmetim hakkı için 'Lâ ilâhe illalah' Diyen kimseyi ateşe koymayacağım.'

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kimsenin günahları silinir ve yerine o kadar da sevap yazılır.’

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah’ kelimesi cennetin anahtarıdır.

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah’ diyen kimse sözünde sadık ise (samimi ve halis bir kalp ile söylerse) bütün günahları affedilir.

    ♥ Ölüm halindeki kimseye ‘Lâ ilâhe illallah’ söylemesini tavsiye ediniz ve onları Cennetle müjdeleyiniz. Şeytanın insana en yakın olduğu vakit bu andır.

    ♥ Ağır hastayı ‘Lâ ilâhe illallah’ demeye zorlamayın, sadece telkin edin.

    ♥ Son sözü ‘Lâ ilâhe illallah’ olan kimse, ruhunu kolay teslim eder ve ‘Lâ ilâhe illallah’‘ kelimesi kıyamet günü onun karşısına bir nur olarak gelir.

    ♥ ‘Lâ ilâhe illallah’‘ zikri, derin bir ihlas ve samîmiyet ister. ‘Kırk gün ihlas ve samimiyetle ibadet eden kimsenin kalbinden diline hikmet pınarı akmaya başlar.’

    ♥ Kelime-i Tevhîdin hatmi 70.000 dir. Yetmiş bini tamamlamaya hatmi tehlil denir. Ne niyetle yetmiş bine tamamlanırsa Yüce Mevla icabet eder.

  • çanakkale savaşı

    02.09.2006 - 11:01

    MEHMETCİĞE DERİN SAYGI
    23 Nisan 1915 günü Conkbayırında Türkler ve Birleşik Kuvvetler arasında korkunç siper savaşları oluyor. Siperler arasında 8-10 m. mesafe var. Süngü hucumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. Yaralılar ve ölüler toplanıyor. İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz Yüzbaşı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, kurtarın diye yalvarıyordu. Ancak hiçbir siperden kimse çıkıp yardım edemiyor. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. Arkasından arslan yapılı bir Türk askeri silahsız siperden çıktı. Hepimiz donup kaldık. Kimse nefes alamıyor, ona bakıyorduk. Asker yavaş adımlarla yürüyor siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. Asker yaralı İngiliz subayını okşar gibi yerden kucakladı, kolunu omuzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu. Dünyanın en yürekli ve kahraman askeri Mehmetciğe derin sevgi ve saygılar.
    Üsteğmen Cosey
    (Sonradan Avustralya Genel Valisi olmuştur)

  • cıvık

    26.08.2006 - 18:18

    Her söylediği şeye başkası gülmeden kendi gülen

    Hatta karşı taraf anlamlı anlamlı ne bu şimdi diyen bakışlara da gülen

    yavşak

    yılışık

    cıvık işte yav (tahammül edemediğim tek şey) yetmez bu kadar

    kendini bilmez, abuk, sabuk ayşşş biri beni durdursun

  • cin

    16.07.2006 - 21:23

    Cinler hakkında çağlar boyunca birçok iddia ortaya atılmıştır. Ancak her konuda olduğu gibi cinler hakkında da doğru bilgi alabileceğimiz kaynak mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerimdir.

    Kuranda, cinlerin yaratılışları, insanlarla olan ilişkileri, nasıl yaşadıkları gibi pek çok konuda bilgi yer almaktadır.

    Kuranda cinlerin ateşten yaratıldıkları bildirilir. Konu ile ilgili ayetler şu şekildedir:
    Cannı (cinni) da yalın-dumansız bir ateşten yarattı. (Rahman Suresi, 15)

    Ve Cannı da daha önce nüfuz eden kavurucu ateşten yaratmıştık. (Hicr Suresi, 27)

    Kuran ayetleri incelendiğinde, cinlerin de aynı insan toplulukları gibi bir hayatları olduğu anlaşılmaktadır. Ayetlerde cinlerin de gelmiş ve geçmiş ümmetleri olduğundan bahsedilmektedir. Onların da soyları, ataları bulunmaktadır. (Araf Suresi, 38; Kehf Suresi, 50) Ancak cinler insanlardan daha farklı bir boyutta yaşamakta, insanları görüp izleyebilmekte, konuşmalarını dinleyebilmektedirler.

    Allah cinlerin yaratılış amacını Ben cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle bildirmiştir. Onlar da elçiler ve elçilere indirilen kitaplar vasıtasıyla uyarılıp korkutulmakta, dünya hayatında nasıl davranışlarda bulunacaklarıyla denenmekte, ibadet ve itaat etmekte, bunun sonucunda da Allahtan bir karşılık bulmaktadırlar. Allah Kuranda şu şekilde bildirmektedir:

    Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: Nefislerimize karşı şehadet ederiz derler. Dünya hayatı, onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. (Enam Suresi, 130)

    Ayette de bildirildiği gibi cinlerle insanların imtihanları birbirine çok benzemektedir. Onların bazıları da dünya hayatının geçici süslerine aldanmakta, uyarıldıkları halde hidayet yolundan uzaklaşmaktadırlar. Yine ayetlerden, cinlerin peygamberlerin tebliğlerini dinledikleri, Kuran okunurken ona kulak verdikleri ve öğrendikleriyle kendi kavimlerini uyardıkları anlaşılmaktadır. Allah Ahkaf Suresinde cinlerin Hz. Muhammed (sav) in tebliğini dinlediklerini şöyle bildirir:

    Hani cinlerden birkaçını, Kuran dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: Kulak verin; sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. Dediler ki: Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musadan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip-iletmektedir. (Ahkaf Suresi, 29-30)

    Allah, birçok Kuran ayetinde cinlere ve insanlara birlikte hitap etmekte, çeşitli öğütlerde bulunmakta ve onları cehennem azabıyla korkutmaktadır. Araf Suresinin 38. ayetinde Allah Cinlerden ve insanlardan sizden önce geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin... şeklinde buyurmaktadır. Hz. Muhammed (sav) e bir hidayet rehberi olarak indirilen Kuranı yalanlayan cin ve insan topluluklarının durumu ise İsra Suresinde şöyle bildirilmektedir:

    De ki: Eğer bütün ins ve cin (toplulukları,) bu Kuranın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler.
    (İsra Suresi, 88)

    Allahın cinlere ve insanlara birlikte hitap ettiği ayetlerden bazıları şu şekildedir:
    İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar ziyana uğrayanlardır. (Ahkaf Suresi, 18)

    Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık) . Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

    İMAN EDEN CİNLER

    Ayetlerde cinlerden bir kısmının Allaha iman edip, hidayet yoluna uyduklarından bahsedilirken, bir kısmının da iman etmediklerinden bahsedilir. Müslüman cinler Kuran okunurken dinlemektedirler:

    De ki: Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: Doğrusu biz (büyük) hayranlık uyandıran bir Kuran dinledik. O (Kuran,) gerçeğe ve doğruya yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak koşmayacağız. Elbette Rabbimiz'in Şanı Yücedir. O ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. (Cin Suresi, 1-3)

    Cinlerin bir bölümü Allahı tesbih edip yücelten, Ona hiç kimseyi ortak koşmayan Müslüman varlıklardır. Kurana karşı büyük bir hayranlık duymakta, Allahın emir ve tavsiyelerine uymaktadırlar. Onlar kendi aralarında iman etmeyen cinler olduğunu bilmektedirler ve bu durumu şu şekilde ifade etmektedirler:

    Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz Allaha karşı bir sürü saçma şeyler söylemişler. Oysa biz, insanların ve cinlerin Allaha karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.
    (Cin Suresi, 4-5)

    Cinler kendi aralarında birçok farklı gruplardan oluşmuşlardır. Bazıları samimi Müslüman, bazıları müşrik, bazıları Allaha karşı yalan söyleyenlerdir. Cin Suresinin devamında iman eden cinler, cinlerin genel durumu hakkında şu bilgileri vermektedirler:

    Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz. Biz, şüphesiz Allahı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de Onu hiçbir şekilde aciz bırakamayacağımızı anladık. Elbette biz, o yol gösterici (Kuranı) işitince ona iman ettik... (Cin Suresi, 11-13)

    Cinler de aynı insanlar gibi Allahın kitabıyla sorumlu kılınan
    varlıklardır. Onlar da tüm yapıp ettiklerinden Allaha hesap verecek ve yaptıklarıyla hiçbir haksızlığa uğramadan karşılık bulacaklardır. İman eden cinler Allahtan güzel bir karşılıkla müjdelenmişlerdir:

    ... Artık kim Rabbine iman ederse o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından. Ve elbette, bizden Müslüman olanlar da var zulmedenler de. İşte (Allaha) teslim olanlar artık onlar gerçeği ve doğruyu araştırıp-bulanlardır. (Cin Suresi, 13-14)

    Allahın varlığına iman etmeyip zulmedenlerin sonunu ise Allah ayetlerde şu şekilde bildirmektedir:

    Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır. (Cin Suresi, 15)

    ... Andolsun cehennemi cinlerden ve insanlardan (kafirlerin) tümüyle dolduracağım. (Hud Suresi, 119)

    HZ. SÜLEYMAN'A HİZMET EDEN CİNLER

    Ayetlerden Allahın dilemesiyle cinlerle insanların görüşebilecekleri, hatta cinlerin insanların emrine girebilecekleri anlaşılmaktadır. Allah Hz. Süleymanın emrine cinleri vermiş, Hz. Süleyman onları türlü işlerinde kullanmıştır.

    ... Artık o, yere yıkılıp- düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı. (Sebe Suresi, 14)

    Cinler hakkında Kuranda bildirilen başka önemli bir bilgi ise, cinlerin geleceğe dair haberleri bilmedikleridir. Bu yüzden cinlerin -Allahın dilemesi dışında- insanlara gaybtan haber vermeleri de mümkün değildir. Nitekim Sebe Suresi'nin 14. ayetinde haber verildiği gibi, Hz. Süleymanın ölümünden sonradan haberdar olmaları bunun bir delilidir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, Neml Suresinin 65. ayetinde bildirildiği gibi;

    Göklerde ve yerde gaybı Allahtan başka kimse bilmez...

    Ayrıca Kuranda cinlerden İfrit, Hz. Süleymana o daha makamından kalkmadan, Sebe Melikesinin tahtını getirebileceğini söylemiş ve... ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim. (Neml Suresi, 39) şeklinde belirtmiştir. Bu ifadeyle, onun bir yerden diğer bir yere çok büyük bir hızla hareket ettiğine, bir maddeyi başka bir yere iletebildiğine işaret ediliyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)

    CİNLERİ ALLAH'A ORTAK KOŞANLAR

    Bazı insanlar cinlerin kendilerine ait bir güçleri olduğuna inanmaktadırlar. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır. Çünkü cinleri yaratan Allahtır ve onların kendilerine ait hiçbir güçleri yoktur. Allah dilemedikçe onların herhangi bir kişiye zarar vermeleri ya da fayda sağlamaları mümkün değildir. Ancak buna rağmen insanların bir bölümü cinlerden medet umabilmektedirler:

    Cinleri Allaha ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın Ona oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular. O, ise nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir, uzaktır. (Enam Suresi, 100)

    Allah Kuranda, insanların cinlerle temas kurmak suretiyle saptıklarını şu şekilde bildirir:

    Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı. (Cin Suresi, 6)

    Bir ayette meleklerin de, bazı insanların cinlere ibadet ettiklerini bildirdikleri şöyle belirtilmektedir:

    (Melekler) Derler ki: Sen Yücesin, bizim Velimiz Sensin onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi. (Sebe Suresi, 41)

    İnsanların cinleri Allaha şirk koşmalarının ve onlardan medet ummalarının en önemli sebeplerinden biri, yukarıda da belirttiğimiz gibi onların gaybı bildiklerini düşünmeleridir. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır. Çünkü Allah Kuran'da, cinlerin gayba dair bir bilgiye sahip olmadıklarını bildirmektedir. (Sebe Suresi, 14) Ayetlerde cinlerin insanlar için bir yol gösterici olmadıkları, hatta insanları doğru yoldan saptırmak için onlara süslü sözler fısıldadıkları bildirilir. Ancak unutulmamalıdır ki, cinlerin Allah dilemedikçe insanlar üzerinde bir etkisi olması mümkün değildir. Onları Allah yaratmıştır ve onlar da kainattaki tüm canlılar gibi
    Allahın emriyle hareket etmektedirler:

    Böylece her peygambere insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak. (Enam Suresi, 112)

    Hem insanları yoldan saptıran cinler, hem de cinleri Allaha şirk koşanlar; bu yaptıklarına karşılık olarak Allah onları sonsuz cehennem azabıyla cezalandıracaktır. Dünya hayatlarında cinlerin yaldızlı sözlerine kananlar ahirette çok büyük bir yanılgıya düştüklerini anlayacaklardır. Çünkü o gün tüm şirk koştukları kimseler kendilerinden uzaklaşacak, Allahın karşısında yapayalnız, tek başlarına olduklarını kavrayacaklardır. Cehennem azabıyla karşılık bulacaklarını anladıklarında ise şu şekilde yalvaracaklardır:

    İnkâr edenler dediler ki: Rabbimiz cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar. (Fussilet Suresi, 29)

    Bir diğer ayette ateşin onlar için süresiz bir konaklama yeri olduğunu Rabbimiz şu şekilde bildirmektedir:

    Onların tümünü toplayacağı gün: Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz (diyecek) . İnsanlardan onların dostları derler ki: Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık. (Allah) Diyecek ki: Allahın dilediği dışta olmak üzere ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir. Şüphesiz Rabbin hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (Enam Suresi, 128)

    CİNLERİ YARATAN ALLAH'TIR

    Unutulmamalıdır ki cinler tıpkı insanlar gibi Allaha kulluk etmek için Allahın yarattığı varlıklardır. Kendilerine ait hiçbir güçleri yoktur, Allahın izni olmaksızın hiç kimseye zarar veremeyecekleri gibi yarar da sağlamaları mümkün değildir. Onlar da tüm insanlar gibi dünya hayatında imtihan olmaktadırlar ve yapıp ettikleriyle ahirette karşılık göreceklerdir. Cinleri farklı bir alemde yaratan, alemlerin, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbi, alemlerden müstağni olan Yüce Allahtır.

  • amerikan işkenceleri

    19.06.2006 - 14:01

    http://www.onlar.net/

  • Sultan Vâhidüddin

    07.06.2006 - 11:38

    XXXVI-SULTAN VI.MEHMED VAHİDÜDDİN DEVRİ
    Resmen VI.Mehmed diye bilinen ve halk arasında Sultan Vahidüddin ünvanıyla tanınan Sultan VI. Mehmet Vahidüddin Han, Şubat 1861 yılında Dolmabahçe Sarayı'nda, Sultan Abdülmecid'in IV. Kadınefendisi Gulistu (Gülistan) Hanımefendiden dünyaya geldi.İttihadcıların,asıl veliahd olan Sultan Aziz'in oğlu Yusuf İzzeddin'i intihar süsü vererek katletmeleri üzerine Osmanlı veliahdı oldu ve 4.7.1918 tarihinde Osmanlı tahtına oturdu.İyi bir islam hukukçusu,Almanya imparatorluk mareşalı ve Osmanlı müşiri ünvanlarına sahip iyi bir asker vede musikiye aşık bir bestekar idi. Almanya ve Avusturya seyahatlerinde kendisinin yaveri olan Mustafa Kemal,padişah olduktan sonrada bir süre fahri yaverliğini sürdürdü.Padişah olduğunda Hz. Ömer'in kılıcı Şeyh Ahmed Es-Sunusi ile Mehmed Bah'addin Veled Çelebi kuşattı.Maneviyatı güçlü bir padişahtı.

    18 Kasım 1922'de İstanbulu terk edinceye kadar geçen sıkıntılı saltanat yıllarında,onunla birlikte vazife ifa eden sadrazamlar arasında,İttihadcıların reisi Mehmed tal'atPaşa ve beş defa hükümeti kuran Damat Ferid Paşa; Şeyhülislamlar arasında ise,Kuvay-ı Milliye aleyhine mecburen fetva veren Dürri-zade Abdullah Efendi ve Hürriyet ve İ'tilaf partisinin adamı olan Mustafa Sabri Efendi,özellikle zikredilmelidir.

    Sultan Vahidüddin'in saltanatından 4 ay geçmeden 30 Ekim 1918 tarihinde uğursuz Mondros Mütarekesi imzalandı. Bunu Osmanlı topraklarının İ'tilaf devletleri tarafından işgali takip etti. İngilizler Kasım 1918'de Musul'u işgal ettiler; müttefik filo Kasım 1918'de İstanbul'a geldi ve 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edildi.Bu tarihten sonra sadır olan Padişah iradelerini ve hatta hükümet kararlarını,sanki Sultan Vahidüddin'in arzusu ve kararı gibi görmek,tarihi yanlış yorumlamak demektir.Bu tarihten sonra Sultan Vahidüddin,hem işgal kuvvetlerini oyalamaya ve hem de elden geldiği kadar Kuvay-ı Milliye'yi destekleyerek yeni Türk devletinin ortaya çıkmasını,şahsı aleyhine de olsa desteklemeye karar vermiştir.Artık yeniden Osmanlı Devleti'nin hayat bulamayacağının farkındadır.Yapılan bütün icraatlar bunu göstermektedir.

    Sultan Vahidüddin, İstanbul'un düşman filoları tarafından kuşatıldığını ve topların Saraya çevirdiğini görür görmez, hemen yakın kumandanlara Anadolu'da İstiklal tohumlarının nasıl atılacağını müzakere etmeye başlamıştır. Filonun geldiği Kasım 1918'den Mayıs 1919'a kadar devam eden müzakereler sonucunda, Mustafa Kemal ile defalarca görüşmüş ve Yıldız Saray'ındaki son ve gizli görüşmede, Anadolu'ya görevli olarak gitmesine ve milli bir idare kurulmasına karar verilmiştir. Neticede İtilaf Devletleri yüksek Komiserliğinden Mustafa Kemal'in vizesini alan,elindeki imkanlarla onu destekleyen ve Samsun'a çıkması için yeterli bir vapur hazırlatan Sultan Vahidüddin, Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ulaşmasından sonra da,hükümetleri vasıtasıyla veşifrelerle Mustafa Kemal'i desteklemeye devam etmiştir.Sayın Murad Bardakçı'nın yayınladığı Şah Baba isimli eser ve Osmanlı arşivlerindeki belgeler, bütün bunları doğrulamaktadır. Sultan Vahidüddin'in Mustafa Kemal'e ayrılırken söylediği son söz,'Cenab-ı Allah muvaffak etsin'sözüdür.

    16 Mart 1920'de İstanbul işgal edilince 23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplanmıştır. Düşmanlar Sevr Muahedenamesini, ne işgal altındaki osmanlı Devleti'ne ne de Ankara Hükümetine imza ettirememişlerdir. Anadolu'da imanlı milletin desteğiyle muvaffakiyetler kazanan Kuvay-ı milliye ekibi ve özelliklede Mustafa Kemal ve arkadaşları, Başvekil Rauf Orbay'ın muhalefetine rağmen anadoluda saltanat ve hilafeti kurtarmak için geldiklerini çeşitli nutukta söylemelerine rağmen evvela saltanata cephe almaya başlamışlardır. Cumhuriyet idaresi kurarak Cumhurreisi olmak isteyen Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisine 1 Kasım 1922'de saltanatı ilga ettirmiştir. Bu arada kendi nazırlarından ve meşhur Osmanlı gazetecilerinden Ali Kemal bey'in bazı kimseler tarafından İzmit'e kaçırılarak linç edilmesi, Sutan Vahidüüddin'in Ankara'daki havayı sezmesine yardımcı olmuştur. Ankara'ın niyetini anlayan Sultan Vahidüddin hem yeni kurulaacak olan devlete zorluk çıkarmamak ve hemde daha fazla hakaretlere maruz kalmamak için 18 Kasım 1922'de İstanbul'u terk etmiştir. Zaten 5 Kasım 1922'de resmen Osmanlı Devleti tarihe gömülüyor ve İstanbul Ankara'da kurulan milli devletin hakimiyeti altına giriyordu.

    Malta Hicaz ve Mısır'a uğradıktan sonra İtalya'nın San Remo şehrine gelen Sultan Vahidüddin, 16 Mayıs 1926 tarihinde aynı şehirde kederinden vefat etmiştir. Cenazesi Şam'a nakledilerek Yavuz Sultan Selim Camii Haziresine defn olunmuştur.

    Sultan Vahidüddin vatan haini midir? Mustafa Kemal kendi başına mı 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmıştır?

    Önemle ifade edelimki Cumhuriyet de Osmanlı da, iyisiyle kötüsüyle Müslüman Türk Milletinin malıdır. Bir insan ecdadını kötüleyerek hiç bir yere varamaz. Tarihin her döneminde iyi şahsiyetlerde kötü şahsiyetlerde gelebilir. Ayrıca iyi şahsiyetlerin kötü ve yanlış tasarrufları ve kötü şahsiyetlerin iyi ve güzel tasarrufları bulunabilir. Bir şeyi toptan reddetmek veya kabul etmek aklın işi değildir.

    İşte bu esaslar çerçevesinde Mustafa Kemal'in başarılarını saymak Sultan Vahidüddin düşmanlığı sayılmamalı; Sultan Vahidüddin'in yaptıklarını anlatmakta Mustafa Kemal düşmanlığı olarak görülmemelidir. Bu gözle bakıldığında Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ve Sultan Vahidüddin'in şahsiyeti ile ilgili Cumhuriyet döneminde yazılanlar,çizilenler ve yapılan değerlendirmelerin tek taraflı olduğu hemen göze çarpacaktır.

    1) Mustafa Kemal ve onun silah arkadaşları tamamen Osmanlı generalleridirler.Hele Mustafa Kemal, Sultan Vahidüddin Han'ın hem şehzadeliğinde ve hemde padişahlığında yaverliğini yapmış bir Osmanlı subayıdır.

    2) Kuvay-ı Milliyenin tohumları,Kasım 1918'de müttefik düşman filolarının Boğaza girmesiyle atılmıştır. Kuvay-ı Milliye bir şahsın değil bir milletin eseridir.Bu milletin içinde Mustafa Kemalde vardır, Sultan Vahidüddin de vardır. Düşman toplarının saraya çevrildiğini gören Vahidüddin ve Osmanlı kurmayları bütün gayretlerini, Anadolu'ya gönderilecek bir komutanla bağımsızlık tohumlarının yeşertilmesi için harcamışlardır. Nitekim Osmanlı kurmayları Mart 1919'un bir gecesinde Erenköy'de yaptıkları bir toplantıda liderliğin Nuri Paşa'yamı, Miralay Re'fet Bey'emi yoksa Çanakkale'de göz dolduran Mustafa Kemal'e mi verileceğini tartışmışlardır. Sadrazam Mustafa Kemal Paşa'yı Padişah'a götürmüş ve askerlerin istediği insan olarak takdim etmiştir. Sami Bey ve Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Mustafa Kemal'in Cumhuriyetçi olduğunu ve Hanedanı devre dışı bırakabileceğini hatırlatmışlarsa da, Padişah önemli olanın Hanedan değil Vatan ve devlet olduğunu ifade etmiştir. İşte bu şartlar altında 9. Ordu Kıtaları Müfettişi kisvesiyle Anadolu'ya gönderilmesi kararlaştırılan Mustafa Kemal ile Sultan Vahidüddin defalarca özel olarak görüşmüşlerdir. Bunun üzerine Sultan Vahidüddin İngilizleri de Mustafa Kemal konusunda ikna etmiştir. 6 Mayıs 1919 tarihli Mustafa Kemal'in yetkilerini belirten talimat hemen yayınlanmıştır. Tam bir diplomasi oyunu oynanmaktadır. Bandırma vapuruna Mustafa Kemal ile birlikte kimlerin bineceği tesbit edilmiş ve bunların vizeleri temin edilmiştir. Bütün bunlar Sultan Vahidüddin'in emriyle olmuştur. Her türlü masraf Padişahın özel imkanları ve gizli ödenekten karşılanmaktadır.

    Mustafa Kemal, 15 Mayıs 1919'da Sultan Vahidüddin ile yaptığı son görüşmede Sultan'ın kendisine 'Paşa, Paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet yaptın. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir.Paşa devlet'i kurtarabilirsin'dediğini bizzat Mustafa Kemal nakletmektedir.

    Mustafa Kemal 16 Mayıs sabahı Osmanlı Devlet'inin temin ettiği Bandırma vapuruna binmeden evvel önce Osmanlı kurmaylarıyla görüştü ve onlardan milli bir idare kurulması konusunda tavsiyelerini aldı. Buradan son defa görüşmek üzere Yıldız Saray'ına geldi. Padişah'ın 'Cenab-ı Allah muvaffak etsin'sözlerinden sonra Mustafa Kemal 'Bazı fesat ehlinin kendisi hakkında yanlış şeyler nakledebileceklerini ve bunlara inanıp sadakatinden şüphe etmemesini arz eyledi'. 16 Şa'ban 1338/16 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal yolda iken onun Yetki Talimatnamesi, Meclis-i Vükela'da ittifakla kabul edildi. İlk dönem masraflarının tamamı örtülü ödenekten karşılanmak üzere karar alındı. Arşiv vesikalarından anlıyoruzki Mustafa Kemal Paşa'nın yeni bir devlet kurması için her türlü tedbir alınmış ve hatta görev alanında meydana gelen her çeşit önemli gelişme ile ilgili Osmanlı hükümeti tarafından kendisine şifre ile bilgi verilmiştir. 19 Mayıs 1919'da Samsuna çıktığında, halkın gösterdiği büyük alaka üzere, İngilizler, Osmanlı devleti tarafından başka maksatla gönderildiği konusunda ciddi manada şüphelenmişlerdir.

    16 Mart 1920'de İstanbul Mütareke şartlarına aykırı olarak işgal edildiğinde, 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara'da toplanmıştır. Ancak Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleri, Anadolu'da meydana gelen gelişmeler ve Rauf Bey gibi bazı farklı görüşlere sahip şahsiyetlere rağmen Mustafa Kemal'in Cumhuriyet istemesi, tek taraflı olarak Mustafa Kemal ile Sultan Vahidüddin'in arasını açmıştır. 1920 ila 1922 tarihleri arasında, fiilen idare Büyük Millet Meclisinde olmasına rağmen Sultan Vahidüddin Kuvay-ı Milliye ve Büyük Millet Meclisi aleyhine bir tek şey yapmamıştır. Bilakis işgal kuvvetlerini yatıştıracak bazı tasarruflar dışında, gizlice ve imkanlarının örtüsü nisbetinde onların işlerini kolaylaştıracak desteklerde bulunmuştur. Ankara'daki yayın organlarının bütün aleyhteki yayınlarına ve Damad Ferid Paşa'ın İngilizler nezdindeki bazı girişimlerine rağmen, onu hiç bir kuvvet Anadolu'nun bağımsızlığı aleyhine geçirtememiştir. Hatta Balıkesir Valiliğinin Kuvay-ı Milliyeye yardım edenlerin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda Dahiliye Nezaretine yazılan bir yazının cevabına cezalandırılmaması talimatı verilmiştir. Dolayısıyla Sultan Vahidüddin vatan haini değil; vatanın istiklali için tacını ve tahtını terk eden bir vatanperverdir. Bütün gayretlerine rağmen İstanbul'u işgalden kurtaramatyınca, Kuvay-ı Milliyeye de köstek olmamıştır. İstanbul'u terk ettikten sonra, İngilizler ve İtalyan'lar, bütün gayratleriyle onun taşıdığı hilafet sıfatını Anadolu'daki Kuvay-ı Milliye aleyhine kullanmak istemişlersede Sultan Vahidüddin'in iman kuvveti ve vatan sevgisi buna mani olabilmiştir.

    3) Bu anlattıklarımızın en büyük delili, bazı ifadeleri, sürgündeki insanın halet-i ruhiyesine aksetmiş olsa bile, yetmiş sene sonra kısmen yayınlanan hatıralarındaki şu satırlardır: 'Mütalaalarından ortaya çıkacağı gibi, Mütareke günlerinde(1918) I.cihan Harbinin neticelerinden sorumlu olan suçlulardan (Devleti harbe sokan İttihatcıları kasdetmektedir) bana miras kalan ve birbirini takip eden musibetlere karşı, sadece ve sadece sahsımı siper eyledim.
    Aslında bir taraftan tehlikeli bir yerde kalan hilafet merkezinde savaştan galip çıkan İtilaf Devletleri ileyüz yüze olmak ve onlar tarafından sıygaya çekilmek ve diğer taraftan Anadolu'yı istila eden Yunanlılara mukabele için mümkün ve mahrem vasıtalarla Anadolu'ya memur eylediğimiz yaverlerimizden Mustafa Kemal'in ihaneti ve bize karşı takındığı isyankar tavrı karşısında kalmıştım.
    Bununla beraber aziz vatanımın menfaatleri için Kuvay-ı Milliyenin sonradan şekil ve mahiyetinin değişeceği hususunda bende meydana gelen fikir ve kanaatlerime rağmen, yine fedakarlık mesleğini tercih ve takip eyledim. Sırf bu sebep ve hikmet ile milli gayelere itaatkar kabineleri iktidara getirdim ve senelerce Kuvay-ı Milliyeyi takviye ettim ve gelişmesi için çalıştım.
    Anadolu zaferinin ne gibi tehlikeli şartlar altında tarafımızdan hazırlandığını gösteren belgeler ile Anayasa gereği saltanat makamının korunacağını tasvir eden diğer mühim evrak tesbit edilerek derlenmiş olduğundan, bunların dahi zamanı gelince umumi efkara açıklanarak İslam'ın hizmetkarı veyahut yıkıcısı olanların teşhir ve tayin edileceğini temin eylerim'.

    Nitekim vefatını duyan Mustafa Paşa'nın şu sözleri de, bu cümleleri destekler mahiyettedir:Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı Saray'ının bütün mücevherlerini götürür ve öyle bir ordu kurup dönerdi ki'....

    (Bilinmeyen Osmanlı)

  • oyun

    24.05.2006 - 22:36

    http://members.iinet.net.au/~pontipak/redsquare.html

    kırmızı kare hiç bir şeye deymeyecek :))

  • burçlar

    28.04.2006 - 17:26

    KOÇ

    Canim benim. Ya ben yerim senin o duygusal, mütevazi,
    ince,
    anlayis
    yumagi duygularini! Sen seçildinde mi gönderildin bu
    dünyaya.
    Bir
    insan bu
    kadar mi düzgün, bu kadar mi programli, bu kadar mi
    anlayisli
    olabilir..
    Bu koçlar var ya, IQ seviyesi yüksek insanlarin burcudur.
    Dost
    insan,
    güzel insan. Insan gibi insan. Allah seni basimizdan,
    yanimizdan eksik etmesin.

    Iyi ki varsin! Allah herkese koç gibi dostlar nasip
    etsin
    insallah.
    Bitanem benim, canim canim...

    BOGA

    Ayy benim güzeller güzelim. Bu bogalar var ya dünya
    tatlisi,
    yer gök
    harikasi, seker mi seker insanlardir. Bal bunlar bal.
    Bunun
    sohbetine
    doyum olmaz. Iyi sevgili, iyi
    arkadas, iyi,iyi,iyi,...... say
    say bitmez
    bunlar.

    Hatta bak yazmayayim dedim, ama dayanamayacagim ve
    sizinle de

    paylasacagim bu gerçegi. Biliyor musunuz ki sizler; 'bir
    boğa
    bir
    dünyaya bedeldir'...

    İKİZLER

    Şanli burç aleminin, yere göge sigmaz, harikulade burç
    gurubudur.
    Halt etmis sana iki yüzlü diyenler. Onlar seni
    çekemiyorlar.
    Rahatligin, her ortama uyum saglayisin, pratik zekan...
    Taaa
    biii ki
    kiskanirlar seni sekerim. Kim senin gibi kadar özgüven
    sahibi
    olmayi

    istemez ki. Sen hiçbir zaman unutma ikizler, seni hayatin
    boyunca
    çekemeyenler olacaktir. Sen hiç takma o güzel
    kafani onlara. Sen
    burçlarin en sevimlisisin. Adin ikizler ama,
    sen bitanesin.

    YENGEÇ

    Allah seni yaratti, melekleri niye yaratti. Ya kardesim
    nedir
    bu
    zerafet, karizma... Sen miknatıs misin nesin? Bir insan
    her
    girdigi
    ortamda bu kadar ilgi çekmeyi nasil basarir. Hem de hiçbir
    çaba
    bile sarf
    etmeden. Yoksa sen mükemmelligin es anlami misin? Kim
    istemez annesi
    yengeç burcu olsun, esi bir yengeç burcu olsun. Sen var
    ya
    olmazsa olmazsin. Burçlarin bas tacisin.

    ASLAN

    Heyt bee.. gözümüzün senligi, gözümüzüz nuru. Afet-i
    devran,
    mükemmel-i cihan. Aslan mi bu aslan. Senin kadar
    analarla
    barisik
    olan var mi su dünyada. Sen ki güzelligin simgesi, yer
    yüzünün
    güneşi.
    Senin bütün fallarinda nazar çikacaktir. Mümkündür. Baska
    mümkünati da
    yoktur. Allah seni kem gözlerden korusun insallah, emi?

    BASAK

    Merhametlim benim. Karincayi bile incitemeyen, hassas,
    sevgi
    dolu,
    güzel basagim benim. Efendiligin
    simgesi, kibar insan. Seni
    varya
    anlatacak kelime bulamiyorum. Nesin sen? Yoksa kanatsiz
    bir
    mlek mi?
    Herkesin iyiligini düsünen, verici, vefakar basak. Senin
    adin
    basak
    degil, barisin, temizligin simgesi beyaz
    güvercin olmaliydi.
    Neyse canim
    üzülme. Biz biliyoruz ya
    yeter.Üzülme tamam mi? Beyaz güvercinim benim.

    TERAZI

    Hay sana dengesiz diyen o dengesizler. Ben onlara ne
    diyeyim
    bilmiyorum ki!

    Yahu sen olmasan varya, su insanoglu soyunda bir
    eksiklik bir
    yitim
    olurdu.

    Sen dengesin insanlik için. Alem buysa kral sensin. Sen
    susarsan bir
    neden, konusursan ayri bir neden vardir.
    Marifetli, kabiliyetli,
    en artili
    burç sensin. Senin üstüne burç taniyan,
    megalomandir. Söylesene
    senin
    üstüne burç mu vardir? Ben ki sahsi fikrim, senden iyisini
    bilmem, tanimam, görmem.

    AKREP

    Herkes bir akrep olarak dogmayi isterdi inan bana. Güzel
    gözlerin,
    gururun, albeninin temel tasi akrep. Senin kadar hayatina
    hakim,
    senin
    kadar yaptigi isin arkasinda durabilen kaç kisi kaldi
    artik.
    Allah senin

    soyunu eksik etmesin. Sen ki, bir bakisiyla
    buzlari eritebilen,
    insana
    senin için Ferhat olup
    daglari delmeyi istettirebilen insan. Kim demisse
    sana fesat diye, onlarin hepsi............... Neyse,
    yne
    açtiracaklar
    agzimi. Senin güzel gözlerin bile yeter o kiskançlara. Sen
    görmezden,
    duymazdan gel o fesatlari.

    YAY

    Kainatin bir burcu olsa, kesin yay olurdu. Sanatkar,
    vefakar,
    dogru
    dürüst insan dedikleri sen olsan gerek. Çevresinde bir tek
    yay
    omayan bir
    arkadas grubunu, ugruma ölecek olsalar bile tanimam ben.
    Senin

    heyecan
    budalasi oldugunu sanan bir grup kendini bilmez, senin o
    insana hayat veren enerjini çekemeyenlerdir.
    Burçlar aleminin
    kozmik
    mucizesisin sen. Senin havan bile yeter güzelim. Çatlasin
    çekemeyenlerin.

    OGLAK

    Sana inatçı diyorlar diye üzülme. Onlar senin
    istikrarina
    giptayla
    bakip, senin yarin bile edemeyen kisiler.Dürüstlük senin
    burç
    genlerinde var.

    Bütün alimler, bilginler
    genelde oglaktir. Oglak burcu olmak bile, tek
    basina bir sereftir. Hatta oglak burcu olarak dogamamis

    kadersizler
    için, oglak burcunu birinci dereceden akrabasi olmak bile
    ayri
    bir
    sereftir. Sen kivrak zekanla, zaten her zaman bir
    sifir öndesin.

    KOVA

    Hep çevresindekileri düşünen, insancil duygulari fazla
    gelismis, sevgi
    dolu kovalar. Allah sizin iyiliginizi versin emi? Ayol bu
    ne
    vericilik, bu ne genis bir yürek öyle. Sana sabit
    fikirli
    diyenler,
    senin her fikrinin bir cevher oldugundan habersiz mi?
    Esitlik
    senin için
    ne kadar önemli. Ah keske herkes senin çeyregin kadar bile
    olabilse. Sen çok yasa emi?

    BALIK

    Insanlar öyle duygu yoksunu olmuslar ki, senin bu
    yaradilisinın özü
    duygusalligini alaya alacak kadar saçmalayabiliyorlar
    bazen. Sen
    paranoyak degilsin canim, ince fikirlisin. Ama nerdeee,
    bu
    ayrimi
    yapacak kafa bazilarinda. Ben senin o yanagina düşen göz
    yasini
    seviyorum, o hüzün dolu bakisini seviyorum, o sevgi
    dolu ,
    gizemli
    yüregini seviyorum. Sana sıkıcı diyenle r boğum boğum
    sikila
    insallah. Sen
    ferah tut kendini. Rahat ol, bosver, takma o çan
    çan çeneleri
    kafana.

  • 22.04.2006 - 13:24

    ANJINO PEKTORİS PROFİLAKSİSİNDE

  • çanakkale şehitleri

    20.03.2006 - 10:47

    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
    O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
    Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
    Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe! ' desem, sığmazsın.
    Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
    'Bu, taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    M. Akif ERSOY

  • yalnız bir opera

    20.01.2006 - 13:01

    Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
    Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
    Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

    İmrendiğin, öfkelendiğin
    Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
    Yani yaşamışlık sandığın
    Geçmişim
    Dile dökülmeyenin tenhalığında
    Kaçırılan bakışlarda
    Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
    Zaman zaman geri tepip duruyordu.
    Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
    Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
    Başlangıçta doğruydu belki.
    Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
    Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
    Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
    Ve hala bilmiyordun sevgilim
    Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
    Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
    Bütün kazananlar gibi
    Terk ettin.

    Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
    Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
    Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
    Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
    Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
    Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
    Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
    Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
    Çerçevesine sığmayan
    Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
    Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

    Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
    Seni bir şiire düşündükçe
    Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
    Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
    Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
    Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
    Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
    Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
    Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
    'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
    Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
    Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
    Takvim tutmazlığını
    Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
    Daha o gün anlamalıydım
    Benim sana erken
    Senin bana geç kaldığını.

    Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
    Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
    Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
    Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
    Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
    Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
    bakışıyorduk.
    Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
    Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
    Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
    Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
    Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
    Birbirine uzanamayan
    Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
    Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
    Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
    Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
    Ne kalacak bizden?
    Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
    Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
    Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
    Bizden diyorum, ikimizden
    Ne kalacak?

    Şimdi biz neyiz biliyor musun?
    Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
    Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
    Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
    Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
    Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

    Kış başlıyor sevgilim
    Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
    Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
    Oysa yapacak ne çok şey vardı
    Ve ne kadar az zaman
    Kış başlıyor sevgilim
    İyi bak kendine
    Gözlerindeki usul şefkati
    Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
    Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
    Ayrılığımızın kışı başlıyor
    Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

    Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
    Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
    Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
    Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
    Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
    İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
    Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
    Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
    Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
    Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
    Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
    Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

    Dışarda hayat düşmandır size
    İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
    Bir ayrılığın ilk günleridir daha
    Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
    Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
    Kulak verdiğiniz saat tiktakları
    Kaplar tekin olmayan göğümüzü
    Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
    Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
    Bakınıp dururken duvarlara
    Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
    Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
    Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
    Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
    Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
    Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
    Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
    Kendimizi hazırlar gibi.

    Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
    Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
    Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
    Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
    Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
    O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
    Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
    Göremeseniz de, bilirsiniz
    Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

    Bana zamandan söz ediyorlar
    Gelip size zamandan söz ederler
    Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
    Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
    Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
    Dahası onalar da bilirler.
    Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
    Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
    hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
    kolay değildir elbet.
    Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
    Zaman alır.
    Zaman alır sizden bunların yükünü
    O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
    çöker.
    Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
    Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
    O boşluk doldu sanırsınız
    Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

    Gün gelir bir gün
    Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
    O eski ağrı
    Ansızın geri teper.
    Dilerim geri teper.
    Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

    Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
    kavranır.
    Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
    Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
    Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
    Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
    Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
    Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    Günlerin dökümünü yap
    Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
    Kim bilebilir ikimizden başka?
    Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
    Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
    Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
    Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
    Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
    Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
    Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
    Bunlar da bir işe yaramadıysa
    Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

    Bu şiire başladığımda nerde,
    Şimdi nerdeyim?
    Solgun yollardan geçtim.
    Bakışımlı mevsimlerden
    İkindi yağmurlarını bekleyen
    Yaz sonu hüzünlerinden
    Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
    Geçti her cağın bitki örtüsünden
    Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
    Bakarken dünyaya
    Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
    Çicek adlarını ezberlemekten geldim
    Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
    Unuttuklarını hatırlamaktan
    Uzun uzak yolları tarif etmekten
    Haydutluktan ve melankoliden
    Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
    Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
    Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
    Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
    Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

    Bu şiire başladığımda nerde,
    Şimdi nerdeyim?
    Yaram vardı, bir de sözcükler
    Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
    Sayfalar ve günler
    Işık istiyordu yalnızlığım
    Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
    İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
    Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
    Karardı dizeler.
    Aşk...Bitti. Soldu şiir.

    Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
    Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
    Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
    Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
    Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
    Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
    Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
    El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
    Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
    Eksiliyorduk
    Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
    Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
    Yani çoğalarak
    Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
    Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
    Ağır ve acı tanıklıklardan
    Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
    Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
    Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
    Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
    Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
    Ve açık hayatları seviyordu.
    Buraya gelirken
    Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
    Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
    Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
    Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
    panayır yerleri...
    Ölü kelebekler...
    Ölü kelebekler...
    Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

    Adım onların adının yanına yazılmasın diye
    Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
    Acıyla baş etmeyi öğrendim.
    Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
    İpek yollarında kuzey yıldızı
    Aşkın kuzey yıldızı
    Sanırsın durduğun yerde
    Ya da yol üstündedir
    Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
    Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
    Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

    Aşkın bir yolu vardır
    Her yaşta başka türlü geçilen
    Aşkın bir yolu vardır
    Her yaşta biraz gecikilen
    Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
    Gözlerim
    Aşkın kuzey yıldızıdır bu
    Yazları daha iyi görülen
    Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
    İlerlerim
    Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
    Ölü şairlerin imgelerinden kalma
    Sen de değilsin. O da değil
    Kuzey yıldızı daha uzakta
    Yeniden yollara düşerler
    Düşerim
    Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
    Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
    Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
    Yaşamsa yerli yerinde
    Yerli yerinde her şey
    Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
    Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
    Şimdi her şey yeniden
    Yüreğim, o eski aşk kalesi
    Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
    Dönüp ardıma bakıyorum
    Yoksun sen
    Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

    MURATHAN MUNGAN

  • kelime

    19.01.2006 - 15:21

    Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,

    kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş

    Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.

    Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş.

    Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bri btüün oalark oykuorumuşz.

    Bakın nasıl da duzgun okudunuz, ilginç değil mi?

    ben okuyunca çok beğendim paylaşalım dedim

  • ölüm

    17.01.2006 - 17:04

    rüya'dan uyanma gerçekle buluşma zamanı allah hakkımızda hayırlısını nasip eder inşallah

  • su

    17.01.2006 - 16:57

    Şimdi sen SU olduğunu düşün.
    Su kadar özel, su kadar faydalı ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.
    İnanıyorum ki gerçektende öylesin!

    Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ,
    İster nehirler dolusu ak;
    Dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın!
    Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın.
    Unutma, daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin.
    Gürültünün parçası olursun sadece..

    Suyun yanında olanlar, suyu en az içenlerdir.
    Çünkü; “Su nasılsa burada, lüzum yok ki içmeye” diye düşünürler...
    Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi..!

    Su gibi yaşatıcı ol;
    Sel gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!
    Sen bir su ol... Ama rahmet ol; Afet değil!

    Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin;
    Küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene..
    Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe.
    Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller ve afetler gibi!

    Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak!
    Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için,
    Sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

    Yapman gereken şey;
    Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini,
    Düşüneceksin kimin dinleyip kimin dinlemediğini,
    Düşüneceksin kimin anlayıp anlamadığını,
    Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini,
    Hatta anlayanların anladıklarında senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin.. Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek,
    En az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın!

    Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?
    Kaplanlar bile, içebilmek için suyun durulmasını bekler.
    Beyni olan her yaratık gibi!
    Şimdi sen, SU olduğunu düşün.
    Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar tükenmez!
    Su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ve son olarak;
    Su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
    Girebilmeyi öğren insanların damarlarına..!

  • fırtına

    16.01.2006 - 13:00

    http://www.tinyvices.com/storms.html

  • sevmek

    15.01.2006 - 14:08

    sevmek düşünmeden istemeden elinde olmadan hissetmek tanımasanda görmesende sesini duymasanda onunla konuşmak onu düşünmek herşeyi paylaşmak olmasada yanında, herşeyi söylemek anlatmak duymasada sesini, konuşmak onunla hep konuşmak o cevap vermesede sana, onsuz onu yaşayabilmek sevmek..

  • psikolog

    15.01.2006 - 13:42

    her ekran karşısına geçtiklerinde Türkiye'de yok kimse psikoloğa gitmiyomuş yok herkesin ihtiyacı varmış ya anlamıyorum insanların büyük bir bölümü maddi durumu yüzünden parasızlık sıkıntısı yüzünden zaten sorunlar yaşıyor psikolog saati en az 50 ytl peki bu adam yada kadın zaten parasızlıktan bu hale gelmiş sana gelip bir saat konuşucak diye borç 50 ytl'mi alsın anlamıyorum kimin psikoloğa gidipte oh huzur buldum valla adam ne güzel dinledi derdim merdim bitti ne yapcam daha parayı hey allahım tabi bu yazıyı bir psikoloğun okuduğunu düşünemiyorum :)) acilen tedaviye ihtiyacım olduğunu söyleyecektir param yok kardeşim ne anlatcam sana yav işim yok heh işmi bulcan sevgilimle kavga ettim aramızımı düzeltcen yav bırakın bu işleri ohooo

  • İki Genç Kız

    15.01.2006 - 13:34

    sevmedim romanı gerçekle alakası yok sevmedim işte alla alla

  • saçmalamak

    14.01.2006 - 21:13

    şu an yaptığım şey

  • yafta

    14.01.2006 - 21:01

    etiket

  • Zıkkımın kökü

    14.01.2006 - 20:59

    mesela ben her sigara içişimden sonra annemden cıkan kelimeleri çağrıştırıyor zıkkımın kökünü içesiceler ziftin bekide dediği oluyo

  • ehliyet

    14.01.2006 - 01:12

    zannediyorsunuzki olay sınavda sınavı geçtik bi seferde ama iş polise para vermeye gelinceee

Toplam 28 mesaj bulundu