Mitolojide dünyanın oluşumu şöyle anlatılır
Önce kaos vardı ve bu kaostan birden gaia yani toprak ana oluşmuştur.Gaia dan gökyüzü yükseldi.Yani gaia nın kocası uranos oluştu.
O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ki, birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi.
ee tabi her zaman derim aşk sadece geçici bir durumdur.
Onların aşklarının sonuda hiç ii bitmez.
Bu mitin sonunda aşk acı ölüm gözyaşı hepsi var.
Bir edebiyatçı..
Bir gerilla..
piposu ve kar maskesi ile bütünleşmiş.Zapatistaların kar maskeleri takmaları ile ilgili bir çok şey söylenir.Nedenlerden biri güvenlik diğeri yüzleri ile değil düşünce ve eylemleri ile önplana çıkma isteği olarak gösterilir.Marcos bununla ilgili sorulan bir soruya 'Bu maskeyi takıyorum çünkü ben artık eski ben değilim.' şeklinde cevap vermiş.Mücadelelerinde internetten çok faydalandıklarıda bir gerçek.
Arkeolojiyi çok severim.Toprağın altından yıllarca güneş yüzü değmemiş yaşanmışlıkları çıkarmak inanılmaz bir şey olsa gerek.Hep arkeolog olmayı isterdim.:(
Üye olanların bu taikattan her hafta belli sayıda fasikülleri alıp insanlara bedava dağıttıklarını biliyorum.Bu tarikata üye olanların yapması gereken bir ödev.Ayrıca bu fasikülleri ödevlerini tamamlamak amaçlı önlerine gelene veremezler.Kendilerinin deyimi ile ancak o ışığı gördükleri insana yaklaşıp tarikatlarının genel bir tanıtımını yapmak zorundalar.Belli aylarda toplantıları olur.Dağıttıkları fasiküllere göz atma fırsatım oldu(ee hep josefk araştırmacı gazatecilik yapacak değil ya) Son derece uyanık bir tarikat olduğunu söyleyebilirim.İnsanların onlara katılımını sağlayacak bütün zayıf noktalarını kullanmışlar.Mevlana ve Atatürk gibi mesela...İlk önce müslüman bir tarikat olarak göstermeye çalışıyorlar kendilerini ama bazı sorularda açıklar veriyorlar.Mesela müslüman olmadığını söylediğinde gerçek yüzlerini gösterme cesareti bulup biz zaten üç din kitabının artık bu dünyada ki geçerliliğini yitirdiğini düşündüğümüz için varız diyebiliyorlar.Başlarındaki kadın onlar için peygamber.Kitaplarının onlar için kutsal olmasının göstergelerinden biri tek bir pragrafın bile ezberlenemeyeceğinin söylenmesi.Kitaplarına göz atarsanız neden tek bir pragrafın bile ezberlenemeyeceğini anlarsınız çünkü bir paragraf içine o kadar anlamsız ve içi boşaltılmış kelimeler doldurulmuş ki insanın o kadar saçmalığı insanın aklında tutması imkansız.Bu tarz içinde pis hilelerin döndüğü kitap olma değerini bile taşımayan safsataların yanında Kuran-ı Kerim Tevrat incil gibi Kitapların lafını etmek bile saçmalık olur.
Bu kadar şeyi nerden mi biliyorum çünkü bir tanıdığım bu tarikatın misyonerliğini yapıyor.Ne yazıkki bu tarz tarikatlar aklı başında ii insanların birşeylere sarılma ihtiyaçlarından çok ii faydalanıyorlar.
Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik.
Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir
1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu’na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı.20’ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa’yı paravan yapanlar “önceden Atatürkçü geçinirken O’nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı.” suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.
Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.
İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.
Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır.50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.
Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz.101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.
Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur.21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir
Türkiye’nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
Deniz Gezmiş.
Türkiye’yi bugüne getiren süreç Denizler gibi ulusal kurtuluş mücadelesinde kararlı gençler varken olanaklı değildi. Onlar varoldukça Türkiyeyi emperyalistlere bağlayan ip bir yerde mutlaka kopacaktı. Bu yüzden Türkiye’yi emperyalistlere bağlayan ip Denizlerin boğazına dolandı.
“Paran yoksa öl” diyebilmiş bir piyasa düzeni savunuculuğunun gençliği isyan ettirmesine kimse şaşıramaz. Gençliğin bu düzeni ortadan kaldıracak bir devrim istemesi haktır.Denizler böyle bir gidişi gördükleri gibi ona karşı mücadele ettikleri için hedef haline geldiler
Nasıl devrimci gençlik olunacak? Gençlik bir devrimin örgütlenmesinde nasıl bulunacak?
60’lı yıllarda gençlerin kafasını en çok meşgul eden soru buydu herhalde. O dönemin ideolojik ortamını en çok etkileyen de bu sorundu. Gençler devrimci ve antiemperyalist mücadelenin örgütlenmesinde kendilerine yer arıyorlardı. Ancak bildikleri bir şey de bunun yalnızca kitaplar okuyarak öğrenilemeyeceği idi. Ciddi bir ideolojik çalışmanın yanında gençler halkla bağlar kurmaya, devrimci eylemler örgütlemeye giriştiler. Kısa zamanda çok büyük bir kitleselliğe ve halkın içinde önemli bir güce ulaştıkları da söylenebilir.
Ancak bu çaba aynı zamada bir çok yanlışları da beraberinde getirdi ister istemez. En önemli sorun gençliğin ne yapması gerektiği üzerineydi? Denizler ısrarla gençiliğin tüm siyasal partilerden uzak durmaları gerektiğini vurguladılar ki, bu doğruydu. Gençliğin rolü ve doğası hakında gerçekten önemli bir fikirdi bu. Ancak zamanla bu fikir tek başına gençlerin öncü kuvvetler olarak algılanmasına kadar vardı. Hatta bunu da aşarak tüm devrimci eylemin yükünü gençlerin sırtlayabileceklerini düşündüler. Ülkenin siyasal mekanizmasından tümüyle kopup devrimci eylem örgütlemeye girişmek doğruydu, ancak halktan koparak devrimci eylem mümkün değildi.
Silahlı eylem Türkiye koşullarında ister istemez bunu getirdi. Denizler çıkışlarında ve eylemlerinde Kuvayı Milliye’ye dayanıyorlardı. Ancak bunu Latin Amerika benzerlerine koşullayarak salt silahlı eyleme indirgemek büyük bir hataydı, aynı zamanda ülkenin gerçek tarihsel mirasından da kopulmasını getirdi. Gençlik, enerjisini halk kuvvetlerinin bağlarının güçlendirilmesine, örgütlendirilmesine ve bilinçlendirilmesine harcayabileceği bir zamanda ondan tamamen kopmak sonucunu doğuracak bir eylem türüne girişti. Denizlerin önemli yanlışı budur.
İnsanların ii olan tüm sistem ve görüşleri nasıl kötü durumlara soktuklarını gördükçe çoğu kez en güzeli budur belki de derim.Mecmua adında çok hoşta bir dergileri var.
Sosyalizm bir hayal değildir.
Sosyalizm olanaksız da değildir
Eğer öyle olsaydı bazı güçler bu hayalden bu kadar korkmazdı.
Sosyalizm rekabetin yerinin insanlar arasında ki işbirliği ve yardımseverliğin almasıdır.Rusya da bu sistemin başarısız olduğunu söyleyenler; ilginç bir şey söyleyeyim mi Rusyada çöken sosyalizm değildi.Rusya ilk başlarda sosyalizm kıyafetini üstüne giymeye çalıştı.Ama sonradan batının serbest piyasa kapitalist anlayışı ile yarış içine girdi.Sosyalizm sömürünün olmaması demekti değil mi? .Sömürünün olmaması için rekabet olmamalı.Ama Rusya diğer ülkülerle yarış çalışmalarına başladı.İlk olarakta kapitalist ülkelerle rekabet etmek için sanayisini geliştirmeyi ilk öncelik kabul etti.Eşitlik, özgürlük gibi kavramlar arka plana atıldı bu yarış içinde.Yani Rusyada çöken kapitalist devlet anlayışından başka birşey değildir.
YA BARBARLIK İÇİNDE ÇÖKÜŞ YA SOSYALİZM!
zeki müren
13.10.2003 - 12:41Küçüken kadınmı erkek mi anlayamadığım ve en son çare olarak ayakkabılarından anlamaya çalıştığım (bu yöntemde başarılı olamamıştı)
kişi.
kız kulesi
07.10.2003 - 10:05Başlık parası ile satılığa çıkarılmış ve bizim olmaktan çıkmış mavi saçlı bir kızdır.
gaia
03.10.2003 - 11:59Mitolojide dünyanın oluşumu şöyle anlatılır
Önce kaos vardı ve bu kaostan birden gaia yani toprak ana oluşmuştur.Gaia dan gökyüzü yükseldi.Yani gaia nın kocası uranos oluştu.
O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ki, birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi.
ee tabi her zaman derim aşk sadece geçici bir durumdur.
Onların aşklarının sonuda hiç ii bitmez.
Bu mitin sonunda aşk acı ölüm gözyaşı hepsi var.
amelie
03.10.2003 - 11:31masalsı film dedikleri bu olsa gerek.
subcommandante marcos
03.10.2003 - 11:27Bir edebiyatçı..
Bir gerilla..
piposu ve kar maskesi ile bütünleşmiş.Zapatistaların kar maskeleri takmaları ile ilgili bir çok şey söylenir.Nedenlerden biri güvenlik diğeri yüzleri ile değil düşünce ve eylemleri ile önplana çıkma isteği olarak gösterilir.Marcos bununla ilgili sorulan bir soruya 'Bu maskeyi takıyorum çünkü ben artık eski ben değilim.' şeklinde cevap vermiş.Mücadelelerinde internetten çok faydalandıklarıda bir gerçek.
biri yer biri bakar paradoksu
03.10.2003 - 10:41Birinin yediği
Diğerinin baktığı
Ama asla kıyametin kapmadığı...
işte paradoksun ta kendisi..
kota
30.09.2003 - 10:45serbest kürsünün ilacı olarak görülen hastalık
küreselleşme
09.09.2003 - 10:35sana dayatılan içi boş kültür
küreselleşme
09.09.2003 - 10:34kalıptan çıkmış insanlar.
fight club / Dövüş Kulübü
29.08.2003 - 17:09Sarsıcı
arkeoloji
23.07.2003 - 15:05Arkeolojiyi çok severim.Toprağın altından yıllarca güneş yüzü değmemiş yaşanmışlıkları çıkarmak inanılmaz bir şey olsa gerek.Hep arkeolog olmayı isterdim.:(
prisma
17.07.2003 - 13:06Ayrıca bu tarz tarikatların deizm ile bir ilgisi yoktur.Tek amaçları kendilerini peygamber gibi gösterip paraları ceplerine indirmektir.
prisma
17.07.2003 - 13:04Üye olanların bu taikattan her hafta belli sayıda fasikülleri alıp insanlara bedava dağıttıklarını biliyorum.Bu tarikata üye olanların yapması gereken bir ödev.Ayrıca bu fasikülleri ödevlerini tamamlamak amaçlı önlerine gelene veremezler.Kendilerinin deyimi ile ancak o ışığı gördükleri insana yaklaşıp tarikatlarının genel bir tanıtımını yapmak zorundalar.Belli aylarda toplantıları olur.Dağıttıkları fasiküllere göz atma fırsatım oldu(ee hep josefk araştırmacı gazatecilik yapacak değil ya) Son derece uyanık bir tarikat olduğunu söyleyebilirim.İnsanların onlara katılımını sağlayacak bütün zayıf noktalarını kullanmışlar.Mevlana ve Atatürk gibi mesela...İlk önce müslüman bir tarikat olarak göstermeye çalışıyorlar kendilerini ama bazı sorularda açıklar veriyorlar.Mesela müslüman olmadığını söylediğinde gerçek yüzlerini gösterme cesareti bulup biz zaten üç din kitabının artık bu dünyada ki geçerliliğini yitirdiğini düşündüğümüz için varız diyebiliyorlar.Başlarındaki kadın onlar için peygamber.Kitaplarının onlar için kutsal olmasının göstergelerinden biri tek bir pragrafın bile ezberlenemeyeceğinin söylenmesi.Kitaplarına göz atarsanız neden tek bir pragrafın bile ezberlenemeyeceğini anlarsınız çünkü bir paragraf içine o kadar anlamsız ve içi boşaltılmış kelimeler doldurulmuş ki insanın o kadar saçmalığı insanın aklında tutması imkansız.Bu tarz içinde pis hilelerin döndüğü kitap olma değerini bile taşımayan safsataların yanında Kuran-ı Kerim Tevrat incil gibi Kitapların lafını etmek bile saçmalık olur.
Bu kadar şeyi nerden mi biliyorum çünkü bir tanıdığım bu tarikatın misyonerliğini yapıyor.Ne yazıkki bu tarz tarikatlar aklı başında ii insanların birşeylere sarılma ihtiyaçlarından çok ii faydalanıyorlar.
yaşlanmak
17.07.2003 - 09:44Pişmek.
deniz gezmiş
15.07.2003 - 17:39THKO Davası Savunması'ndan
Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik.
Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir
1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu’na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı.20’ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa’yı paravan yapanlar “önceden Atatürkçü geçinirken O’nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı.” suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.
Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.
İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.
Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır.50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.
Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz.101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.
Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur.21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir
deniz gezmiş
15.07.2003 - 17:27Türkiye’nin bağımsızlığından
başka bir şey istemedim.
Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi
Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
Deniz Gezmiş.
deniz gezmiş
15.07.2003 - 17:26Türkiye’yi bugüne getiren süreç Denizler gibi ulusal kurtuluş mücadelesinde kararlı gençler varken olanaklı değildi. Onlar varoldukça Türkiyeyi emperyalistlere bağlayan ip bir yerde mutlaka kopacaktı. Bu yüzden Türkiye’yi emperyalistlere bağlayan ip Denizlerin boğazına dolandı.
“Paran yoksa öl” diyebilmiş bir piyasa düzeni savunuculuğunun gençliği isyan ettirmesine kimse şaşıramaz. Gençliğin bu düzeni ortadan kaldıracak bir devrim istemesi haktır.Denizler böyle bir gidişi gördükleri gibi ona karşı mücadele ettikleri için hedef haline geldiler
Nasıl devrimci gençlik olunacak? Gençlik bir devrimin örgütlenmesinde nasıl bulunacak?
60’lı yıllarda gençlerin kafasını en çok meşgul eden soru buydu herhalde. O dönemin ideolojik ortamını en çok etkileyen de bu sorundu. Gençler devrimci ve antiemperyalist mücadelenin örgütlenmesinde kendilerine yer arıyorlardı. Ancak bildikleri bir şey de bunun yalnızca kitaplar okuyarak öğrenilemeyeceği idi. Ciddi bir ideolojik çalışmanın yanında gençler halkla bağlar kurmaya, devrimci eylemler örgütlemeye giriştiler. Kısa zamanda çok büyük bir kitleselliğe ve halkın içinde önemli bir güce ulaştıkları da söylenebilir.
Ancak bu çaba aynı zamada bir çok yanlışları da beraberinde getirdi ister istemez. En önemli sorun gençliğin ne yapması gerektiği üzerineydi? Denizler ısrarla gençiliğin tüm siyasal partilerden uzak durmaları gerektiğini vurguladılar ki, bu doğruydu. Gençliğin rolü ve doğası hakında gerçekten önemli bir fikirdi bu. Ancak zamanla bu fikir tek başına gençlerin öncü kuvvetler olarak algılanmasına kadar vardı. Hatta bunu da aşarak tüm devrimci eylemin yükünü gençlerin sırtlayabileceklerini düşündüler. Ülkenin siyasal mekanizmasından tümüyle kopup devrimci eylem örgütlemeye girişmek doğruydu, ancak halktan koparak devrimci eylem mümkün değildi.
Silahlı eylem Türkiye koşullarında ister istemez bunu getirdi. Denizler çıkışlarında ve eylemlerinde Kuvayı Milliye’ye dayanıyorlardı. Ancak bunu Latin Amerika benzerlerine koşullayarak salt silahlı eyleme indirgemek büyük bir hataydı, aynı zamanda ülkenin gerçek tarihsel mirasından da kopulmasını getirdi. Gençlik, enerjisini halk kuvvetlerinin bağlarının güçlendirilmesine, örgütlendirilmesine ve bilinçlendirilmesine harcayabileceği bir zamanda ondan tamamen kopmak sonucunu doğuracak bir eylem türüne girişti. Denizlerin önemli yanlışı budur.
TÜRK SOLU.
akgün akova
14.07.2003 - 14:35Okumaya doyamam ve defalarca okusamda bıkmam desem.
edip cansever
07.07.2003 - 12:47İçimi acıtır bazen;
Sen yoksun
Cevrende kimseler yok
Zengin de olsan
Yoksullugun gitmez
anarşi
04.07.2003 - 16:56İnsanların ii olan tüm sistem ve görüşleri nasıl kötü durumlara soktuklarını gördükçe çoğu kez en güzeli budur belki de derim.Mecmua adında çok hoşta bir dergileri var.
sosyalizm
04.07.2003 - 11:38Sosyalizm bir hayal değildir.
Sosyalizm olanaksız da değildir
Eğer öyle olsaydı bazı güçler bu hayalden bu kadar korkmazdı.
Sosyalizm rekabetin yerinin insanlar arasında ki işbirliği ve yardımseverliğin almasıdır.Rusya da bu sistemin başarısız olduğunu söyleyenler; ilginç bir şey söyleyeyim mi Rusyada çöken sosyalizm değildi.Rusya ilk başlarda sosyalizm kıyafetini üstüne giymeye çalıştı.Ama sonradan batının serbest piyasa kapitalist anlayışı ile yarış içine girdi.Sosyalizm sömürünün olmaması demekti değil mi? .Sömürünün olmaması için rekabet olmamalı.Ama Rusya diğer ülkülerle yarış çalışmalarına başladı.İlk olarakta kapitalist ülkelerle rekabet etmek için sanayisini geliştirmeyi ilk öncelik kabul etti.Eşitlik, özgürlük gibi kavramlar arka plana atıldı bu yarış içinde.Yani Rusyada çöken kapitalist devlet anlayışından başka birşey değildir.
YA BARBARLIK İÇİNDE ÇÖKÜŞ YA SOSYALİZM!
bülent ortaçgil
02.07.2003 - 17:43dinlerken dinlenir insan
kara lahana
02.07.2003 - 17:39Bizim oralarda çok yapılır.Benimse pek yemeyi başardığım söylenemez.
enigma
02.07.2003 - 16:17Enigma=Güzel Müzik
Toplam 90 mesaj bulundu