Gecenin yarısı
Kerpiç evin balkonundayım
Gökyüzünde yıldızlar ve ben
Dut ağacının rüzgârla yaptığı dans
Gecenin karanlığında
Yalnızım diyorum kendi kendime
Ama yalnız değilim
Sen de varsın yanımda
Sen söylemiştin bana;
“kardeş bu dünyada herkes anamızı soruyor...”
Anamızı soruyor da herkes
Anamız bile anamızı soruyor
Kardeş olmak için
Bir babadan olma, bir anadan doğmak mı gerek
Kardeş olmak
Tunceli dağlarında, Bingöl yaylalarında
Muş ovasında, Palandöken’de
Beraberce gezmek
Kardeş olmak
On bin fitte özgürce uçmak
Sevgiliyle el ele gezmek değil
Binlerce kilometre yolu uykusuz geçirmek
Uzağım fersah fersah
Kalbim ve yüreğim orda kaldı
Ceset gibi oldu bedenim
Kalpsiz ve yüreksiz olunca
Ruhum da kaldı
Bir ben kalamadım
Hiçbir şeysiz
Yaşam olur mu?
Sen,
Ben,
Kalp ve yürek
Hiç olmasaydık ne olurdu?
Sana
Dostum diyemem ki
Sevgilim hiç diyemem
Arkadaşım olur musun da diyemem
Sana
Bir tanem de diyemem
Tüm bunlara hakkım yok
Hiçbir şey söylemeye
Bunlar sana yakışmaz
Hakaret dolu bu sözler
Sen bunları hak etmiyorsun ki
Sana
Yakışacak kelimeyi daha bulamadım
İnanmalısın
Anlatamıyorum
Düğümleniyor tüm sözler
Kuruyor mürekkepten denizler
Tükeniyor ağaçtan kalemler
Kayboluyorum
Sonsuza dek
Ancak
Beni bulacak olan sen
Neredesin….
Ben
Sen
O
Ve deli kız
Sen bir tanesin
O çok saf ve temiz
Deli kız delilerin delisi
Ben ise
Köpeklere maskara olmuş
Yaşlı bir kurt
Yeter bu kadar dost bize
İki bin yıl önce
Roma da bir arenada
Delilerin alkışları arasında
Gladyatörüm
Ben ve beş aslan
Kaplan gibi olsam da
Tozlara bulansam da
Gücüm tükeniyor
Yüzlerce pençe
Binlerce diş yarası
Öldürmüyor beni
Aksine
Gücüme güç katıyor
Şah damarıma gelen pençe
Yıkıyor
Bir anda
Akan kanımda boğuluyorum
Dalgalar vuruyor beni kayalıklara
Paramparça oluyorum
İşim bitiyor
Aslanlara yem oldum
Hayattayken değerliydim
Gömüyorlar kimsesizler mezarlığına
Kimsesizdim
Hepten kimsesiz oldum
Nelere şahit olmadım ki
İki bin yılda
En güzellere, en çirkinlere
İyi ki ölmüşüm
Daracık ta olsa kabrim
Geniş sizin dünyanızdan…
Aşk Tarifi
Sen
Dostumsun
Dertlerimi en iyi sen anlarsın
Dermansın ilaçsın
Her zaman sabırla dinlersin
Açık sözlüsün
Çok özelmişim gibi içten davranıyorsun
İçimden geçenleri okuyorsun
Öl desem öleceksin
Çok safsın
İki yüzlü değilsin
Gerçeklerden korkmazsın
Çok cesursun
Bir tanesin
Beni mutlu görmek seni
Seni mutlu görmek beni mutlu ediyor
Sırdaşımsın
Arkadaşımsın
Yaşam kaynağımsın
Uğruna yaşanacak, ölünecek insansın
Çok tatlısın
Dünya tatlısı
Dünya kötülükleri, sen iyilikleri temsil ediyorsun
En zor günlerde yanımdasın
Sıkıntılarımı sayende atıyorum
Hayata yeniden dönüyorum
Yokluğun acı
Varlığın huzur veriyor
Her şeyimi biliyorsun
Her şeyi paylaşıyorsun
Fedakârsın
Ben sana…
Bedenine veya dış görünümüne değil
O temiz kalbine
Ruhuna ve yüreğine aşığım
Sıralamaya kalksam çok…
Dünyanın tüm iyiliklerini
Güzelliklerin sen de buldum
En büyük desteğimsin
Teselli kaynağımsın
Sevinçli günümde sevincimi paylaşırsın
Kendimi sen de görüyorum
Hiçbir insanı sen kadar sevmedim
Sevmek te istemem
Hayat boş ve anlamsız
yalnız seninle anlam kazanıyor
hiç yalan söylemedin
aldatmadın
benim seni sevdiğim gibi
beni sevdiğini biliyorum
şefkatini kimseden görmedim
beni sahiplenmenle çok özel biri oldum
öylesine saygı duyuyorum ki sana
kırılmaman için her şeyi yaparım
içten ve duygusalsın
senin sevgini bedenimde değil
ruhumun derinliklerinde hissediyorum
sen gelip geçici bir şey değilsin
her zaman kalıcısın
kalacaksın….
KARANLIKTA SABAH KUŞLARI – Ahmet Altan - 4. Baskı Kasım 1997 – Can Yayınları – 142 Sayfa
Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.
İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar.
Aşk, sevdiğine olduğu kadar kendi derinliklerine de bağlar insanı, bir başkasına aşık olduğun sürece kendine de aşık olursun...
Bir orospuyken bir azize, bir azizeyken bir orospu olursu ve ancak aşıkken anlarsın arada bir fark olmadığını.
Hayatınız kıymetli, hayatınızdan daha kıymetli bir şeyiniz yok çünkü.
Ve inanın, hayat içi boşaldıkça ağırlaşıyor. Taşınması zor bir yük olur.
O boşluğu saklamak için siz de başlarsınız yalanlara, ne kadar boşalırsa hayatınız o kadar çok yalan söyler, cakalanırsınız ve boş bir hayatı taşımanın aslında nasıl da büyük bir akıllılık olduğunu anlatmaya koyulursunuz.
Gerçekleri sıradan cümleler söyler bize. Hayatımızı onlar belirler. Bir de büyük cümlelerde bize yalanlar söyler.
Özlemek, o yakıcı istek, bilinen her şeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
Her şeyi kaybetsen de hayallerini kaybetmeyeceksin.
Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde.
“Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız göze alamadığınız yakınlıklar da acıtır.” Haydar Ergülen.
Unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek. En hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde.
Acıdan kaçıyorsan mutlu olamazsın, mutlu olacaksan acı çekeceksin.
Hepimiz gizli gizli, hayatımız boyunca çeşitli mutluluk kavşaklarından geçtiğimizi biliyoruz, genellikle o kavşaklarda ters yana döndüğümüzde.
Ağır bir şekilde yaşıyoruz biz hayatımızı. Mutluluk kavşaklarında hafif manevralar yapmıyor, ağır hamlelerle mutsuzluğa ve pişmanlığa doğru yürüyoruz.
Hepimizin hayatından bazı hayaller yürüyüp geçti, hayatımızda alabilirlerdi, onlara izin vermedik, söylenmesi gerekenleri söylemedik onlara “kal” demedik, “gel” demedik, “geliyorum” demedik.
Kadınları kendine aşık ettikten sonra öldüren Mavi Sakal, ölüme giden yolun bir katilin cazibesiyle döşeyerek efsaneleşti; Londra’nın sis basmış puslu gecelerinde orospuları bıçaklayarak öldüren Karındeşen Jack, peşinde bıraktığı kanlı izleri takip edenleri bir meçhule taşıyarak, alaycı insafsızlığıyla tarihe geçti.
Pusularla, ihanetlerle, saldırılarla, geri çekilmelerle, mütarekelerle, kaçışlarla, esaretlerle dolu bir savaşı yalnız başımıza yaşıyoruz, kim galip gelirse gelsin bir tarafımız hep yeniliyor.
Yenilmeden galip gelemiyoruz.
Her zafer bir yenilginin izini bırakıyor derinimizde.
Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor.
Kendi kendimizle savaşarak yürüyoruz.
Ve savaş, biz bittiğimizde bitiyor ancak.
Nietzsche bir dahiydi, Salome Andree Lou Salome bir zeki.
Zeka, dehayı sevmedi.
Dahi, zeki olana tutuldu.
Aradaki yaş farkına rağmen, daha çocuk olan, daha güçsüz olan, daha şaşkın olan ve delirmeye daha yakın olan dahiydi.
Nietzsche, sevilmediği için öldü.
Edgar Alan Poe, sevdiğini kaybettiği için.
Sefalet içinde süren hayatlarına daha fazla dayanamayan karısı vereme yakalanıp gün be gün eriyerek ayrıldı bu dünyadan.
Bir daha dönmemek için gittiğinde yaşı Nietzsche’ninkinden daha fazla değildi.
Her insanın bir ilk aşkı vardır ya
Görse de dünya güzelini
İlk aşk ki onun yeri bir başka
Vatanımın her karış toprağı güzel ama
Benim Yalova’m bir başka
Gezdim
Urfa, Antep, Maraş’ı
Çiğköfte, baklava, dondurma
Tattım ama
Benim Yalova’m ise bir başka
Tanıdım
Efeyi, zeybeği, gakkoşu, dadaşı
Dağları, ovaları
Karış karış her toprağı
Benim Yalova’m ise bir başka
Çınarcık, Termal’i,
Masmavi denizi
Çınarlarla süslü sahili
Dağları zeytin ağaçları ile bezeli
Benim Yalova’m bir başka
mezar taşı yazıları
24.11.2008 - 18:48Mezar Taşı
Sarılı köyünde
eski mezarlıkta
yaşlı bir mezar taşı
'ey yolcu dur
ben de senin gibi idim
sen de benim gibi olacaksın
*felahı kara toprakta bulacaksın'
demişti.
ismi silinmişti
sözü kalmıştı yadiğar
kurtuluşu bulmuştu
kara toprakta...
* felah (kurtuluş)
gül
01.10.2008 - 23:24Güllerin en güzelisin
Sen
Günahsızların en masumu
İsa’nın annesi gibi
Hem gülsün, hem Meryem…
özgür kız
01.10.2008 - 23:21Düşümde de
Olsa
Bir
Çingene çadırı
Kadar
Özgür
Olmak…
kardeş türküler
01.10.2008 - 23:19Gecenin yarısı
Kerpiç evin balkonundayım
Gökyüzünde yıldızlar ve ben
Dut ağacının rüzgârla yaptığı dans
Gecenin karanlığında
Yalnızım diyorum kendi kendime
Ama yalnız değilim
Sen de varsın yanımda
Sen söylemiştin bana;
“kardeş bu dünyada herkes anamızı soruyor...”
Anamızı soruyor da herkes
Anamız bile anamızı soruyor
Kardeş olmak için
Bir babadan olma, bir anadan doğmak mı gerek
Kardeş olmak
Tunceli dağlarında, Bingöl yaylalarında
Muş ovasında, Palandöken’de
Beraberce gezmek
Kardeş olmak
On bin fitte özgürce uçmak
Sevgiliyle el ele gezmek değil
Binlerce kilometre yolu uykusuz geçirmek
Harput vadisinde rüzgârda titremek
Dert dinlemek
Türkü söylediğinde
Yürekten ağlamak
Dünya bu
Beraberce gülmek herkesin harcı
Beraberce ağlamak ise
Kardeşliktir kardeşim
Çeyrek asır dost olmak
Kardeş olmaktan da öte
İnsanın anasının bile anasını sorduğu bu devirde
Kardeşsin sen kardeşim benim…
kalp
01.10.2008 - 23:17Uzağım fersah fersah
Kalbim ve yüreğim orda kaldı
Ceset gibi oldu bedenim
Kalpsiz ve yüreksiz olunca
Ruhum da kaldı
Bir ben kalamadım
Hiçbir şeysiz
Yaşam olur mu?
Sen,
Ben,
Kalp ve yürek
Hiç olmasaydık ne olurdu?
hazan mevsimi
01.10.2008 - 23:15Mevsimlerden sonbahar
Bir sonbaharda kaybetmiştim seni
Sevmem onun için
Hazan mevsimini
Terk ettin sessizce
Gizlice usul susul
Bir hırsız gibi girdin
Ayrıldın ve gittin
Mevsimleri severim
Kavurucu sıcağı ile yazı
Dondurucu soğuğu ile kışı
Kelebekleri uçuran ilk baharı
Yalnızca seni sevmiyorum
Aldın gittin
En sevdiğim parçamı
Hazan mevsimi
hatıralar
01.10.2008 - 23:13Elimde tek kalan
O güzel hatıralar
Beni öldüren
Yaşam veren hatıralar
Bir 17 Ağustos akşamında
İlan-ı aşk etmiştin bana
Bugün unutulur mu
En kıymetli hatıram
Can çekişiyordum karşında
Köhne bir kafede
Güven ve huzur verdin
Bir gülüşünle hayata bağladın
Minnettarım sana
Bomboş olan hayatımı doldurdun
Birkaç hatıra olsa da yeter bana
Az şeylerle de yetinirim ben
O günleri unutamam
Benim için gülmeni
Sen bilemezsin ki
Hatıralar yaşatıyor beni…
DR.HASRET ŞAHİN
01.10.2008 - 23:11Her şeye hasret
Bana, sana, herkese
Nelere hasretsin
Bir ekmeğe
Bir bardak suya
Ve sevgiye
dost
01.10.2008 - 23:09Seni
Anlatmaya yetmez
Kelimeler
Nereden başlasam
Bulunmaz insan
Gönlümün tahtına
Oturan sultan
canım sevgilim
01.10.2008 - 23:08Sana
Dostum diyemem ki
Sevgilim hiç diyemem
Arkadaşım olur musun da diyemem
Sana
Bir tanem de diyemem
Tüm bunlara hakkım yok
Hiçbir şey söylemeye
Bunlar sana yakışmaz
Hakaret dolu bu sözler
Sen bunları hak etmiyorsun ki
Sana
Yakışacak kelimeyi daha bulamadım
İnanmalısın
Anlatamıyorum
Düğümleniyor tüm sözler
Kuruyor mürekkepten denizler
Tükeniyor ağaçtan kalemler
Kayboluyorum
Sonsuza dek
Ancak
Beni bulacak olan sen
Neredesin….
dert olur
01.10.2008 - 23:06Derdimsin benim
Dermanımsın da
Çöllerde çaresizim
Olur musun serabım
Ey yar
Ol bana serap
Susuzluktan ölsem de
Hayal bile yeter bana
Neredesin dertlerin en güzeli
Dermansızların dermanı
Issız çöllerin vahası
Gider susuzluğumu…
dalgalar konuştuklarımızı gizliyor
01.10.2008 - 23:04Dalgalar acımasızca
Yalar kıyıları
Ben, sensiz
Sevmiyorum ki geceleri
Geceler o ki ıssız bir vadi
Her yanım uçurum
Düşüyorum kuşun kanadındaki tüy gibi
Çarptığım kayalar paramparça
Ey güzeller güzeli
Yar gel şu karanlıklardan
ismini söylesem de
yine de gelmeyeceksin…
hasta olmuş kızın çaresiz sevgilisi
01.10.2008 - 23:03Ölüyordum be ki
Bana çare oldun
Kendine olamadın ki
Neden…
benim tek dostum...
01.10.2008 - 23:01Ben
Sen
O
Ve deli kız
Sen bir tanesin
O çok saf ve temiz
Deli kız delilerin delisi
Ben ise
Köpeklere maskara olmuş
Yaşlı bir kurt
Yeter bu kadar dost bize
kimsesizlik
01.10.2008 - 22:59İki bin yıl önce
Roma da bir arenada
Delilerin alkışları arasında
Gladyatörüm
Ben ve beş aslan
Kaplan gibi olsam da
Tozlara bulansam da
Gücüm tükeniyor
Yüzlerce pençe
Binlerce diş yarası
Öldürmüyor beni
Aksine
Gücüme güç katıyor
Şah damarıma gelen pençe
Yıkıyor
Bir anda
Akan kanımda boğuluyorum
Dalgalar vuruyor beni kayalıklara
Paramparça oluyorum
İşim bitiyor
Aslanlara yem oldum
Hayattayken değerliydim
Gömüyorlar kimsesizler mezarlığına
Kimsesizdim
Hepten kimsesiz oldum
Nelere şahit olmadım ki
İki bin yılda
En güzellere, en çirkinlere
İyi ki ölmüşüm
Daracık ta olsa kabrim
Geniş sizin dünyanızdan…
aşka dair
01.10.2008 - 22:56Aşk Tarifi
Sen
Dostumsun
Dertlerimi en iyi sen anlarsın
Dermansın ilaçsın
Her zaman sabırla dinlersin
Açık sözlüsün
Çok özelmişim gibi içten davranıyorsun
İçimden geçenleri okuyorsun
Öl desem öleceksin
Çok safsın
İki yüzlü değilsin
Gerçeklerden korkmazsın
Çok cesursun
Bir tanesin
Beni mutlu görmek seni
Seni mutlu görmek beni mutlu ediyor
Sırdaşımsın
Arkadaşımsın
Yaşam kaynağımsın
Uğruna yaşanacak, ölünecek insansın
Çok tatlısın
Dünya tatlısı
Dünya kötülükleri, sen iyilikleri temsil ediyorsun
En zor günlerde yanımdasın
Sıkıntılarımı sayende atıyorum
Hayata yeniden dönüyorum
Yokluğun acı
Varlığın huzur veriyor
Her şeyimi biliyorsun
Her şeyi paylaşıyorsun
Fedakârsın
Ben sana…
Bedenine veya dış görünümüne değil
O temiz kalbine
Ruhuna ve yüreğine aşığım
Sıralamaya kalksam çok…
Dünyanın tüm iyiliklerini
Güzelliklerin sen de buldum
En büyük desteğimsin
Teselli kaynağımsın
Sevinçli günümde sevincimi paylaşırsın
Kendimi sen de görüyorum
Hiçbir insanı sen kadar sevmedim
Sevmek te istemem
Hayat boş ve anlamsız
yalnız seninle anlam kazanıyor
hiç yalan söylemedin
aldatmadın
benim seni sevdiğim gibi
beni sevdiğini biliyorum
şefkatini kimseden görmedim
beni sahiplenmenle çok özel biri oldum
öylesine saygı duyuyorum ki sana
kırılmaman için her şeyi yaparım
içten ve duygusalsın
senin sevgini bedenimde değil
ruhumun derinliklerinde hissediyorum
sen gelip geçici bir şey değilsin
her zaman kalıcısın
kalacaksın….
ahmet altan
30.09.2008 - 21:44KARANLIKTA SABAH KUŞLARI – Ahmet Altan - 4. Baskı Kasım 1997 – Can Yayınları – 142 Sayfa
Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.
İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar.
Aşk, sevdiğine olduğu kadar kendi derinliklerine de bağlar insanı, bir başkasına aşık olduğun sürece kendine de aşık olursun...
Bir orospuyken bir azize, bir azizeyken bir orospu olursu ve ancak aşıkken anlarsın arada bir fark olmadığını.
Hayatınız kıymetli, hayatınızdan daha kıymetli bir şeyiniz yok çünkü.
Ve inanın, hayat içi boşaldıkça ağırlaşıyor. Taşınması zor bir yük olur.
O boşluğu saklamak için siz de başlarsınız yalanlara, ne kadar boşalırsa hayatınız o kadar çok yalan söyler, cakalanırsınız ve boş bir hayatı taşımanın aslında nasıl da büyük bir akıllılık olduğunu anlatmaya koyulursunuz.
Gerçekleri sıradan cümleler söyler bize. Hayatımızı onlar belirler. Bir de büyük cümlelerde bize yalanlar söyler.
Özlemek, o yakıcı istek, bilinen her şeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor.
Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
Her şeyi kaybetsen de hayallerini kaybetmeyeceksin.
Hatırlamak için harcadığımızdan çok daha fazla çabayı unutmak için harcıyoruz herhalde.
“Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız göze alamadığınız yakınlıklar da acıtır.” Haydar Ergülen.
Unutuyoruz, her unutuşta biraz daha eksilerek. En hatırlanacak olanları unutmak derin sürgün yaraları açıyor içimizde.
Acıdan kaçıyorsan mutlu olamazsın, mutlu olacaksan acı çekeceksin.
Hepimiz gizli gizli, hayatımız boyunca çeşitli mutluluk kavşaklarından geçtiğimizi biliyoruz, genellikle o kavşaklarda ters yana döndüğümüzde.
Ağır bir şekilde yaşıyoruz biz hayatımızı. Mutluluk kavşaklarında hafif manevralar yapmıyor, ağır hamlelerle mutsuzluğa ve pişmanlığa doğru yürüyoruz.
Hepimizin hayatından bazı hayaller yürüyüp geçti, hayatımızda alabilirlerdi, onlara izin vermedik, söylenmesi gerekenleri söylemedik onlara “kal” demedik, “gel” demedik, “geliyorum” demedik.
Kadınları kendine aşık ettikten sonra öldüren Mavi Sakal, ölüme giden yolun bir katilin cazibesiyle döşeyerek efsaneleşti; Londra’nın sis basmış puslu gecelerinde orospuları bıçaklayarak öldüren Karındeşen Jack, peşinde bıraktığı kanlı izleri takip edenleri bir meçhule taşıyarak, alaycı insafsızlığıyla tarihe geçti.
Pusularla, ihanetlerle, saldırılarla, geri çekilmelerle, mütarekelerle, kaçışlarla, esaretlerle dolu bir savaşı yalnız başımıza yaşıyoruz, kim galip gelirse gelsin bir tarafımız hep yeniliyor.
Yenilmeden galip gelemiyoruz.
Her zafer bir yenilginin izini bırakıyor derinimizde.
Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor.
Kendi kendimizle savaşarak yürüyoruz.
Ve savaş, biz bittiğimizde bitiyor ancak.
Nietzsche bir dahiydi, Salome Andree Lou Salome bir zeki.
Zeka, dehayı sevmedi.
Dahi, zeki olana tutuldu.
Aradaki yaş farkına rağmen, daha çocuk olan, daha güçsüz olan, daha şaşkın olan ve delirmeye daha yakın olan dahiydi.
Nietzsche, sevilmediği için öldü.
Edgar Alan Poe, sevdiğini kaybettiği için.
Sefalet içinde süren hayatlarına daha fazla dayanamayan karısı vereme yakalanıp gün be gün eriyerek ayrıldı bu dünyadan.
Bir daha dönmemek için gittiğinde yaşı Nietzsche’ninkinden daha fazla değildi.
yalova
06.09.2008 - 14:07Yalova
“Yalova benim kentimdir…”
K. Atatürk
Her insanın bir ilk aşkı vardır ya
Görse de dünya güzelini
İlk aşk ki onun yeri bir başka
Vatanımın her karış toprağı güzel ama
Benim Yalova’m bir başka
Gezdim
Urfa, Antep, Maraş’ı
Çiğköfte, baklava, dondurma
Tattım ama
Benim Yalova’m ise bir başka
Tanıdım
Efeyi, zeybeği, gakkoşu, dadaşı
Dağları, ovaları
Karış karış her toprağı
Benim Yalova’m ise bir başka
Çınarcık, Termal’i,
Masmavi denizi
Çınarlarla süslü sahili
Dağları zeytin ağaçları ile bezeli
Benim Yalova’m bir başka
aşk
06.09.2008 - 14:00Seni Öyle sevdim ki Desem Yalan.
Sen Beni çok sevdin O da yalan.
Yalan… Her şey yalan.
Hayatın tümü.
Aşk ise Kuyruklu yalan...
Toplam 19 mesaj bulundu