Korkularım var benim
Korkuyorum...
Yokluğundan korktuğum kadar, varlığından korkuyorum...
hayatımda bir SEN olamayacağından korktuğum kadar, yaşamıma eklenecek bir SEN olgusundan korkuyorum...
senden gelecek tüm güzelliklere kucak açmak istediğim kadar,
o güzellikleri yakalayamamaktan...
bana olacak yakınlığının, bağlının adını SEVDA koymak istediğim kadar,
bu isimle kendi adımı birleştirememekten korkuyorum...
yüreğimde bu adı yerleştirecek bir kapı aralayamamaktan..
hislerine tercüman olacak tüm güzel kelimeleri, -yüzüm kızararak ta olsa- duymak istediğim kadar bu ifadelere alışmaktan,
SANA alışmaktan, sevgine alışmaktan korkuyorum
güvensizliğime rağmen, güvenme sorunuma rağmen
sana güvenmekten te, güvenememekten de korkuyorum...
aradaığımı bulmak istediğim kadar, bulduğumu farkedememekten,
geç kalmaktan ve hatta bulduğumu farketmiş olmaktan..
buna inanmaktan korkuyorum...
adı kalbimde açacak çiçeği görmek istediğim kadar,
o çiçeği kabul etmeyecek olan benliğimle savaşmaktan ta..
savaşı bırakıp çiçekle yaşamaya başlamaktan da korkuyorum....
ve yaşamaya başlamaktan...
yaşarken üzmekten, üzülmekten....
mutlu olmak isterken mutsuz etmekten...
SONRA..........
korkularımla yüzleşip, hayatımda risk alamadığım tek meselede
riski göze aldıktan sonra....
sevdikten sonra...
bağlandıktan sonra...
İKİ OLMAYI BAŞARDIKTAN SONRA
TEK KALMAKTAN KORKUYORUM!
Yakında uzaklığı yaşamaktan
yüreğinden yavaş yavaş çıkıyor olduğumu görmekten...
sevgi kelimelerinin tükenmesinden
Gözlerinin gözlerimin içine ışıl ışıl,
ÇOCUKSU BAKAMAMASINDAN...KORKUYORUM!
Evet, korkularım var benim...
Ey SEN! her kimsen senin de korkuların var mı?
Fransız hemen girmiş konuya 'Bizim kızlarımız meşhurdur..' demiş,
'Öpmeye kıyamazsınız'
Alman içini çekip ' Hey gidi memleketim..' demiş, 'Biz öyle arabalar
üretiriz ki binmeğe doyamazsınız..'
Hollandalı hemen atılmış, 'Evlerimiz..' demiş,
'Bizim dünya şirini evlerimiz meşhurdur..'
Bizim en meşhur şeyimiz övüncümüz KGB'dir..' demiş Rus,
'Dünyanın bir ucunda sinek havalansa haberdardır! ..'
Söz ona gelince İranlı 'Halılarımız..' demiş, 'Yumuşacıktır ve çok meşhurdur..'
Sonra hepsi birden suskun oturan 'bizimkine' dönmüşler.. sakin sakin bakmış onlara ve gülerek başlamış söze..
'Arkadaşlar bizim delikanlılarımız meşhurdur! ..' demiş.. 'Öyle ki, alır Fransızın kızını, içer İngilizin birasını, atar Almanın arabasına, götürür Hollandalının evine, yatırır İran halısının üzerinde, değil kocasının, KGB'nin bile ruhu duymaz..'
Seni ölümüne seven dururken sevgiyi,mutluluğu haketmeyecek kişilere vermek.Aşk adaletsizdir,adaletsizliktir.
Bizi çok sevenler gözümüzün önündeyken.gözümüzü onlara neden kapatırız sanki?
Alkol denizinin derinliklerinde başlayan kasım rüzgarları
yerini aralık yağmurlarına bırakırken
elimde bir ayın sigara dumanı…
aşkın kalbime işleyen akıntıları
ruhumun yüksek rakımlarında bir nehir edasıyla dalganıyor
ve kalbime akan Dicle nehri kuruyor…
bedenimin özgül ağırlığı
kendini birkaç damla gözyaşı şeklinde dışa vururken
başarıyla başarısızlık arasındaki arafta kendimi sorguya çekiyorum
birkaç şiire yön veren hayaller
kabuslarımla birleşerek beni Ankara'nın resmi aşklarına sürüklüyor
kalp ağrılarımı nikotin dindiriyor
siyasi kalabalıklar içinde kendimi yapayalnız hissediyorum
değişik zamanlarda
değişik insanlarla
kendi benliğimi yitirme çabasına girişiyorum
bir çay deminde kendimi boğmaya çalışıyorum
edebiyatın hüznü müziğin ritmiyle sevişmeye başlıyor
acılar derinleştikçe aradıklarımı bulmak istediğim yerlerde bulamayacağı
anlıyorum
bütün hayatımı bir kasım ayında görüyorum
ve bu ayı elimden kaçırıyorum
geriye şiirler kalıyor…
bir de ruhumda oluşan tremorun sesimde bıraktığı derin yara…
Hep bitmemiş, bitirilememiş bir tablodur aşk. Bir köşesinde gözü tırmalayan bir boşluk vardır hep. Renksizdir ne kadar renk karıştırılmaya çalışılsa da içine. Boştur çünkü. Boş olacak, boş kalacaktır. Son Aşk'a ait olan yer işte tam burasıdır. Bir türlü içi doldurulamayan. Kıyısından köşesinden yaşanan yarım yamalak aşkların gölgesi düşse de üzerine; boş kalmaya mahkumdur tuvalin o köşesi kendi sessizliğinde. Sağında solunda hep yaşanmış ama asla eskimemiş aşkların solgun ama dingin çizgileri vardır. Eskimiş sansa da insan zaman zaman; o hissettirir varlığını anılarla güçlenip utanıp sıkılmadan.Tıpkı hiç umulmadık bir zamanda ortaya çıkan hayaletler gibi gelir yerleşir tablonun en boş yerine derin bir iç çekişle.
Aziz Valentine'ın öyküsü III. Yüzyıl'dan gelir. O dönemde Roma tahtında İmparator II. Claudius vardı, 'Zalim' adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu.
EVLİLİĞİ YASAKLADI
Öylesine ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi dahi yasakladı.Gençler şaşkındı, kimse sevdiği ile beraber olamıyor, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu. Kısacası aşk yasaklanmıştı. Bu sıralarda İmparator tüm Romalılar'ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hıristiyanlar'la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emretti.
Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus'da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator'un hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. Valentinus'un hapiste olduğu günlerde yaşananlar efsaneye dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.
GÜZEL JULİA VALENTİNUS'A GİDER
Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia'nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirir.
Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur. Bir gün sorar;
'Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı? ' Aziz gülümser;
'Evet, herbirini.' Julia;
'Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.', Valentinus;
'Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım.' Julia, yere diz çöker ve;
'Böylesine inanmak istiyorum, yardım et.' Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içersi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır;
'Valentinus, görüyorum, görüyorum.'
14 ŞUBAT'TA ÖLDÜRÜLÜR
Valentinus duaya devam etmesini söyler.Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir, Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını 'Senin Valentine'ından' diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir. Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından 'Porta Valentini' adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür (Şimdi orada yani Roma'da Praxedes Kilisesi vardır.) Julia, mezarın yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Günümüzde sevginin ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması buradan kaynaklanır.
GENÇLERİN İLK CİNSEL DENEYİMİ
İşin aslına bakılırsa, 15 Şubat tarihi Roma tanrıçalarından Februata Juno adına yapılan kutsama töreninin günüdür; birbirleriyle ilk kez cinsel ilişkiye girecek gençlerin adlarının yazıldığı parşömenler, o gün tanrıçaya sunulurdu. Papalık daha sonra yasaklanan bu geleneğin yerine, azizlerin adlarının yazılı olduğu listeleri sergilemeye başladı.
Biz yine Roma'ya dönelim. 15 Şubat'ta kutlanan gençlerin aşk festivalinin özgün adı Lupercalia'dır, geleneksel olarak hediyeler verilirdi.
Kuşların çiftleşme döneminin başlangıcı kabul edilen Şubat ayı döneminde, gençler de onları örnek alarak eşleşirlerdi.
Hıristiyanlığın güçlenmesinden sonra, Pagan inançları yasaklandı veya yerlerine Hıristiyan versiyonlar getirilmeye başlandı.
Aziz Valentine Hıristiyanlığın simgesi olan sevgi ve evlilik kuramı ile kişiselleştirildi, onun Lupercalia Festivali'nin arifesinde öldürülmüş olması iyi bir raslantıydı, böylece Roma'nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hıristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Amaca ulaşılmıştı.
Günümüzdeki yorumuyla 'St Valentine' yani Sevgililer Günü, Roma'daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus'un son mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanmaktadır.
küresel ısınma
08.03.2007 - 00:04kışın ısınma parası ödemekten kurtulma
youtube
07.03.2007 - 23:53değerli antoloji üyelerinin tanıtım sayfalarındaki youtubeden alınmış kliplerde gitmiş.
bu ne lan? elin yunanının yaptığı öküzlüğün cezasını yine biz çekiyoz.
'hatırla sevgili' klibimi istiyoruuuuum:(
papatya
07.03.2007 - 23:46kızların bayıldığı bir kır çiçeği
yayık ayranı
07.03.2007 - 23:18bol köpüklüsünden hakiki susurluk ayranı
yeşilay
07.03.2007 - 23:17tutulmayan ay çeşitlerinden biri kızılay diğeri yeşilay ;)
terk i diyar
07.03.2007 - 23:14birgün mutlaka olacak
dün bugün yarın
07.03.2007 - 23:06Dün tedavülden kalkmış para gibidir, unut gitsin.
Yarın çek gibidir, karşılığı çıkmayabilir.
Bugün nakittir, dolu dolu yaşa gitsin........!
ay tutulması
07.03.2007 - 23:00araya karakedi girmesi
gözlerime çizdim seni
07.03.2007 - 22:58baktığım heryerde yüzün duruyor
adet sancısı
07.03.2007 - 22:55allahtan erkeğim dedirten yüz nedenden biri
aşk
07.03.2007 - 22:50AŞK gözünde büyütür
SEVGİ razı olur
AŞK aldatır
SEVGİ ikna eder
AŞK (aşık) kıskanır
SEVGİ (sevgili) güvenir
AŞK seni de onu da ikiye böler
SEVGİ ikinizi bir eder
AŞK zehir gibidir
SEVGİ ilaç
AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen
SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır
AŞK gider (isteyince)
SEVGİ kalır (isteyerek)
AŞK çeker, ezer, cesaret kırar
SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.
AŞK ise; o senin için hedeftir
SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.
Gül Ozan
ben senden önce ölmek isterim
07.03.2007 - 22:44ben senden önce ölmek isterim çünkü sensizlik zaten beni öldürür
tomurcuk
05.03.2007 - 04:54açmak için hazırlık yapan çiçeğe tomurcuk deriz.
gül tomurcuğuna da gonca deriz.
korkmak
05.03.2007 - 04:48Korkularım var benim
Korkuyorum...
Yokluğundan korktuğum kadar, varlığından korkuyorum...
hayatımda bir SEN olamayacağından korktuğum kadar, yaşamıma eklenecek bir SEN olgusundan korkuyorum...
senden gelecek tüm güzelliklere kucak açmak istediğim kadar,
o güzellikleri yakalayamamaktan...
bana olacak yakınlığının, bağlının adını SEVDA koymak istediğim kadar,
bu isimle kendi adımı birleştirememekten korkuyorum...
yüreğimde bu adı yerleştirecek bir kapı aralayamamaktan..
hislerine tercüman olacak tüm güzel kelimeleri, -yüzüm kızararak ta olsa- duymak istediğim kadar bu ifadelere alışmaktan,
SANA alışmaktan, sevgine alışmaktan korkuyorum
güvensizliğime rağmen, güvenme sorunuma rağmen
sana güvenmekten te, güvenememekten de korkuyorum...
aradaığımı bulmak istediğim kadar, bulduğumu farkedememekten,
geç kalmaktan ve hatta bulduğumu farketmiş olmaktan..
buna inanmaktan korkuyorum...
adı kalbimde açacak çiçeği görmek istediğim kadar,
o çiçeği kabul etmeyecek olan benliğimle savaşmaktan ta..
savaşı bırakıp çiçekle yaşamaya başlamaktan da korkuyorum....
ve yaşamaya başlamaktan...
yaşarken üzmekten, üzülmekten....
mutlu olmak isterken mutsuz etmekten...
SONRA..........
korkularımla yüzleşip, hayatımda risk alamadığım tek meselede
riski göze aldıktan sonra....
sevdikten sonra...
bağlandıktan sonra...
İKİ OLMAYI BAŞARDIKTAN SONRA
TEK KALMAKTAN KORKUYORUM!
Yakında uzaklığı yaşamaktan
yüreğinden yavaş yavaş çıkıyor olduğumu görmekten...
sevgi kelimelerinin tükenmesinden
Gözlerinin gözlerimin içine ışıl ışıl,
ÇOCUKSU BAKAMAMASINDAN...KORKUYORUM!
Evet, korkularım var benim...
Ey SEN! her kimsen senin de korkuların var mı?
grafiti
25.02.2007 - 01:46Her hangi bir zemin üzerine sprey boya ile resim yapma ve süslü yazı yazmaya denir. Bunu yapanlara hayranım, yetenek isteyen bir çalışma.
papirüs
25.02.2007 - 01:32Mısır'ın simgesi haline gelmiş, üstüne resim çizilip, yazı yazılabilen yaprakların üstüste koyulmasıyla elde edilen bir tür malzeme.
kurtlar vadisi terör
25.02.2007 - 01:20bugün PANA
yarın SANA
Güzel bir slogan.
sarıkamış
25.02.2007 - 01:15Ayağındaki yırtık çarıklarla düşmana değil, kışa yenilmiş 120 bin kahraman Türk geliyor aklıma. Ruhunuz şad olsun.
okan bayülgen
25.02.2007 - 01:07kıl herifin teki
yarış
25.02.2007 - 00:58Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Hollandalı, bir de 'bizimki'
barda sohbet ederlerken sıra gelmiş memleketlerini övmeğe..
İngiliz, 'Arkadaşlar..' demiş 'Bizim biramız çok meşhurdur..
Harika biralar üretiriz içmeğe doyamazsınız..'
Fransız hemen girmiş konuya 'Bizim kızlarımız meşhurdur..' demiş,
'Öpmeye kıyamazsınız'
Alman içini çekip ' Hey gidi memleketim..' demiş, 'Biz öyle arabalar
üretiriz ki binmeğe doyamazsınız..'
Hollandalı hemen atılmış, 'Evlerimiz..' demiş,
'Bizim dünya şirini evlerimiz meşhurdur..'
Bizim en meşhur şeyimiz övüncümüz KGB'dir..' demiş Rus,
'Dünyanın bir ucunda sinek havalansa haberdardır! ..'
Söz ona gelince İranlı 'Halılarımız..' demiş, 'Yumuşacıktır ve çok meşhurdur..'
Sonra hepsi birden suskun oturan 'bizimkine' dönmüşler.. sakin sakin bakmış onlara ve gülerek başlamış söze..
'Arkadaşlar bizim delikanlılarımız meşhurdur! ..' demiş.. 'Öyle ki, alır Fransızın kızını, içer İngilizin birasını, atar Almanın arabasına, götürür Hollandalının evine, yatırır İran halısının üzerinde, değil kocasının, KGB'nin bile ruhu duymaz..'
aşk
22.02.2007 - 22:11Seni ölümüne seven dururken sevgiyi,mutluluğu haketmeyecek kişilere vermek.Aşk adaletsizdir,adaletsizliktir.
Bizi çok sevenler gözümüzün önündeyken.gözümüzü onlara neden kapatırız sanki?
şiir
14.02.2007 - 09:52Alkol denizinin derinliklerinde başlayan kasım rüzgarları
yerini aralık yağmurlarına bırakırken
elimde bir ayın sigara dumanı…
aşkın kalbime işleyen akıntıları
ruhumun yüksek rakımlarında bir nehir edasıyla dalganıyor
ve kalbime akan Dicle nehri kuruyor…
bedenimin özgül ağırlığı
kendini birkaç damla gözyaşı şeklinde dışa vururken
başarıyla başarısızlık arasındaki arafta kendimi sorguya çekiyorum
birkaç şiire yön veren hayaller
kabuslarımla birleşerek beni Ankara'nın resmi aşklarına sürüklüyor
kalp ağrılarımı nikotin dindiriyor
siyasi kalabalıklar içinde kendimi yapayalnız hissediyorum
değişik zamanlarda
değişik insanlarla
kendi benliğimi yitirme çabasına girişiyorum
bir çay deminde kendimi boğmaya çalışıyorum
edebiyatın hüznü müziğin ritmiyle sevişmeye başlıyor
acılar derinleştikçe aradıklarımı bulmak istediğim yerlerde bulamayacağı
anlıyorum
bütün hayatımı bir kasım ayında görüyorum
ve bu ayı elimden kaçırıyorum
geriye şiirler kalıyor…
bir de ruhumda oluşan tremorun sesimde bıraktığı derin yara…
aşk
14.02.2007 - 09:42Hep bitmemiş, bitirilememiş bir tablodur aşk. Bir köşesinde gözü tırmalayan bir boşluk vardır hep. Renksizdir ne kadar renk karıştırılmaya çalışılsa da içine. Boştur çünkü. Boş olacak, boş kalacaktır. Son Aşk'a ait olan yer işte tam burasıdır. Bir türlü içi doldurulamayan. Kıyısından köşesinden yaşanan yarım yamalak aşkların gölgesi düşse de üzerine; boş kalmaya mahkumdur tuvalin o köşesi kendi sessizliğinde. Sağında solunda hep yaşanmış ama asla eskimemiş aşkların solgun ama dingin çizgileri vardır. Eskimiş sansa da insan zaman zaman; o hissettirir varlığını anılarla güçlenip utanıp sıkılmadan.Tıpkı hiç umulmadık bir zamanda ortaya çıkan hayaletler gibi gelir yerleşir tablonun en boş yerine derin bir iç çekişle.
sevgililer günü
14.02.2007 - 09:2914 ŞUBAT HİKAYESİ
Aziz Valentine'ın öyküsü III. Yüzyıl'dan gelir. O dönemde Roma tahtında İmparator II. Claudius vardı, 'Zalim' adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu.
EVLİLİĞİ YASAKLADI
Öylesine ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi dahi yasakladı.Gençler şaşkındı, kimse sevdiği ile beraber olamıyor, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu. Kısacası aşk yasaklanmıştı. Bu sıralarda İmparator tüm Romalılar'ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hıristiyanlar'la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emretti.
Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus'da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator'un hatalı olduğunu anlatıyordu. Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. Valentinus'un hapiste olduğu günlerde yaşananlar efsaneye dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.
GÜZEL JULİA VALENTİNUS'A GİDER
Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia'nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirir.
Julia çok güzel ve zeki bir kızdır. Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir. Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur. Bir gün sorar;
'Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı? ' Aziz gülümser;
'Evet, herbirini.' Julia;
'Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.', Valentinus;
'Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım.' Julia, yere diz çöker ve;
'Böylesine inanmak istiyorum, yardım et.' Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içersi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır;
'Valentinus, görüyorum, görüyorum.'
14 ŞUBAT'TA ÖLDÜRÜLÜR
Valentinus duaya devam etmesini söyler.Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir, Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını 'Senin Valentine'ından' diye imzalar. Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir. Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından 'Porta Valentini' adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür (Şimdi orada yani Roma'da Praxedes Kilisesi vardır.) Julia, mezarın yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Günümüzde sevginin ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması buradan kaynaklanır.
GENÇLERİN İLK CİNSEL DENEYİMİ
İşin aslına bakılırsa, 15 Şubat tarihi Roma tanrıçalarından Februata Juno adına yapılan kutsama töreninin günüdür; birbirleriyle ilk kez cinsel ilişkiye girecek gençlerin adlarının yazıldığı parşömenler, o gün tanrıçaya sunulurdu. Papalık daha sonra yasaklanan bu geleneğin yerine, azizlerin adlarının yazılı olduğu listeleri sergilemeye başladı.
Biz yine Roma'ya dönelim. 15 Şubat'ta kutlanan gençlerin aşk festivalinin özgün adı Lupercalia'dır, geleneksel olarak hediyeler verilirdi.
Kuşların çiftleşme döneminin başlangıcı kabul edilen Şubat ayı döneminde, gençler de onları örnek alarak eşleşirlerdi.
Hıristiyanlığın güçlenmesinden sonra, Pagan inançları yasaklandı veya yerlerine Hıristiyan versiyonlar getirilmeye başlandı.
Aziz Valentine Hıristiyanlığın simgesi olan sevgi ve evlilik kuramı ile kişiselleştirildi, onun Lupercalia Festivali'nin arifesinde öldürülmüş olması iyi bir raslantıydı, böylece Roma'nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hıristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Amaca ulaşılmıştı.
Günümüzdeki yorumuyla 'St Valentine' yani Sevgililer Günü, Roma'daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus'un son mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanmaktadır.
_YORUMSUZ_
Toplam 133 mesaj bulundu