© Copyright Antoloji.Com 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Antoloji.Com'a aittir. Sitemizde yer alan şiirlerin telif hakları şairlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Şu anda buradasınız:Eylül Tuna - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı
28 Şubat 2025 Cuma - 01:21:10
Giderken yüreği ile birlikte, sımsıkı tuttuğum ellerinin sıcaklığını da bıraktı ardında
Arkasında odanın duvarlarını yumruklayan sımsıkı ellerinin çaresizliği kaldı, ömür yolunda
Kapalı kapılar ardında mazgallar utandı, şimdi hangi sokak lambası ışığı olacaktı, kim duysacaktı sesini, o yitirdiği sesinin ardına talkılarak düştü zamanın içindeki dönülmezliğin yoluna
Şimdi hangi yüz, insan kanayan yaranın otacısı olacak, bütün bakışlar bunca körelmiş iken ve bu kadar sağır iken, uğruna savaştığı kör duvarlar, hangi yara sarıcı el vurabilirdi ki kanayan yerine, gayrı garip ve sahipsiz omuzlarımdan havalanacak içindeki kendine öksüz kuş.
Tepemde asılı güneş, yok sayılan emekçiyi kendi harmanımda harmanlıyor, daha ne kadar kavrulacağım, eylül sabahlarında vurulup düşeceğim yargısız, şakaklarıma düşer işken allahsız zemferi soğuğu, yirmi bir aralık sabahında, kar taneleri, daha kaç kış kurşun gibi vurulacak ekmekçiyi, insan sofrasında
Oysa dönülmez yol ayrımlarında, yarına buluşmalar vardı, ve hep sen vardın, yanıbaşımda, yürek sızım gibi duran ey sınıf bilincim..
Kavgama omuz verdiğin gür sesin ve sevecen gözlerinle o heybetli bedenine sığmayan kocaman yüreğinle, şimdi ondan geride, kendi yüreğimin çaresizliğini haykıracak birileri ne bir sıcak gülüş, nede gönül var sığınabileceğim.
Kurtla sofrasında, yalnızlığın kapısını çalarken, ecel, kader diye bizlere dayatılanlar, açlığı, yokluğu sefaleti, hasret kuyusunun tam ortasında, vurdular özlemlerimizi, öylece çaresiz bir başıma kimsesizliğin kollarında can vermeye çrkiliyor hıçkırığım.
Artık yarına yüklenmiş sevdalar umut oluyor, düşenlerin dillerinde (kapanan parmaklarımla) avuçlarıma saklıyorum sıkılı yunruğuma özlemlerimi , gayrı yarına dair sevdalı inleyişler yok, nehirler yatağına küskün akıyor şimdi, zehirlendi sularımız, kızıl dağların ayaklarını yıkamıyor gayrı ırmaklar,
Artık gözbebeklerimin derinliğini titreten o sevda yüklü sabahlara uyanan simsiyah üzüm gözlerin yok, kömür gözlü bir kızın türküsü söylenir direnenlerin, dillerinde.
Ey sınıf bilincim, senin yokluğun en acı tarafı, kanayan yürek yangının dumanında boğulup giden hatıraların bir daha yaşanmayack olması.
Emek cephesinde kavuşmalar o kadar uzaklaşıyorki bizden, bir daha kucaklaşmalar olmayacak, kavgada sırt sırta, kavga sonrası kucaklaşmalar, sevişmeler yaşanmayack aşk, odalarımızın kuytularında, güneş yüzlü çocukların gözlerine ışık düşmeyecek, yani emek yüzlüm, nice fırtınalardan sonra, bir bahar sabahı ince dudaklarının alev alev yakan buselerinde eriyemeyecek dudaklarım.
Sen ey emek yüzlü sevdam, kırlangıç rüzgarlarında savrulan yüreğim, sana sarılamamak, karanlık geclerin en zifir kuytularında boşluğa tutunmak gibi, bir şey, en hoyrat köşebaşlarında, göklerin yıldızılarına tutunması misali kocaman gökyüzünün altında, bir çırpıda, aya uzanıp bir solukta yakalayıp en kızıl köşesinden, yüreğine tutunmak gibi bir şey, anlıyor musun beni.
Eksik kaldı hayatımızda kavgadan kopalı kahve falına benzeyen dilek tutmalar Sıkma baş bağına dönüştü, hürriyet sevdamızın masumiyeti, yüzüne dökülen iki bukle saç perçeminin rüzgara savruluşunda. naftalinli sandıklarla uyuttular, içimizdeki isyanı, emekçi yüreğimin en mahrem yerine amerikan kumaşından beyaz bezbebeklerini bağlayarak.
Mum ışığı kadar titrekti gözbebeklerindeki hasret ikliemleri, yanlışların, doğrumdu sınıf savaşında çarpışırken, her kavgadan sorraki kucaklaşarak, başlardık yeniden sarmaya yaraları, anlayamadık nasıl kapladı, ihanet lodosları gönül denizimizi, hiç susmadan sahillerini döverek ağlayan dalgalarıyla, şimdilerde can telaşında kıyılar, ki bir zamanlar yüreğimde ağıttı gidişinin ayak sesleri.
Hislenmek istiyorum ama gerçek en acımasız ve en yalın şekli ile gözlerimde, soframdaki ekmeğim çalınır iken, sen arkanı dönüp öylece yürüdün kendinin olmayan yollada, giderken arkada bıraktığın, yaralı yürekler bile aldırmadan, o sana mahsus yere gümüş rengi tonların yakamozlara çaldığı yere, kendi yüzünden uzak, çaresizliğe.
Sıtmaya tutulmuşcasına titrerken zulme öfkeli yüreğim, sınıf kervanının dirilişi yolculuğunda senin ve halklarımız adına yürür iken biliyorudum yanımda sen olmayacaksın, ey emekçi ve kapın hala açık duruyor, benden, kavgadan telaş içinde kaçar gibi gitmişçesine.
.
Şimdiyse hala aklında takılısın sen, kıyamadım ardından bıraktığın o yarı açık kapıyı kapatmaya. Nasıl diyebilirim ki bir inanış çaresizliğe sığınış.
Esrik albatrosların yuvasının konuğuyum ben. göçmen kuşların göç yolcusu kanatlarım elleme senin için çırpınan, kanatlarıma, dönüşün gerçek olacakmış gibi öyle, ve şimdi korkalığını avuttuğun meyhanelerin, en yabani misafiriyim, içimde gardiyanını infaz etmiş hırçın bir isyan.
Kavgana dön desem biliyorum dönmeyecek kadar kararlı ve dinmeyecek kadar kasırgalarla dolusun. ve en kötüsü bu kavgadan geriye duramayacak kadar gurlusun, oysa gelişine dilekler tutmuştum, şimdi yüreğimde özlem oldu gelişinin ayak sesleri.