Cem Kor Adlı Üyenin Nedir Yazıları - Antoloji ...

  • perhan

    08.04.2004 - 00:52

    'Hayalleri olmayan bir Çingene ne işe yarar? '

  • perhan

    08.04.2004 - 00:48

    'Çingeneler Zamanı'nda Perhan adlı genç bir çingenenin hayatı anlatılır. Perhan'ın telekinetik güçleri vardır. Ama Perhan'ın kaderinde küçük suçlarla dolu, acımasız bir dünyada kaybolmak vardır. Buna ne yazık ki etrafındaki sevdikleri de dahil olur.

  • perhan

    08.04.2004 - 00:47

    Time of the Gypsies, 'Çingeneler Zamanı'
    Emir Kusturica, 1989

  • perhan

    08.04.2004 - 00:37

    'Yalnız uyumaya başladığımdan beri artık kimseye inanmıyorum'

    Perhan

  • sürdürülebilir kalkınma

    07.04.2004 - 12:17

    '... Sürdürülebilir' bir gelecek için yapılacak eylem planlarına karşı, saldırgan tek taraflılığı, çevre felaketlerini ortaya koyan bilimi tümden inkar etmesi ve savaş kışkırtıcılığı yolundaki megalomanisi ile mevcut ABD yönetiminden daha büyük bir tehdit düşünülemez.

    Jonathan Porrit
    İngiltere hükümetinin 'Sürdürülebilir Kalkınma' konusundaki başdanışmanı.

  • sevgi

    07.04.2004 - 03:39

    Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış.

    'Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir' diye başlıyor. 'Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz? ' diye soruyor..

    Sonra anlatmaya başlıyor..

    'Sevgi üç türlüdür! ..' Birincinin adı 'Eğer' türü sevgi! .. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar.. Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.

    Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome 'En çok rastlanan sevgi türü budur' diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. 'Sevenin, istediği birşeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu' diyor yazar.. 'Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı birşey kazanmaktır.' Yazara göre evliliklerin pek çoğu 'Eğer' türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.

    Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile 'Eğer' türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor.

    Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle 'Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin' diye bağırıyor. Delikanlı 'Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın' diyor.
    Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. 'Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı' diyor yazar.. 'Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı! ..'
    İnsanlar 'Eğer' türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.. 'Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir' diyor, Masumi Toyotome.. İlginç değil mi? ..

    ikinci türe geçiyoruz. Çünkü türü sevgi.. Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor:

    'Bu tür sevgide kişi, birşey olduğu, birşeye sahip olduğu ya da birşey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır.' Örnek mi? .. 'Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!) '
    'Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..' 'Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..' 'Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki..'

    Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş birşeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, 'Eğer' türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana..

    İnsanlar hep dah a çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. 'O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi? ' diye soruyor, Toyotome.. 'Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz' diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var..

    Birincisi.. 'Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz? ' korkusu.. Tüm insanların iki yanı vardır. Biri dışa gösterdikleri.. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği.. 'İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse' korkusu buradan doğar.

    İkincisi de.. 'Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa..' endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terketmiş. Daha acısı.. Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş..

    Japon yazar 'Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür' diyor.. Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? ..'

    Ve işte sevgilerin en gerçeği! ..

    'Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür' diyor yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birşey beklenmediği için 'Eğer' türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için 'Çünkü' türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan 'Birşey olduğu için' değil,'Birşey olmasına rağmen' sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? .. Rağmen sevgi..

    Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına 'rağmen' sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına 'rağmen' tapar! .. 'Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..' Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine 'rağmen' olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar 'Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur' diyor. 'Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek,giysi,ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.' Bunun böyle olduğundan nasıl emin? .. Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor.. 'Şu soruma cevap verin'
    diyor. 'Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? .. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız? ..' Devam ediyor Toyotome.. 'Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? . O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? .'

    'Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? ..' diye soruyor ve yanıtlıyor: 'Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar.' Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor 'Rağmen' sevgiyi.. 'Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da birgün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır.' Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.. 'Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok' diye açıklıyor.. Anlatıyor.. 'Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama da o da aynı şeyi başkasından beklemektedir.' Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? .. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar.. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede? .. Hepsi o..

    Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.. 'Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır! ..'

  • sürdürülebilir kalkınma

    07.04.2004 - 00:51

    Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına zarar vermeden bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarının karşılanması olarak tarif edilebilir. Sürdürülebilir kalkınma insan açısından düşünüldüğünde sosyal, toplum için düşünüldüğünde ekonomik ve kültürel, doğal kaynaklar kapsamında düşünüldüğünde ise ekolojik açıdan önem kazanmaktadır.

  • seni seviyorum

    05.04.2004 - 12:24

    Kuyruklu yalan..

  • ölüm

    05.04.2004 - 01:46

    'Ölüm, çoğu zaman bir sevginin ölümü ya da iki yandan birinin ölümü olarak belki sevgiyi dondurduğu için kurtaran bir şeydir.'

    Bilge Karasu, Altı Ay Bir Güz'den..

  • aşk

    05.04.2004 - 01:41

    'Her aşk ilişkisinde canı sıkılan bir işkenceci ile canı acıyan bir kurban vardır' Balzac

  • ihanet

    05.04.2004 - 01:37

    'Yeni bir yola çıkmanın yolu, o yolun başka yollara çıkmama ihtimaliyle vardır. Tıpkı bir ihanetin, yeni ihanetlerle varolması gibi. Daha fazla ihanet, daha fazla yaşama gücü vermelidir. Yeni bir hayat bunun için yeni yollarda ve yeni ihanetlerde yaşanmalıdır.'

    bir yerlerden alıntı

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    29.03.2004 - 13:26

    ...
    İmgelemin yarattığı ya da kendi sahip oldukları, soylu duygular sayesinde insanların övgülerini kazanmak için yazar kimileri. Ben, kan dökücülüğün tadını betimlemek için kullanıyorum dehâmı! Gelip geçici yapay zevkler için değil; ama insanla başlamış, insanla sona erecek olanlar için. Tanrı'nın gizli kararlarına uygun olarak kan dökücülükle bağlaşma yapamaz mı dehâ? Ya da, kan dökücü biri dehâ sahibi olamaz mı?
    ...
    Lautreamont, Maldoror'un Şarkıları, I.Şarkı

  • çakal carlos(ilich ramirez sanchez carlos)

    26.03.2004 - 22:42

    'Çakal' lakabıyla tanınan Carlos yani Ilich Ramirez Sanchez, adını ilk kez duyurduğu 70'lerden itibaren en çok aranılan, en çok konuşulan teröristlerden biriydi.

    Bugün Salim Muhammed Nuri adını kullanan ve tam olarak açığa çıkarılamayan gizli bağlantıları, acımasızlığı, soğukkanlılığıyla bir efsaneye dönüşen Carlos, 15 Ağustos 1994'de Sudan'da tutsak edilerek Fransa'ya getirildi ve burada yapılan mahkeme de ömür boyu hapse mahkum edildi.

    Fransız emperyalizminin, 1975'de iki Fransız ajan ve bir Lübnanlı muhbiri öldürdüğü iddiasıyla daha önce Carlos'un gıyabında yürütüp 'müebbet' ceza verdiği dava, 12 Aralık'ta başladı ve 24 Aralık'ta sona erdi.

    Yargıcın mesleğiniz ne sorusuna 'profesyonel devrimci' cevabını veren Carlos, kayıtlara geçecek adresinin de 'Tüm Dünya' olmasını istedi. Davanın başından beri yargıç ve Carlos arasında sürekli bir irade savaşı vardı. Yargıcın kendi üstünlüğünü kabul ettirmek istemesine, 'Ben sizin emir eriniz değilim. Benim kim olduğumu aklınızdan çıkarmayın, bana saygılı olun' cevabını verdi.

    Davanın sonuç kısmında dört saatlik bir konuşma yaptı. Konuşmasında 'Mahkeme kararı benim için ikinci planda. Ben ne mahkeme kararını, ne de bu mahkemenin yetkisini tanıyan uluslararası devrimci savaşçıyım' diyen Carlos, kararın okunmasından sonra 'Beni müebbet hapse mahkum edebilirsiniz ama bilin ki, bu beni hiç korkutmadığı gibi, kılım bile kıpırdamıyor' dedi.

  • cem uzan

    25.03.2004 - 16:02

    Abalı..

  • dumur

    24.03.2004 - 19:10

    Antoloji gibi edebiyat, kültür, sanat ağırlıklı bir sitenin (NEDİR?) bölümünde en çok okunan, tıklanan, yorum yapılan ((VAJİNA, SEKS, PORNO)) sözcüklerinin her zaman ilk üç sırayı alma durumu..

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    22.03.2004 - 03:15

    'Tanrı'dan dilerim ki, yüreklenen ve okuduğu kitap gibi geçici olarak canavarlaşan okur, bu kasvetli ve zehirli sayfaların ıssız bataklıklarında sarp ve yabanıl yolunu şaşırmadan bulur; çünkü kesin bir mantık ve en azından kuşkusuna denk bir ruhsal gerilimle başlamazsa okumasına, bu kitabın saçtığı kokular tıpkı şekerin suyu içmesi gibi emecektir ruhunu. Bundan sonraki sayfaları her önüne gelenin okuması hiç de hayırlı olmaz; ancak pek az insan tadına varabilir, başını belaya sokmadan, bu acı meyvenin. Öyleyse SEN, çekingen ruh, böyle el değmemiş fundalıkların uzak derinliklerine girmeden önce adımlarını ileriye değil geriye at.
    ...
    Lautreamont, Maldoror'un Şarkıları, I.Şarkı

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    19.03.2004 - 19:18

    'Maldoror, (şafak bunalımı) ya da (şafağın kötülüğü) dür (maldoror, le mal de I'aurore) '
    Marcelin Pleynet

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    19.03.2004 - 19:16

    P.O Waltzer'e göre; 'Tanrı'nın bağışı anlamına gelen Theodore'nin olumsuzlanması, tersine çevrilmesidir Maldoror; (Don du Mal) yani Kötülük'ün bağışı.'

    Albano Rodrugues'e göre de; 'İspanyolca 'Kötü acı'nın (Mal dolor) dönüştürülmüş şeklidir.'

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    19.03.2004 - 03:13

    'Maldoror, şafağın şeytanıdır.' (Maldoror, le Mauvais de I'aurore)
    Robert Amadou

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    19.03.2004 - 03:09

    'Maldoror, Kötülük'ün şafağıdır.'
    Rene Crevel

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    19.03.2004 - 03:07

    Lautreamont'la başkaldıranın delikanlılık olduğu anlaşılır. Maldoror'un Şarkıları neredeyse dâhi bir liselinin kitabıdır; dokunaklılığı tam olarak, evrene ve kendisine karşı ayaklanmış bir çocuk yüreğinin çelişkilerinden kaynaklanmaktadır.'
    Başkaldıran İnsan/Albert Camus

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    18.03.2004 - 14:44

    'Maldoror, kinin oğlu, bir şeytanın adıdır.'
    Roland Derche

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    18.03.2004 - 14:41

    Isidore Ducasse -Comte de Lautreamont'a- 4 Nisan 1846 günü, Arjantinlilerin kuşatması altında bulunan Monte video'da (Uruguay) doğdu ve Prusyalıların kuşattığı Paris'te, Komün'den üç ay kadar önce, 24 Kasım 1870 günü öldü. Toplam 24 yıl, 7 ay, 20 gün yaşadı.

  • Lautreamont ya da Maldoror'un Şarkıları

    18.03.2004 - 01:14

    'Bugünkü şiirin sorumluluğunda en büyük pay bu adama düşer.'
    Andre Breton

Toplam 58 mesaj bulundu