PSİKOLOJİK AÇIDAN DAĞLAR ARDI ŞİİRLER Yeni baskısı yapılan Dağlar Ardı Şiirleri beş bölümden ve 101 şiirden oluşuyor. Serbest ve çoğu da hece vezniyle yazılan şiirler içinde soyut ve soyuta kaçan şiirlerde göze çarpıyor.
Bu tür şiirler daha çok ikinci ve dördüncü bölüme serpiştirilmiş, ilk bölümde ki şiirler Ahmet Tevfik Ozan’ın ilk şiirleri olarak biliniyor. Diğer bölümdeki şiirler ise 1970-1980 yıllarında kaleme alınmıştır. Bütün bu şiirleri açık, anlaşılır ve temiz bir dil ile yazılmış, soyut şiirlerde de aynı durum söz konusu ancak insanı derin düşüncelere sevk ediyor. Bu şiirleri insanın ruh halini sorgulaması açısından Necip FAZIL’ın üslubunu hissettiriyor denilebilir.
Şair, şiir severler iletişimini duru bir dil ile birazda kullandığı kelimeleri kuyumcu titizliğiyle seçtiğinden daha rahat kurabiliyor
İnsan büyüyüp te hayatın acımasız kollarına atıldığında zamanla geçmişine döner, dününü hatırlar, çocukluğu gözlerinin önüne gelir. Önce çocukluk sonra gençlik... gençlikle birlikte olaylara bakış açısı değişir ve hayatı daha iyi kavrar. Bazen öyle anlar olur ki insan sıradan olaylara özlemle bakar. Bazı şairlerde bu durum hakimdir. Böcekler gibi yaşamayı arzu eden şairler varken...” Dağlar Ardı” nın şairinde böyle durumlar yoktur. Şairde; bir bardak suya şükretmek, yağmurlu havalarda dua etmek... katı yürekli olmayan yüreğinde sevgi, volkan olup kaynamaktadır. Şairin bazı şiirleri açık olmasına rağmen “ Ardıç Dalı”ındaki gibi; “Kar Dökülür, Yağmur yağar; / Senin rengin aynı kalır! / Seninle konuştum desem; / Kim inanır, Kim inanır,? ...” veya “ Siyah bir gölde bizi yıllarca bırakmadı / Ellerimizi kesti bir damla kan akmadı / esrarı çözmek için, kuşlara soru sorduk / Ağaçlar konuştu da, kuşlardan ses çıkmadı.” Gibi mısralarla ağaçlara seslenir. Bu durum insanın bazen dertleşecek kimsesi olmadığı veya insanlarla konuşma isteği duymadığı gibi bir durumdur. İnsanı sarsan, derinden etkileyen haller karşısında insanın tepki göstermesi olağandır. Ozan’ın bazı şiirlerinde ölüm duygusu daima vardır. Ölüm düşüncesini öyle özümsemiştir ki mahvolmuş bir esirin ölüm karşısında coşkunluk içinde şarkılar söylemesi kadar doğaldır, sıradandır. Ozan’ın şiirlerindeki kader çizgisi, bazı şiirlerinde karşımıza çıkar ve bu çizgi sosyal olaylar karşısında; gurbet ve ölüm gibi rahat söyleyişlerle örtüşmez. “ Mektup”, “Kerkük türküsü”, “Bir Metin Olgaç Değil”, “ Bir Kilim yaydım”, “Taş ve Demir Gurbeti” ve “Erciyes ve Ben” şiirleri şairin yer yer ümitsiz ve karamsar, pekte rahat duygularla yazmadığı şiirlerdir.
Bu şiirlerden “Mektup”, “Bir Metin Olgaç Değil”, “Taş ve Demir Gurbeti” “Erciyes ve Ben”... bu şiirlerde dünyadan kopmuş günlerin acıları vardır. Şair bu şiirleri anarşinin kol gezdiği bir ortamda yazmıştır. Her taraf kan ve barut kokmaktadır. Bir tıbbıye öğrencisini bu kaos ortamı taş ve demir parmaklıklara götürür. Bir insanın idealleri, arkadaşları öldürmek istenir. Şair o günlerin acısını öyle derinden duyarki;
“Zaman, bir akrep gibi gönlüme aksın diye,
Aldılar anacığımı, her şeyimi aldılar.
Eritilmiş bir bir kurşun denizinde her şeyim,
Her şeyimi ansızın alev aldı sandılar.”
Bu şiir şairin duygularını tam olarak ifade etmeye yetiyor. Yüreği kanayan bir insan acı ve gözyaşından başka ne düşünebilir ki... Alınan, yokedilen her şeyi, “Eritilmiş bir kurşun denizinde” sembolize edilir.
“Yarı açık cezaevi, Kayseri;
Toprak tozlu sıcak; Erciyeste kar! ...
Bir kilim sermiştik volta yoluna;
Ve sen ne demiştin: Ölüme kadar! ...
Ölümüne ülkülerde: iskence, cezaevi ve ölümler vardır, vatanın mukaddesliği üzerine ölümüne kadar edilen yeminler vardır. Metin Olgaç’ın öldürülmesi cezaevindeki şairin başka iklimlere götürür. Öyle haller vardır ki insan bazen hiçbir şeyi göremez. Bazen de her şeyi; toprağın tozlu ve sıcak oluşu, insanı yakarken Erciyes’te ki karda üşütür. Sıcakla soğuk bir anda yaşanır, ızdırap verir, sızısını çeker, gurbette uykular bölünmüştür, ağıtlar yükselir cezaevlerinden lakin bu ağıtlar sessizdir, taş duvarlarda saklıdır. Karanlıklar bile kendi ümitlerinden canlıdır. En çarpıcı mısralar bu soğuklukta yazılır ancak mısralar canlı, sıcak ve içtendir:
“Erciyeste kar diyorum, bu akşam;
Benim kadar terkedilmiş değildir
Karanlığa yar diyerek sarılmış
Ümitleri benimkinden yeşildir...
Yukardaki şiirlerde, şu anda kaygı ve acı içindeki soydaşlarımız üzerine yazılmış “Kerkük Türküsü”ndeki şu mısralar bu günde hala aynı sıcaklığı taşımaktadır:
“Seni bilmez, seni görmez, seni duymaz yüreğim
Sen ağlada Kanlı Kerkük ben günahkar güleyim! ”
Taş ve demir duyguları yoğunluğunda bütün sosyal olaylar şairi kendi kıskacına alsa da şairdeki Allah’a olan sarsılmaz inanç vardır. Dua ve şükür şiirlere yansır.
“Dağlar Ardı Şiirleri” temiz ve halis bir yüreğin sıcak duygularıyla yazdığı şiirlerdir. Bu şiirlerin başarılı ve okunuyor olmasını bu gerçeklikte aranmalıdır.
Ellerim kırılsaydı,şair olmasaydım ben! .. Bir dalda, bir çiçekte yazılmış duruyorken En muhteşem bir şiir,belki; bir Bahar kadar! Ellerim kırılsaydı, şair olmasaydım ben! ...
06.02.2007 - 16:18
PSİKOLOJİK AÇIDAN DAĞLAR ARDI ŞİİRLER
Yeni baskısı yapılan Dağlar Ardı Şiirleri beş bölümden ve 101 şiirden oluşuyor. Serbest ve çoğu da hece vezniyle yazılan şiirler içinde soyut ve soyuta kaçan şiirlerde göze çarpıyor.
Bu tür şiirler daha çok ikinci ve dördüncü bölüme serpiştirilmiş, ilk bölümde ki şiirler Ahmet Tevfik Ozan’ın ilk şiirleri olarak biliniyor. Diğer bölümdeki şiirler ise 1970-1980 yıllarında kaleme alınmıştır. Bütün bu şiirleri açık, anlaşılır ve temiz bir dil ile yazılmış, soyut şiirlerde de aynı durum söz konusu ancak insanı derin düşüncelere sevk ediyor. Bu şiirleri insanın ruh halini sorgulaması açısından Necip FAZIL’ın üslubunu hissettiriyor denilebilir.
Şair, şiir severler iletişimini duru bir dil ile birazda kullandığı kelimeleri kuyumcu titizliğiyle seçtiğinden daha rahat kurabiliyor
İnsan büyüyüp te hayatın acımasız kollarına atıldığında zamanla geçmişine döner, dününü hatırlar, çocukluğu gözlerinin önüne gelir. Önce çocukluk sonra gençlik... gençlikle birlikte olaylara bakış açısı değişir ve hayatı daha iyi kavrar. Bazen öyle anlar olur ki insan sıradan olaylara özlemle bakar. Bazı şairlerde bu durum hakimdir. Böcekler gibi yaşamayı arzu eden şairler varken...” Dağlar Ardı” nın şairinde böyle durumlar yoktur. Şairde; bir bardak suya şükretmek, yağmurlu havalarda dua etmek... katı yürekli olmayan yüreğinde sevgi, volkan olup kaynamaktadır. Şairin bazı şiirleri açık olmasına rağmen “ Ardıç Dalı”ındaki gibi; “Kar Dökülür, Yağmur yağar; / Senin rengin aynı kalır! / Seninle konuştum desem; / Kim inanır, Kim inanır,? ...” veya “ Siyah bir gölde bizi yıllarca bırakmadı / Ellerimizi kesti bir damla kan akmadı / esrarı çözmek için, kuşlara soru sorduk / Ağaçlar konuştu da, kuşlardan ses çıkmadı.” Gibi mısralarla ağaçlara seslenir. Bu durum insanın bazen dertleşecek kimsesi olmadığı veya insanlarla konuşma isteği duymadığı gibi bir durumdur. İnsanı sarsan, derinden etkileyen haller karşısında insanın tepki göstermesi olağandır. Ozan’ın bazı şiirlerinde ölüm duygusu daima vardır. Ölüm düşüncesini öyle özümsemiştir ki mahvolmuş bir esirin ölüm karşısında coşkunluk içinde şarkılar söylemesi kadar doğaldır, sıradandır. Ozan’ın şiirlerindeki kader çizgisi, bazı şiirlerinde karşımıza çıkar ve bu çizgi sosyal olaylar karşısında; gurbet ve ölüm gibi rahat söyleyişlerle örtüşmez. “ Mektup”, “Kerkük türküsü”, “Bir Metin Olgaç Değil”, “ Bir Kilim yaydım”, “Taş ve Demir Gurbeti” ve “Erciyes ve Ben” şiirleri şairin yer yer ümitsiz ve karamsar, pekte rahat duygularla yazmadığı şiirlerdir.
Bu şiirlerden “Mektup”, “Bir Metin Olgaç Değil”, “Taş ve Demir Gurbeti” “Erciyes ve Ben”... bu şiirlerde dünyadan kopmuş günlerin acıları vardır. Şair bu şiirleri anarşinin kol gezdiği bir ortamda yazmıştır. Her taraf kan ve barut kokmaktadır. Bir tıbbıye öğrencisini bu kaos ortamı taş ve demir parmaklıklara götürür. Bir insanın idealleri, arkadaşları öldürmek istenir. Şair o günlerin acısını öyle derinden duyarki;
“Zaman, bir akrep gibi gönlüme aksın diye,
Aldılar anacığımı, her şeyimi aldılar.
Eritilmiş bir bir kurşun denizinde her şeyim,
Her şeyimi ansızın alev aldı sandılar.”
Bu şiir şairin duygularını tam olarak ifade etmeye yetiyor. Yüreği kanayan bir insan acı ve gözyaşından başka ne düşünebilir ki... Alınan, yokedilen her şeyi, “Eritilmiş bir kurşun denizinde” sembolize edilir.
“Yarı açık cezaevi, Kayseri;
Toprak tozlu sıcak; Erciyeste kar! ...
Bir kilim sermiştik volta yoluna;
Ve sen ne demiştin: Ölüme kadar! ...
Ölümüne ülkülerde: iskence, cezaevi ve ölümler vardır, vatanın mukaddesliği üzerine ölümüne kadar edilen yeminler vardır. Metin Olgaç’ın öldürülmesi cezaevindeki şairin başka iklimlere götürür. Öyle haller vardır ki insan bazen hiçbir şeyi göremez. Bazen de her şeyi; toprağın tozlu ve sıcak oluşu, insanı yakarken Erciyes’te ki karda üşütür. Sıcakla soğuk bir anda yaşanır, ızdırap verir, sızısını çeker, gurbette uykular bölünmüştür, ağıtlar yükselir cezaevlerinden lakin bu ağıtlar sessizdir, taş duvarlarda saklıdır. Karanlıklar bile kendi ümitlerinden canlıdır. En çarpıcı mısralar bu soğuklukta yazılır ancak mısralar canlı, sıcak ve içtendir:
“Erciyeste kar diyorum, bu akşam;
Benim kadar terkedilmiş değildir
Karanlığa yar diyerek sarılmış
Ümitleri benimkinden yeşildir...
Yukardaki şiirlerde, şu anda kaygı ve acı içindeki soydaşlarımız üzerine yazılmış “Kerkük Türküsü”ndeki şu mısralar bu günde hala aynı sıcaklığı taşımaktadır:
“Seni bilmez, seni görmez, seni duymaz yüreğim
Sen ağlada Kanlı Kerkük ben günahkar güleyim! ”
Taş ve demir duyguları yoğunluğunda bütün sosyal olaylar şairi kendi kıskacına alsa da şairdeki Allah’a olan sarsılmaz inanç vardır. Dua ve şükür şiirlere yansır.
“Dağlar Ardı Şiirleri” temiz ve halis bir yüreğin sıcak duygularıyla yazdığı şiirlerdir. Bu şiirlerin başarılı ve okunuyor olmasını bu gerçeklikte aranmalıdır.
Toplam 1 mesaj bulundu