Ben Özge - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı

-Tahmini okuma süresi hakkında hiçbir fikrim yok!
Umarım sıkılır ve sonuna kadar okumazsınız.-

Çatlak ve Ters Piramidin Güncesi

Her şeyin tersine gittiği bir günün gecesinde her şeye tersten başladığım gibi dünyaya da ters yönden giriş yapmışım.
Annem eskiden hep anlatırdı-kabak tadı verdiğinden artık sormuyorum- doğduğumda ölüymüşüm.
Bu dünyaya gelmek istemediğimi anlamamış olacaklar ki; sonradan can üflemişler ruhuma.
İşte o gün iki şey, çivi yazısıyla yazılmış anlıma.
1. ait olamama
2. geri dönüş isteği
3. sesli düşünme ve düşünceleri sesli okuma kabiliyetim yüzünden annemin hep zor durumda kalışı.
Ha bir de her şeyi öngörmeme rağmen her belaya balıklama atlama ve her konunun ortasına gök taşı gibi düşme tutkum da var mutlaka eklemeliyim.

İlk çocukluğun verdiği o yerinde duramama hâli henüz devam ediyordu ki okumayı ve yazmayı kendi kendime öğrenmiştim. Bu durumu hiç kimse bilmiyordu ve ben bu rahatlıkla -sırf gıcık olduğum için komşumuzun duvarına "bu evin sahibi satılık" yazısını yazdığım gün-dün gibi aklımda.
Her aklıma geleni olur olmaz yerde söylermişim.
"Tepki 1: Aaaaa çok ayıp!..
Tepki 2: Çocuğunuz çok terbiyesiz!..
Tepki 3: Çok şımartmışsınız!..
Sizin yerinizde ben olsaydım, var ya!.."
-sız
-siz
Benim hakkımda hep olumsuzluk eki kullanmışlar, "sizler!.."

Zavallı anneciğim!..
Ahh! Melek yüzlü o kadın beni büyütürken harcadığı enerjiyi başka bir yöne sarf etseydi, Türkiye'nin elektrik ihtiyacını karşılardı herhâlde...
Abartıyor olabilirim!
Abartmaya seviyorum!
Canım anneciğim seni hâlâ "Dünyalar kadar seviyorum!"
Bu espri de bayatladı ama hâlâ yapıyorum. -elektrik enerjisi esprisini...-
Aşırı derecede bağımsız ve hareketli, olduğum kadar meraklıymışım da...
Hatırlarım sırf bir gün musalla taşı hakkında yeterince açıklama yapmadıkları için -hani çocuğum ya psikolojim bozulur-
Evden kaçıp musalla taşını aramaya gitmiştim.
Yolda karşılaştığım hayret dolu bakışlara aldırmadan, ulaştığım sonuç neticesinde özlemle musalla taşına sarılıp üzerinde uyuyakalmışım.
Beni o taşın üzerinden kaldırabilmek için gelen "yedi cüceler" -biraz daha çaba sarfedilseydi bir futbol takımı da kurabilirdi aslında- yani kardeşlerim, beni amacına uygun bir şekilde eve taşımışlar ve gereken uyarıları yapmışlardı, sağ olsunlar.
İşte, bu dönem dönem gaflet uykusuna dalmalarım; ölümle koyun koyuna yatarken ölümü hiç hatırlamayışım o günlerden yâdigar bana...
Derken okula başlama yaşım henüz gelmemesine rağmen yine sırf gıcık olduğum ve kıskandığım için benden iki yaş büyük olan komşumuzun kızı Gülşen'in okula başladığını öğrenince Gülşen şu an Almanya'da yaşıyor.
Bir sıfırlık galibiyeti devam ediyor yani...
Okulun giriş kapısının önündeki merdivenlerde tam on beş gün boyunca oturma eylemi yaparak hem okul müdürün hem de sınıf öğretmenimin ilgisini çekmeyi başarmıştım.
Onların:
"Hayır olmaz!
Kanunen uygun değil!
Çok küçük...
Dayak yer...
Ezerler, üzerler her neyse..."
Tüm mazeret duvarlarını aşıp nihayet o kapıdan içeri girmeyi başarmıştım.
Öğretmenim o gün anneme - pes edeceğimi düşünmüş olmalı ki-
"Birkaç gün gelsin, sonra sıkılır." Dediği gün ile "bu çocuğu nasıl fark etmezsiniz yaşıtlarının çok üstünde" dediği gün sayısı birkaç günü geçmemişti ki okula resmî olarak kaydımı yaptılar.
Benim için artık çok geçti. "Kendim ettim, kendim buldum."
"Ne umdum ne buldum." Deyip deyip oturma eylemi yaptığım o günlere lanet ederek gidip geliyordum okula...

Hâlâ boştum.
Bomboş.
Bu boş saksının daha da boş bir ortamda dolması mümkün değildi. Lakin içimde doymak bilmeyen öğrenme arzusu günden güne daha da çok alevleniyordu.
Ancak öğrenmenin yolu bu değildi.
Okul ortamında duvarlar üstüme üstüme geliyor - kapalı ortam korkusu buradan gelir-koridorlarda koşmama izin verilmiyordu.


Çok iyi bilirim neşeli bir teneffüs sonrası o ölüm sessizliğini...
Neşe dolu kahkahalar sükûnete bürünür, bir anda.
Aldığın nefesin ritmini bile duyar sıra arkadaşın hele bir de *ursa altına dinamit yerleştirip pencereden atmayı bile düşünürsün.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de toplu hâlde ayakkabı çıkarma müsameresi başlar.
Kokunun kaynağını anlamak isteyen bütün gözler üzerindedir.
Her satır başında nefret etmene rağmen büyük harf kullanmak zorunda kalırsın.
Ara sıra kural dışı hareket etmek istersin.
"Su uyur, ispiyoncular uyumaz."
Öğretmenin o ciddi bakışlarının üzerinde dolaştığını hissedersin.
Bu durum bende hep bir gülme isteği uyandırırdı.
Öğretmenimin bıyıkları üst dudağını tamamen kapatır ve ben bundan dolayı öğretmenimin ağzına dolan o fırça hissini hep merak ederdim.
Soramadım...
Soramazdım...
Sorsaydım, dayağı yerdim.
İlkokuldan sonra bir daha hiç okula gitmedim.
Hatta okulun önünden geçmeyi bile reddettim uzunca bir süre...
Bu dünyada hayatta kalmam için her şeyi bilmem gerekmiyordu ancak her şeyi deneyimlemem gerekiyordu.
Kısa bir teneffüs sonrası sessizlik ne iyi geldi bir bilseniz.
Ancak bu farkındalık sorgulamasının "Azı karar, çoğu zarardı." bu suskunluk ve anlaşılmama hissi ızdırap veriyor, babamın anlattığı masallar artık ilgimi çekmiyordu.
Kendi isteğimle daha çocuk yaşta çalışmaya başladım.
Kazandığım paranın bir kuruşunu bile harcamadan altına yatırım yapıyordum. -nasıl da ileri görüşlüymüşüm-
Okula tam zamanlı gitmedim belki ama eğitim hayatımı da tamamen bırakmadım.
İki alanda öğretmenlik yapma yetkisine sahibim ancak staj deneyimim bana bu meslek için hiç de uygun olmadığımı hatırlattı bir kez daha...
Yapamazdım!
Çocukların gözlerindeki o ışıltı günden güne sönerken gençlerin umutlarının sararmış yapraklar gibi dalından düşüşünü izleyemezdim.
Yalın bir dille atanamadım, da yazabilirdim.
Neyse!
Geçelim bu konuyu bu konuyu geçtikten sonra bir bölüm daha bitirdim soruları sallayarak - ki çoğu tuttu- öğretmenlik yetki alanım üçe çıktı.
Ancak yine de yetersizdim. Ve bu kez bu yetersizliğin kaynağı ben değildim.
Bu meslek benim otoriteye karşı olan hazırcevap kişiliğimi törpülüyor hayallerime gem vuruyor ve bu sisteme ayak uydurmam konusunda beni koşulluyordu.
Ve vaktizamanında sanayiye giden arkadaşlarım benden daha fazla kazanıyordu.
Sabırlı ve idealistim ama hiçbir zaman politik davranmayı beceremedim.

Bu günlerde ne mi yapıyorum?..
"Bir baltaya sap olamamanın" haklı gururu var üzerimde...
Bu dünyadaki tek amacım ne kadar boş ve gereksiz olduğumu kanıtlamak.
Sırf arama motorunda adım halka mâl olmuş kişiler listesine dahil edilsin diye yapmadığım şey kalmadı.

Kendimle bile çeliştiğim şu günlerde bir uçtan bir uca savrulup varoluş sancısı çekerken tüm varlığım zıtlıkların pençesinde köşeye sıkışmış ve yan çizebilme yeteneğini kaybetmişti.
Ters dönmüş ve kurtaranı olmayan bir kaplumbağa gibi kendi etrafımda döngüsel hareketler çizmenin verdiği yorgunluğun te'siriyle uyuyakaldığım bir gün o derin uyku esnasında rüyamda gördüğüm beyaz saçlı ve beyaz sakallı bir adama karşı h'ayranlık hissetmeye başladım.
Daha önce hiç sigara, alkol ve hatta asitli içecekler dahi içmeyen ben; beyaz saçlı o adamın bana uzattığı bardağı - içinde beyaz bir şey vardı, her neyse- bir yudumda hüplettim.
Artık sarhoştum.
H'ayran sarhoşu...
-Umarım Edebiyat Tarihi'ne ve arama motoruna bu yüzyılın en absürt badeli aşığı olarak geçmeyi başarırım.-

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
O güne denk özel hayatımda tutunamayıp istikrarı sağlayamamıştım.
Bu durum benim için çok büyük bir fırsattı. Bu durumu ilahi bir işarete yorup tuttuğumu koparma kararı aldım.

Evet!
Bu kez yapabilirdim.
Ancak önce onu bulmalıydım.
İlk olarak gazetelere ilan verdim.
Çıkmadı ortaya, vicdansız!
Daha sora işe terlik ve pijamayla gitmeye başladım ki...
-Deli divaneyi mutlaka bulurdu.-
Bu konuda iyi olduğumu iddia etmiyorum
İyi olduğumu biliyorumdum da...
- Hatta emindim.-
Onu gördüğüm ilk an, ona çıkma teklifi edecektim.
Bu sevda beni derbeder etti ve asgarî ücretle çalıştığım işten kovuldum.
Neyse ki üç gün tatil yapabilmek için üç aylık kazancımı harcamamıştım.
Bu boş, bomboş kaldığım dönemde can sıkıntısının verdiği vesvese yüzünden
"İblislik Çıraklık Merkezine" başvuru yaptım.
Derslere bizatihi (çevrim içi) İblis'in kendisi giriyordu.
Artık insanların zihinlerini okuyup
Vesvese veriyor, tüm manipüle tekniklerini kusursuz bir şekilde yerine getiriyordum.
Staj dönemini başarıyla tamamlayıp bu okuldan da üstün başarı belgesiyle mezun oldum.
Artık Truva Savaşı çıkaracak kadar gizil güçlere sahiptim.
Ne yazık ki bu alanda da iş bulamadım.
Neden mi!
Mezun çoktu atanamadım!

Geçen gün rüyamda gördüğüm ak saçlı ve ak sakallı adam- hatta saç ve sakalı daha da uzamıştı.- Rüyama üstü açık spor bir arabayla gelip beni çok sert bir şekilde uyardı.
O günden sonra tövbe edip bu tür işler yapmayı bıraktım.
Ancak rüyalarımda aşırı derecede düzensiz ve dağınık olduğumdan-sakın arkamı toplamayın dayağı yersiniz-bu süreç nasıl ilerleyecek inanın ben de bilmiyorum.
Ak saçlı o adam artık rüyalarıma gelmiyor, doğum günümü hatırlamadığı için trip attım o da küstü.
-Haklı değilmiyim ama!

Şimdilerde ne mi yapıyorum?
Asgarî ücretli başka bir işte çalışıyorum.
-Maaşıma zam yapıldı bu arada artık ustayım.-
Ve kovulmak için yine elimden geleni yapıyorum.
Bugün işe gitmedim mesala oturdum, bunları yazdım.
Kahvaltı çay tembellik...
Yemek, çay uyku...
İzin verseler bu döngüyü sonsuza dek sürdürebilirim.
Kaybedenler iyi bilir, her kaybettiğinde ocağa çay koymanın rahatlığını...

Bundan sonra ne mi olur?
Hesap kitap yapalım,
neden+sonuç=

Olasılık 1. Belki yine bahçemde maydanoz, marul ve soğan yetiştiririm.
Olasılık 2. Ben yine kitap okurken-ilk olarak "Oğuz Atay"ın romanlarını okuyacağım.- bir sokak kedisi gelir pencereme ve yavrularını bana emanet ettikten sonra yeni arayışların peşine takılıp ortadan kaybolur.
Ve ben o yavru kedileri büyüttükten tam altı ay sonra anne kedi yeni doğmuş yavrularıyla geri döner.:))

Bu günlerde en iyi yaptığım şey ne mi?..
"Yaptığı tek şey ölmekti" diyecekler ardımdan bu benim mezar taşı yazım olacak burada dursun sakın çalmayın!
Nerede kalmıştım:
Evet!
Bugünlerde yaptığım en iyi şey (yüzleşme ve inkar)
Ama eskisi kadar kaçmıyorum, kendimden, onlardan hatta hiçbir şeyi umursamıyorum, bile.
Kendimi bulmam ve eve dönüşüm hayli zamanımı aldı ama çok iyi oldu.

Kendimden neden bu kadar uzun uzadıya bahsettim?..
Hayır! Uzun uzun bahsetmedim, aslında milyonda bir doluluk oranım bu kadar...
Boşluklar doldukça bu seri zeyl hâline devam edecek.

Bundan sonra ne mi yapacağım?..
Her şeye sondan başlarım, dediğimi hatırlıyorum-ya da ters yönden-
Belkide bu yüzden siz gelirken benim dönüyor olmam tesadüf değildir.
Belki de romanını yazarım sondan başladığım hayatın san-sür-süz
"Yaşanmışlıkların, yaşanması mümkünken yaşanmamışlıkların!.."

Not! Yazdıklarımın hiçbiri hayal ürünü değildir!
Bizzat gerçeğin en acı hâlini içerir.
Her şeyin tersi mevcuttur bende.
Sizin üzüldüğünüz şeylere benim gülüp geçişim bundandır, belki de.:))

"Bana yalan söylediler."

https://youtu.be/lqJlWdfl-Y4?si=Q8ivrWkqPQB2ED83