Bizde gidene dur denmez, kalana can verilir...!
Tıp kelimesi sözlüklerde 'hastalıkları iyileştirme, onların sebep ve sonuçlarını araştırma ilmi, hekimlik' olarak tanımlanıyor.
Buna göre tıp bir bilim alanının adıdır ve daha ziyade hastalanan bünyeyi sağaltmayla alakadardır. Öte yandan kainatı kuşatan en ince sanat eserlerinin (canlı bünye) yine en ince verileri (yapısal özellik) üzerinde çalışmak açısından da bir sanat alanıdır. Yani sağlıklı bir bünyenin sağlıkla devamını sağlamak başlı başına bir sanat sayılır. Çünkü hastalanan bir bünyenin sağlığa kavuşturulmasından daha önemlisi, onu hiç hastalandırmayacak şekilde muhafaza edebilmektir.
Modern tıp işin bilim kısmıyla alakadardır. Oysa eski tıp kitapları sağlığın korunmasına öncelik vermişlerdi. Çünkü bedene isabet edecek bir ok veya kurşun yarasını iyileştirmekten daha önemlisi, ok veya kurşuna hedef olmayacak tedbirleri almaktır. İşte bu noktada, bütün varlığın sırlarını keşfedebilmek önemli sayılır. Eskilerin 'akakir' dedikleri eczacılık ilminde bitkilerin özelliklerini bilmek ne derece önemli idiyse kainat kitabını doğru okumak da o derece önemliydi. Bu yüzden eski tıp kitaplarının ilk bölümleri, kozmik olayların hastalıklarla irtibatı, sağlıklı beslenmenin doğru yolları, mineraller dünyası, bedenin tanınması ve -bütün bunlara rağmen eğer var ise- hastalığın teşhisi gibi konulara ayrılır ve bu genel bilgiler, sıradan insanların da irfanî kültürleri arasına katıştırılırdı. Eski tıbbın bu irfanî alanı, yaygın olarak bilinen ahlat-ı erbaa teorisi çevresinde gelişmiştir.
Ahlat-ı Erbaa, 'bir şey ile karışan dört sıvı, dört hılt, dört halt' demek olup bedendeki sağlık dengesini düzenleyen 'kan, balgam, safra ve sevda'dan oluşur. Buna seyyâlât-ı erbaa (dört akışkanlar) denildiği de vakidir. Her bir hılt insan vücudunda uzvi vazifeler görmektedir. Vazifelerini yaptıkları müddetçe kişinin mizacı dengelenip sağlıklı hali sürer. Ancak herhangi birinin diğeri üzerine galip gelmesi halinde emraz-ı cismaniye (hastalık) baş gösterir.
Geçen yüzyılın başlarına kadar pedagoji ve psikoloji ilimleri başta olmak üzere tıbbın bütün alanlarında, hastalığın teşhis ve tedavi usullerinin tespitinde ahlat-ı erbaa göz önünde tutulurmuş. O kadar ki şairler, her bir hıltın özelliklerini mazmunlar halinde kullanmışlardır. Ahlat-ı Erbaa hakkında en öne çıkan bilgiler şöyle sıralanabilir:
Kan: Dört unsurdan havayı ilgilendirir. Yeri karaciğerdir. Sıcak ve rutubetlidir. Rengi bulanır, kokusu bozulursa hastalıklı sayılır. Yağlı, tatlı ve kan yapıcı gıdalar çok yenildiğinde bünyede kan dengesi yükselir ve şiddetli baş ağrısı, tembellik, sersemlik kendini gösterir. Bu durumda ekşi meyve suları ve sirke gibi soğuk ve kuru tabiatlı gıdalar mücerreptir.
..
Yaprak Bağlamamdan (D) /(S) ökülenler
Aylin Ayla Selçukoğlu
26.12.2021 - 17:32"Mekr ile öğretmek değil,öğrenmektir bu zamanda payımıza düşen kıymetli hocam!Haddimize mi hile dolanla öğretme gafletinde bulunarak el-Muzill+El-Muntekim+El-Kahhar ve Ed-Darr olan rabbime tevekkül ve teslimiyette inşallah ön saflardayız:)"
Mekr ile öğrenmek olsun o zaman dersimiz üstadım...Vesselam
Aylin Ayla Selçukoğlu
27.11.2020 - 18:47Lamiseleri seğirtmekte rahmanî savruluşların,
Satırlarda nakşolunan her bir harfle.
Ne bir adım ileriye geçesi sevdadan,
Ne de ardında kalası, öyle değil mi?
Azığımızda dürülü her ah,
Pelesenk eder O' nun emce kutsallığını.
Otanır şerha şerha yarılmış diller, yürekler,
Her alna şavkıyan süc ...
Cefalı Gelin
Fatma Pınarbaşı
19.11.2020 - 19:51Ne denir ki... Güzel dizeler...
Toplam 39 mesaj bulundu