Ozon atmosferde doğal olarak bulunan bir gazdır. Her ozon molekülü 3 tane Oksijen atomu içerir ve O3 olarak gösterilir. Atmosferik ozonun % 10 civarındaki kısmı yeryüzüne çok yakın olan troposferde (yüzeyden 10-16 km. yukarı) bulunur. Atmosferik ozonun geri kalan % 90’lık kısmı troposferin tepesi ile yaklaşık 50 km. yükseklikteki stratosferde bulunur. Stratosferdeki büyük miktardaki ozon sıklıkla “ozon tabakası” olarak adlandırılır.
Stephen King 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü.
King'in çocukluğu babasının yaşadığı yer olan Indiana Fort Wayne ile annesinin yaşadığı Portland Maine arasında gidip gelmekle geçmiştir. Bir süre sonra annesi ve ağabeysi ile birlikte Durham'a taşınan King, burada okula başladı. 1966 yılında kolejden mezun oldu ve Orono Maine Üniversitesi'nde Bilim dalında öğrenim gördü. Üniversite kütüphanesinde çalıştığı sıralarda, yine burada çalışan karısı Tabitha Spruce ile tanıştı. 1970 yılında üniversiteyi bitiren King, bir yıl sonra Tabitha ile evlendi. Ancak öğretmen olarak iş bulamadığı için bir laboratuvarda çalışıyordu. Tam bu sıralarda bazı erkek dergilerinde yayınlanan bir hikâyesi büyük patlama yaptı. Bu hikâyeleri daha sonra Hayatı Emen Karanlık adlı kitabında toplandı.
1971 sonbaharında Stephen, Main'deki Hamden Koleji'nde öğret-menliğe başladı. Hafta sonları ve geceleri, kısa hikâyeler ve roman yazmakla uğraşıyordu.
1973 yılı baharında Göz (Carrie) adlı romanı yayınlandı. Zamanla kısa hikâyelerden romana hatta senaryo yazmaya atıldı. Senaryosunu yazdığı filmlerde hem oynuyor, hem yönetiyordu. 1974'te Kolorado'ya taşınan King burada Medyum (Shining) kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Burada göl kenarında bir ev alan King aynı yıl içinde Mahşer (The Stand) adlı yapıtını yazdı.
1977 yılında yine aynı şehirde başka bir eve taşındılar. 1980 yazında ikinci bir ev alan King karısı ve üç çocuğuyla beraber burada yaşamını sürdürdü.
Yazarlığı süresince, birçok ödül de kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik oldu. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King, Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist gibi bir çok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. Kemik Torbası adlı yapıtı 1999 yılında Bram Stoker Ödülü'nü kazanmıştır.
2000 yılında vizyona giren ve Tom Hanks'in de başrollerinde oynadığı Yeşil Yol adlı kitabından aynı adla uyarlanan filmi 4 dalda Oscar'a aday gösterilmiştir.
Agatha Christie dünyanın en tanınmış polisiye romanları yazarıdır. Eserleri 45 dile çevrilmiş olan yazarın kitap satışları milyarları bulmuştur. Kutsal kitaplar (Kuran ve İncil) ile Shakespeare'dan sonra en çok satan yazardır.
Agatha Miller, İngiltere'nin Torquay şehrinde 15 Eylül 1890'da doğmuştur. 1914 yılında Kraliyet Hava Kuvvetleri'nden Archibald Christie ile evlenmiştir. 1928 yılında boşanan çiftin Rosalind adında bir kızları vardır.
Yarım yüzyıla aşkın süren yazarlık hayatında, 79 roman ve kısa hikâyelerden oluşan kitap yazmıştır. Ayrıca 25 Kasım 1952'de Londra'da perdelerini açan ve bugüne kadarki en uzun süreyle oynanan tiyatro eseri olan Fare Kapanı'nın da yer aldığı bir düzineden fazla oyuna imza atmıştır.
Christie'nin 1920'de yayınlanan ilk kitabı 'The Mysterious Affair Style (Ölüm Sessiz Geldi) ', aynı zamanda meşhur kahramanı Belçikalı Dedektif Hercule Poirot'nun da yer aldığı ilk eseridir. Yazın dünyasının bilinen en ünlü karakterlerinden biri olan Hercule Poirot'yu yaratan Christie, bu kahramanını 33 romanı ve birçok kısa hikâyesinde kullanmıştır. Bir diğer kahramanı ise kadın karakter Miss Jane Marple'dır. Miss Marple'ı 1930 yılında yazdığı 'The Murder at the Vicarage (Ölüm Çığlığı) ' adlı romanıyla okurlarına tanıtmıştır. Her iki kahramanın da serüvenleri televizyon dizisi veya film olmuştur. 1974'de Doğu Ekspresinde Cinayet, 1957'de 'Witness for the Prosecution (Beklenmeyen? ahit) ', 1978'de Nil'de Ölüm en başarılı olan filmlerindendir. Agatha Christie ayrıca Mary Westmacott takma adıyla altı adet duygusal roman da yazmıştır. Aynı zamanda ikinci eşi Sir Max Mallowanile katıldığı arkeolojik kazılarla ilgili kitaplar da yazmıştır.
1971 yılında İngiltere'nin en yüksek onur unvanı olan 'Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı' nişanını almıştır. Agatha Christie 12 Ocak 1976'da ölmüştür.
27 mart 1963 dogumlu tarantino, yonetmen,senaryo yazar,aktor ve produktor.
yeni bir yetenek olarak 90 baslarinda kendini yavas yavas gostermeye baslar.film okuluna gider.kariyerine buyuk bir rol ustlendigi ELVIS filmiyle aktor olarak baslar.ardindan THE GOLDEN GIRLS un bir bolumunde oynar.okul sonrasinda manhattan beach.c.l.nin video arsivinde calisir.
ilk senaryosunu 1987 de roger avary ile tamamladi.TRUE ROMANCE.Senaryoyu yonetmen TONY SCOTT a satti.daha conra NATURAL BORN KILLERS i yazar ve Oliver Stone satar.kazandigi paralari RESERVOIR DOGS u cekmek icin kullanir.HARVEY KEITEL filmde oynamayi kabul edince tarantino icin kapilar acilmistir.1992 de SUNDANCE FILM FESTIVAL inde odul kazandi.hit bir cult film yapmistir.ardindan direktor ve yazar olarak CITY ON FIRE i cekti.1993 te yazar ve yonetmen olarak PULP FICTION i ceker.bu arada yonetmen TONY SCOTTS TRUE ROMANCE i ceker.
1994 de Q.TARANTINO cult figurun en onemli temsilcisi olmustur.PULP FICTION PALME D OR AT THE CANNES FILM FESTIVAL inden ilk odulunu alir.bu arad oliver stone NATURLA BORN KILLERS i cekti.bu iki film sayesinde hem cok populer olmustur hemde cok para kazanmisti.PULP FICTION 7 TANE ACADEMY AWARD odulu alir.samuel l. jackson ve j.travolta bu filmle beraber buyuk bir populerlik kazanirlar.SLEEP WITH ME filmin de oynar artik cok unludur.1995 baslarinda FOUR ROOM S (ANTOLOGY filmidir) un cekilmesini saglar.EL MARIACHI,DESPERADO VE (COMEDY) DESTINY TURN SON THE RADIO filmlerinde buyuk rollerde oynar.bu arada tv icin biseyler yapar.NBC nin hit serisi E.R. IN 1. VE 2. SEZON u tamamini yonetir.MARGARET CHO nun sitcom u ALL AMERICAN GIRLS U yonetir.
1996 da senaryo ve excutive producer olarak FROM DUSK TILL DAWN I yapar.hemen ardindan senaryosunu yazdigi ve yonettigi JACKIE BROWN i tamamlar.1997 de FULL TILT BOOGIE yi yapar.bir dokumanter film idir from dusk till dawn in nasil yapildigin anlatmaktadir.devam eden yilda GOD SAID HA! .1999 DA yapimci olarak FROM DUSK TILL DAWN 2:TEXAS BLOOD MONEY i yapti.2001 yilinda tv icin iki bolum ALIAS isimli serinin yonetmenligini yapti ve misafir oyuncu olarakta rol aldi.2002 sonu 2003 BASI KILL BILL VOL 1 cekti.2003 te KILL BILL VOL 2 yi cekti.artik sinema tarihinde tartisilmaz bir figur olmustur.
Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca “körelmiş organ” sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları “körelmiş organlar listesi” bugün tamamen çürümüş durumdadır. (bkz. Körelmiş Organlar Yanılgısı)
7.“OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile “benzer organlar evrime delil oluşturmuyor” itirafında bulunmaktadır. (bkz. Tetrapodların Parmak Yapısı Hakkındaki Homoloji Yanılgısı)
8. “SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde “delil”lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. (bkz. Sanayi Devrimi Kelebekleri Yanılgısı)
9. “MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki “evrim mekanizması”ndan biridir. DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini “evrimin laboratuvardaki kanıtı” gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. (bkz. Mutasyonlar)
10. “FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte “maymun-adamlar”ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. (bkz. İnsanın Hayali Soy Ağacı)
1. “HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır. (bkz. Miller Deneyi)
Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in “solungaç” diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır. (bkz. Rekapitülasyon Yanılgısı)
3. “DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir “hayat ağacı” bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır. (bkz. Fosiller 'Hayat Ağacı'nı Reddediyor)
4. 'ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR' YALANI:
Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri “evrimin en büyük fosil kanıtı” olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur. (bkz. Archæopteryx Yanılgısı)
Onlarca yıldır, “atın evrimi”, evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu “at serileri” doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır. (bkz. Atın Evrimi Efsanesi)
Ülkeler, enerji politikalarını belirlerlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, nüfus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında çeşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her ülkenin kendine özgü bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu çerçeveden bakıldığında, dünyada nükleer enerjiden vazgeçildiğini söylemek son derece yanıltıcı olur.
Aralık 2000 - Eylül 2002 tarihleri arasında dünyada kurulu bulunan nükleer santral sayısı 438'den 442'ye çıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW'dan 357.000 MW'a çıkmıştır.
Bu dönemde işletmeye giren santrallar:
Çin'de 2 ünite
Japonya'da 1 ünite
G. Kore Cumhuriyeti 2 ünite
Rusya Federasyonu 1 ünite
Aynı dönemde İngiltere'de 2 ünite devre dışı bırakılmıştır.
Dünyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:
Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1) , Çin (6) , Çek Cumhuriyeti (1) , Hindistan (8) , İran (2) , Japonya (3) , K. Kore (1) , G. Kore (2) , Romanya (1) , Rusya Federasyonu (2) , Slovak Cumhuriyeti (2) , Ukrayna (4) , Tayvan (2) . Ayrıca, Finlandiya da yeni bir nükleer santralı kurma kararı almıştır.
Mayıs 2001'de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, özellikle kaynak çeşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, kömür ve petrol) yönelmenin yanında nükleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni nükleer santralları devreye almayı planlamaktadır.
G. Afrika Cumhuriyeti'nde 10 adet herbiri 120 MWe gücünde çakıl yataklı modüler reaktörden oluşan proje devam etmektedir
Çin'de 2010 yılına kadar 10.000 MW'lik bir nükleer program planlanmaktadır.
Einstein, 1905 yılında E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyadaki insan yapısı ilk nükleer reaktör 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri' nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.
Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika'da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır.
Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santralı Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve 1957'de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951'de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
İşletmede olan santralların sayısı: 442 adet
İşletmede olan santralların net gücü: 356.746 MW(e)
Üretilen enerji: 2544 TWsaat
Nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16
İnşa halindeki santralların sayısı: 35 adet
İnşa halindeki santralların net gücü: 27.743 MW(e) ,
İşletme deneyimi:10586 reaktör-yıl
(Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eylül 2002)
Bazı Ülkelerin Elektrik Üretiminde Nükleer Enerjinin Payı:
Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak Cumhuriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek Cumhuriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika Cumhuriyeti: %7, Hindistan: %4.
Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda eneji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad) . Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füsyon reaktörü henüz kurulamamıştır.
Serbest atmosferde, buz kristalleri, ve su damlacıkları gibi gözle görülür parçacıkların bir araya gelmesiyle oluşan bulut, hava parselinin atmosfer içerisinde yükselmesi ile içerisinde bulunan su buharının yoğunlaşması sonucunda oluşur. Sisin buharlaşması şeklinde oluşumu da söz konusudur.
Yoğunlaşma çekirdekleri adı verilen toz ve duman parçacıkları sayesinde su buharı yoğunlaşabilir. Bulutun oluşumunda her şeyden önce, ister konvektif faaliyetle olsun, isterse bir dağ yamacının zorlamasıyla olsun veya isterse yerin ısınmasıyla yere yakın yerlerdeki hava parselinin ısınarak yükselmesi sonucunda olsun yükselme, soğuma ve yoğunlaşma gerekli olan üç temel özelliktir.
1) Radyasyon sisi: Açık ve durgun gecelerde ısı kaybı sebebiyle yer yüzeyi ve yüzeye yakın hava soğur. Yerden yukarı doğru yükseklik arttıkça atmosferde ters bir sıcaklık dağılımı ortaya çıkar. Alt seviyelerde hava soğuktur. Yükseklik arttıkça sıcaklık da artar. Soğuma havanın çiğ noktasına kadar inerse sis meydana gelir. Gece başlar, gündüz hava ısınınca, öğleye doğru ortadan kalkar.
2) Adveksiyon (Yatay Hava Hareketi) Sisi: Sıcak ve nemli havanın soğuk bir yüzey üzerine hareketi ile alt katmanların soğuyarak su buharının yoğunlaşması sonucu oluşan sislerdir.
3) Oroğrafik (Yer Şekili) Sis: Yatay hareket eden havanın yer şekli etkisiyle yükselerek soğuması neticesinde oluşan sislerdir. Yer şekli etkisiyle yükselme hafif hafif ve yataya yakın olmalıdır.
B) Cephe Sisleri: Karşılaşan iki farklı hava kütlesinden sıcak olanın soğuk olan üzerinde yükselerek soğuması neticesinde oluşan sislerdir.
Yatay görüş mesafesini 1 km.nin altına düşüren meteorolojik bir olaydır. Stratus bulutunun yerde veya yere yakın seviyede oluşması olarak da bilinir. Yerle temas eden hava içindeki subuharının yoğuşması veya donarak kristalleşmesi sonucu ortaya çıkan çok küçük su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelmiştir.
Sis içinde çisenti biçiminde çok hafif yağış olabilir. Zirai açıdan faydalı olduğu kadar, güneşe engel olduğu için deniz, kara ve hava ulaşımında büyük ölçüde olumsuz etkileri de görülmektedir.
Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zeka farkı da o denli fazla olmaktadır.
Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen çocukların diğerlerine göre daha başarılı oldukları saptanmıştır.
1700 ve 1910 yılları arasında yaşayan 4421 ünlü kişinin kökenini inceleyen bir araştırma sonucunda bu kişilerin % 83'ünün üst tabakadan ve ancak %16'sının alt tabakadan geldiğinin ortaya çıkması, çevre faktörünün önceki yüzyıllarda çok daha önemli bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar başarı ve zeka birbirinden farklı olsa da, başarıda zekanın önemli bir payı olduğu göz önüne alınacak olursa bu bize zeka hakkında da bilgi verir.
Zekaya çevrenin etkilerinin arasında çevreden etkilenen kişilik yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü sayılabilir. Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan işe dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zeka testlerindeki başarı düşük olur.
Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf etmeleridir.
Diğer koşullar eşit tutulduğunda orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilerin zeka puanları, düşük sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilere kıyasla daha yüksek olmaktadır. En düşük ile en yüksek sosyo-ekonomik düzey arasındaki puan farkı 20'ye kadar çıkmaktadır.
Zekası yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte, kazançlı meslek sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla öğrenme olanağına sahiptir, bunlar ilerisi için daha iyi başlangıç koşulları elde edebilmektedir. Zeka testlerinde sözel bölümlerin bulunması, eğitim seviyesi yüksek kişilerin daha yüksek puan almasına yardım etmektedir. Dolayısı ile burada hem kalıtımsal hem de yetişme tarzından gelen bir avantaj söz konusudur.
^
:: Zeka ve Başarı
Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı olarak başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen dış etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir. Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde yapılan başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile benzer sonuçlar verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki yıllarında ortaya çıkacak davranış kalıplarının tamamen bu sonuçlarla belirlenmesi mümkün değildir.
^
:: Çeşitli Zeka Alanları
Günümüzde en yaygın testler olan Stanford-Binet ve WAIS-R testlerinde zeka ölçümü için Binet'in geliştirdiği yöntem kullanılmasına karşın, zekanın ne olduğunun tanımlanmasında eksiklikler bulunmaktadır. Binet ekolünde zeka, kişinin test sonuçlarında aldığı derece ile ölçülmektedir. Bu zekayı ölçmek için pratik bir yaklaşımdır ve kişilerin performanslarını anlamaya yöneliktir, ancak bu testler zekanın doğasını anlamak için fazla ipucu vermezler. Araştırmacılar zekanın doğasını anlamak üzere de çalışmaktadırlar. En çok sorulan sorulardan biri zekanın tek bir faktörden mi yoksa bir kaç bileşenin bir araya gelmesiyle mi oluştuğudur. İlk psikologlar, zekanın ve genel bir g-faktörü olarak adlandırılan genel bir mental faktörden oluştuğunu varsayıyorlardı. Bu faktörün, zekanın her bir yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin bu g-faktörünü ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. Daha sonraki araştırmacılar akıcı zeka ve kristalize zeka olmak üzere zekanın iki çeşidi bulunduğunu öne sürdüler. Akıcı zeka, yeni problemleri ve durumları başarıyla ele alabilme yeteneğini, kristalize zeka ise bilginin saklanması, beceriler, akışkan zekanın kullanılması ve tecrübelerden elde edinilen stratejileri kapsamaktadır.
Diğer bir kısım bilim adamı ise zekanın daha çok bölümlerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Örneğin, Howard Gardner belirli alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu savunmuştur. Aşağıda açıklanan bu zeka alanlarının her biri diğerinden bağımsız olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu zeka alanlarından bir kaçının aynı anda aktif hale geçirilmesiyle oluşmaktadır:
1. Müziksel Zeka: Müzik alanlarındaki beceri.
2. Bedensel Kinestetik Zeka: Tüm bedenin veya çeşitli bölümlerinin bir problemin çözümünde, bir üretim veya gösteri sırasında kullanılması ile ilgili becerilerdir; dans etme, atletizm, aktörlük, operatörlük gibi beceriler buna örnek gösterilebilir.
3. Mantık-Matematik Zekası: Problem çözme ve bilişsel düşünmedeki beceriler.
4. Dilsel Zeka: Bir dilin kullanımı ve o dilde eserler üretme ile ilgili beceriler.
6. Kişiler Arası Iletişim: Diğer kişilerle etkileşimde diğerinin ruh halini, isteklerini, niyetlerini anlamadaki beceriler.
7. İçeyönelik Zeka: Bir kişinin iç dünyasındaki yönelimlerini anlaması, duygularına erişebilmesi becerisidir.
Gardner'in her bir zeka alanını açıklamak üzere verdiği örnekler arasında Yehudi Menuhin, T.S. Elliot, Anne Sullivan, Virginia Wolf gibi ünlüler yer almaktadır.
Yehudi Menuhin San Fransisco Orkestrasının konser salonuna gizlice sokulduğunda 3 yaşındaymış. Orada Louis Persinger'in violin çalışından çok etkilenen Menuhin, yaş gününde bir violin alınması ve Louis Persinger'in hocası olması için inatla direnmiş. Her ikisini de elde eden Menuhin, 10 yaşına geldiğinde uluslararası üne sahip bir yorumcu olmuştu.
T.S. Eliot 10 yaşındayken, Fireside adında bir magazini tek başına çıkarmış, üç günlük bir kış tatili sırasında derginin 8 sayısını hazırlamıştı.
Anne Sullivan sağır ve kör Helen Keller'in eğitimine başladığında bu iş, diğer kişilerin yıllarca vaktini alacak zorluktaydı. Bu işe girişmesinden daha iki hafta sonra büyük ilerleme kaydetti, bu süre içerisinde vahşi bir yaratık narin bir çocuğa dönüşmüştü.
Virginia Wolf 'A sketch of the Past' adlı eserinde, kendi iç yaşamına bakışın iyi bir örneğini sergilemekte, bu eserinde çocukluğundan kalan ve olgunlaşmasına rağmen hala şok etkisinden kurtulamadığı bir çok özel anısına yönelip, onlara karşı tepkilerini başarılı bir biçimde açıklamaktadır.
^
:: Üstün Zeka Nedir?
Zeka dağılım eğrisinin bir ucunda zeka geriliği gösteren kişiler yer alırken diğer ucunda ise üstün zekalı kişiler yer almaktadır. Toplumu oluşturan kişilerin ancak %2'lik bir bölümü 130 ve üstündeki IQ derecesine sahiptir. IQ derecesi 140'ın üzerine çıkıldığında bu oran % 0.2 ye düşmektedir.
Üstün zekalıların tipik örnekleri onları sakar, utangaç, sosyal açıdan akranlarıyla uyumsuz gibi gösterse de bir çok araştırma onların tam tersine bir çok şeyi ortalama insandan çok daha iyi yapabilen, iyi uyumlu, sevilen kişiler olduğunu ortaya koymuştur.
Lewis Terman tarafından yapılan ve 1920 yılında başlatılan bir çalışma halen devam etmektedir. Bu çalışmada IQ derecesi 140'ın üzerinde olan 1500 üstün zekalı çocuktan oluşan bir grup 60 yıl boyunca düzenli aralıklarla takip edilmektedir. Başından itibaren bu gruptaki kişiler fiziksel, akademik ve sosyal açıdan, normal akranlarına göre daha ileride olmuşlardır. Genellikle daha sağlıklı, daha uzun, daha ağır ve daha kuvvetli oldukları gözlenmiş, okulda daha başarılı olmuşlar ve normal kişilere göre daha iyi sosyal uyum sergilemişlerdir. Bütün bu avantajlar, kariyer başarısına dönüşmüş, bu kişiler normal insanlara göre daha çok ödül almış, daha fazla maddi gelir elde etmiş, sanat ve edebiyata daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Örneğin bu gruptaki kişiler 40 yaşına geldiklerinde, toplam olarak 90 kitap, 375 oyun ve kısa hikaye, 2000 makale yazmışlar, 200 üzerinde patente imza atmışlardır. Hepsinden önemlisi bu kişiler hayattan tatmin olduklarını diğer kişilere göre daha fazla belirtmişlerdir.
Bu çalışma diğer yandan, üstün zekalı olmanın her zaman başarılı bir grafik çizmeyi garantileyemeyeceğini de göstermiştir. Terman'ın incelediği grupta bazı önemli başarısızlıklara da rastlanmıştır. Başka çalışmalardan da anlaşıldığı üzere üstün zeka her alanda düzgün bir dağılım göstermemektedir. Yüksek IQ derecesine sahip bir kişinin akademik konularda ille de başarı göstermesi gerekmemekte, ancak konulardan bir veya bir kaçında olağandışı bir üstünlük sergileyebilmektedir. Yüksek bir IQ derecesi, her şeyde başarı anlamını kesinlikle taşımamaktadır.
Doğuştan gelen zekanın değerlendirilmesi için bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen çift yumurta ikizlerinin zeka puanlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, değişik çevrelerde yetişseler bile, kalıtımı aynı olan tek yumurta ikizlerinin zekalarının, aynı çevrede yetişip, kalıtımları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekalarından daha çok birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır.
Bir başka araştırmada ise, bebek iken evlat edinilen çocukların zekalarını, üvey anne-babalarının zekaları ve ayrıca doğal anne-babalarının zekaları ile karşılaştırmışlar ve bu çocukların zeka puanlarının doğal ana-babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür. Bunun gibi çok sayıda yapılan araştırmalar, kalıtımın zeka gelişmesinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.
Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. Bu süre içinde en hızlı gelişme ilk iki yılda gerçekleşir. Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan, iki yıl sonunda kendi başına yürüyebilen, konuşabilen, bazı basit problemleri çözebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, basit planlamalar yapabilen, hatırlayabilen bir kişi hale gelir.
Sembollerle düşünebilme 11 yaşında başlar. 12 yaştan sonra zekanın hızında azalma olsa da gelişmeye devam eder. Gelişmenin en üst düzeyine 14-18 yaşlar arasında varılır. Zihinsel güç 30 yaşa kadar bu düzeyde kalır. Daha sonraki yaşlarda yeni malzeme öğrenmedeki başarı yavaş olarak azalmaya başlar, ancak öğrenilen bilgiler kaybolmaz tam tersine yaş ilerledikçe, deneyimden dolayı edinilen bilgiyi kullanmadaki beceri artar.
Zeka ile beyin arasıda çok yakın bir ilişki vardır. Zekanın beyinde yer aldığı kabul edilir. Bir insan beyninde 10 milyardan fazla sinir hücresi bulunmakta, her bir hücre ortalama 10.000 hücre ile bağlantı içerisinde çalışmaktadır. Nöron adı verilen bu sinir hücrelerinde sinyaller çok karmaşık elektro-kimyasal olaylar zinciriyle oluşan ve sayısı saniyede 1000 taneye kadar çıkabilen titreşimler halinde iletilmektedir.
Beynin ne biçimde çalıştığı henüz çözümlenebilmiş değildir. Belleğin işleyiş mekanizması, beyin algılama yaparken gösterdiği esneklik yeteneği gibi konular bilim adamlarını yıllarca uğraştırmış hala da uğraştırmaktadır.
Bir kısım bilim adamları belirli işlerden beynin belirli bölgelerindeki hücreleri sorumlu tutarak konuya açıklama getirirken, ünlü nörolog Karl Pribram hologram teorisini beyinle bağdaştırmak üzere yaptığı çalışmalarda beynin çevresi hakkındaki bilgileri sınıflandırılmamış bir karmaşık düzen içerisinde aldığı, alınan bu bilgilerin holografik, yani üst üste bindirilmiş dalgalar ve onların girişimleriyle oluşan modele dayalı bir biçimde kaydedildiği ve daha sonra dışarıdan gelen frekanslara göre bilgilerin alışkın olduğumuz mekan-zaman için düzenlenerek, bilinen algı dünyasının oluştuğunu söylemektedir.
Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır.
Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu noktalarında birleşir. Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.
Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları:
Sözel Anlayış: sözcükleri tanıma ve anlama,
Sözel Akıcılık: sözel ve yazılı olarak sözcük ve ifadeleri çabucak bulabilme,
Sayısal Yetenek: aritmetiksel işlemleri çabuk ve doğru olarak yapabilme,
Alansal ve Uzay ilişkileri: iki ve üç boyutlu görsel algılamayı yapabilme,
Bellek: işitsel ve görsel olarak belleme gücü,
Algısal Hız: karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve farklılıkları doğru olarak algılayabilme,
Mantıklı düşünme: muhakeme yürütebilme,
olarak sayılabilir.
Bir kişinin zeka seviyesi diğer koşullar eşit tutulduğunda ne kadar zor işler başardığı, veya aynı güçlükteki işlerden ne kadar çoğunu başarabildiği, veya ne kadar kısa sürede doğru sonuca ulaşabildiği ile belli olur.
kabus
Hepimiz kabus görüyoruz öyle değil mi? Bazen kabuslar bizi rahatsız etmez ve hemen unuturuz.Fakat bazen defalarca tekrarlar ve kaç yaşında olursak olalım bizi üzer.Kabuslar genel korku ve endişeleri yada sizi rahatsız eden belli durumları temsil eder.Araştırmalar kabusların çocukluk döneminde daha etkin olduğunu belirtiyor.Eğer yeni bir okula başlama konusunda stresliyseniz yada ailenizin kavga etmesi sizi rahatsız ediyorsa bu kabus olarak kendisini gösterebilir.
Kabuslar bizi iki şekilde etkiler.Birincisi bizi korkutur yada endişelendirir.İkincisi ise gerçek hayatımızdaki sorunları gösterir ve bunları çözmemiz gerektiği işaretini verir.Matematik dersinizle ilgli kabuslar görüyorsanız bu ders üzerinde çalışmanız gerektiği anlamı çıkarılabilir.Fakat bazen gerçek hayatta değiştiremeyeceğimiz kabuslar görürüz.Bu durumda normal kabusları karşılamaya çalışmalıyız.Aşağıdakiler kabusun sizi rahatsız etmemesi için yapabilecekleriniz:
Eğer kabus sizi gerçekten çok rahatsız ediyorsa sizi rahatlatacak bir şeyler bulun.Ailenizle gördüğünüz kabusu paylaşmak rahatlatıcı olabilir.
Kötü rüyaların etkisinde kalmamanın bir diğer yolu da gördüğünüzün rüya değil bir resim,hikaye yada film olduğunu düşünmektir.
Kötü bir rüyanın ortasında birdenbire kendinize “Bu hiç de inandırıcı değil.Rüya görüyorum.” dediğiniz oldu mu? Rüyada olduğunuzu birdenbire anlamanız yaygın bir durum.Bazı insanlar rüya gördüğünü anlayıp,rüyasında ne yapacağını düşünür.Bazı doktorlar bu şekilde rüyayı kontrol etmenin yanlış olduğuna inanıyorlar.Eğer rüya beynimizin dinlenmesini ve farklı bir şekilde düşünmesini sağlayan bir yol ise bunu durdurmaya çalışmak beynimizin önemli bir işi yapmasını engellemek anlamına gelmektedir.Yada rüyalar beynimizin eğlence zamanıysa oyunu yarıda kesmek onun rahatlamasını engelleyecektir.
güzel rüyalar
Gerçek hayatta gerçekleşmeyen güzel olaylar rüyada gerçekleşir.Mutlu olduğunuz rüyalar gerçek hayatta yaşadığınız stresden kurtulmak ve hayatınızda neler istediğinizi keşfetmeniz için bir yol olabilir.Eğer rüyanız sürekli sporla ilgiliyse belki de profesyonel bir atlet olmak istiyorsunuzdur.Yada rüyalarınız sürekli deniz kıyısında geçiyorsa denizde yaşamak gibi bir hayaliniz olabilir.
Birçoğumuz için uyumakla uyanmak arasında geçen zaman normal hayatta geçen kurallardan bağımsız yaşanan ekstra bir hayat gibidir.Rüyalar bazen çok anlamsız görünebilir fakat bu hiç de anormal değil.Bunu uykunun doğal bir parçası yada ilginç hikayeler olarak kabul etmek en güzeli.
rüyalarımız ne anlama geliyor
Bazı uzmanlar rüyaların duygularımız yada düşüncelerimizle ilişkisi olmadığına inanır.Diğer rüya uzmanları ise rüyada gördüklerimizin hayatımızla ilgili bir anlamı olduğunu söylüyor.Rüyalar korkularımız ve derin isteklerimizi gösteren bir pencere gibidir ve rüyaları yorumlamak beynimizde neler olup bittiğini açığa çıkarmaya yardım eder.Bu teoriye göre rüya,bilincinizden gelen ve çözülmesi gereken problemleri yada ulaşılması gereken hedefleri söyleyen bir mesajdır.
Birçok rüya araştırmacısı iki fikir arasında kalmış bir bakış açısına sahiptirler.Rüyalar her zaman bir anlam taşımazlar.Bazen rüyalar beynimizin günlük hayata ait yada televizyon ve okuduklarımızdan etkilendiği düşünce ve resimlerle oynamasıdır.Diğer bir fikir ise rüyalar başarmak istediğiniz yada sizi strese sokan olaylara bir anlam vermeniz için iyi birer fırsattır.
Bir de uzmanlar aynı rüyayı sürekli görmenin özel bir anlamı olduğu üzerinde hem fikirler.Anlamı olmadığını düşündüğünüz ve sürekli gördüğünüz rüyalar size bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir.
neden rüya görüyoruz
İnsanlar yüzyıllardır rüyaların arkasındaki gerçeği keşfetmek için çalışmışlardır.Bulunan en basit cevap ise rüyaların uyku sırasında beynimizin yarattığı hikaye ve resimler olduğudur.
Rüyaların çoğu biz gece derin uykudayken görülür ve göz kapaklarımızın altındaki gözlerimiz hızla hareket eder.Bu belki size garip gelebilir fakat tamamıyla normal ve buna REM deniliyor.Aşağıda uzmanların geliştirdikleri farklı teorileri sıraladık:
Bazıları rüyanın hiçbir amacı olmadığını söylüyor.
Bazıları ise beynimizin bilgi,resim ve duygularla dolu büyük bir koleksiyon olduğunu ve tüm bunların rüyalarda açığa çıktığını söylüyor.
Diğer bir görüş ise gün içinde yaşadığımız duyguların rüyalarla denetlenmesi.Bu bizim fiziksel ve ruhsal sağlığımız için önemli.Bilim adamları bunu bilgisayarın bazı programları çalıştırarak hard diskini temizlemesine benzetiyor.Beynimizde sürekli olarak çalışan bir makine olduğu için rüya kendisini yenilemesi için bir yöntem.
Bir başka yaklaşım ise rüyaların hayatımızdaki belli sorunları çözmek için var oluşu.Şöyle düşünün bilgisayara zor bir işlem yaptırıyorsunuz.Bilgisayar bunu çözmek için zaman kullanacaktır.Beynimizde rüya esnasında duygusal sorunları çözmek için çalışır.
Arkadaşınla konuşurken birden ayakların yerden kesliyor,evinin çevresinde uçmaya başlıyorsun.Yere indiğinde kendini okulda matematik dersinde sınavda buluyorsun.Ama çalışmamışsın hiçbirşey yapamıyorsun! Senin için sıradan birgün mü? Hayır.Bu bir rüya...
İnsanlar rüya hakkından çok eski zamanlardan beri soru sormuşlardır:
Rüya nedir ve neden rüya görüyoruz?
Rüyalar hayatımız için önemli mi?
Rüya kişiliğmiz hakkında sırlar yada gelecek için ipucu taşıyor mu?
Neden bazı rüyalar çok garip?
Modern bilim bu soruların bazılarına cevap bulmuş olsa da hala kesinleşmemiştir.Konuyla ilgili her uzmanın farklı bir teorisi vardır ve bu teoriler değişmektedir.
ozon
01.06.2004 - 14:23Ozon atmosferde doğal olarak bulunan bir gazdır. Her ozon molekülü 3 tane Oksijen atomu içerir ve O3 olarak gösterilir. Atmosferik ozonun % 10 civarındaki kısmı yeryüzüne çok yakın olan troposferde (yüzeyden 10-16 km. yukarı) bulunur. Atmosferik ozonun geri kalan % 90’lık kısmı troposferin tepesi ile yaklaşık 50 km. yükseklikteki stratosferde bulunur. Stratosferdeki büyük miktardaki ozon sıklıkla “ozon tabakası” olarak adlandırılır.
stephen king
01.06.2004 - 13:50Stephen King 1947 yılında Portland'da doğdu. Annesi ve babası ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü.
King'in çocukluğu babasının yaşadığı yer olan Indiana Fort Wayne ile annesinin yaşadığı Portland Maine arasında gidip gelmekle geçmiştir. Bir süre sonra annesi ve ağabeysi ile birlikte Durham'a taşınan King, burada okula başladı. 1966 yılında kolejden mezun oldu ve Orono Maine Üniversitesi'nde Bilim dalında öğrenim gördü. Üniversite kütüphanesinde çalıştığı sıralarda, yine burada çalışan karısı Tabitha Spruce ile tanıştı. 1970 yılında üniversiteyi bitiren King, bir yıl sonra Tabitha ile evlendi. Ancak öğretmen olarak iş bulamadığı için bir laboratuvarda çalışıyordu. Tam bu sıralarda bazı erkek dergilerinde yayınlanan bir hikâyesi büyük patlama yaptı. Bu hikâyeleri daha sonra Hayatı Emen Karanlık adlı kitabında toplandı.
1971 sonbaharında Stephen, Main'deki Hamden Koleji'nde öğret-menliğe başladı. Hafta sonları ve geceleri, kısa hikâyeler ve roman yazmakla uğraşıyordu.
1973 yılı baharında Göz (Carrie) adlı romanı yayınlandı. Zamanla kısa hikâyelerden romana hatta senaryo yazmaya atıldı. Senaryosunu yazdığı filmlerde hem oynuyor, hem yönetiyordu. 1974'te Kolorado'ya taşınan King burada Medyum (Shining) kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine'e döndü. Burada göl kenarında bir ev alan King aynı yıl içinde Mahşer (The Stand) adlı yapıtını yazdı.
1977 yılında yine aynı şehirde başka bir eve taşındılar. 1980 yazında ikinci bir ev alan King karısı ve üç çocuğuyla beraber burada yaşamını sürdürdü.
Yazarlığı süresince, birçok ödül de kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik oldu. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King, Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist gibi bir çok unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. Kemik Torbası adlı yapıtı 1999 yılında Bram Stoker Ödülü'nü kazanmıştır.
2000 yılında vizyona giren ve Tom Hanks'in de başrollerinde oynadığı Yeşil Yol adlı kitabından aynı adla uyarlanan filmi 4 dalda Oscar'a aday gösterilmiştir.
agatha christie
01.06.2004 - 13:44Agatha Christie dünyanın en tanınmış polisiye romanları yazarıdır. Eserleri 45 dile çevrilmiş olan yazarın kitap satışları milyarları bulmuştur. Kutsal kitaplar (Kuran ve İncil) ile Shakespeare'dan sonra en çok satan yazardır.
Agatha Miller, İngiltere'nin Torquay şehrinde 15 Eylül 1890'da doğmuştur. 1914 yılında Kraliyet Hava Kuvvetleri'nden Archibald Christie ile evlenmiştir. 1928 yılında boşanan çiftin Rosalind adında bir kızları vardır.
Yarım yüzyıla aşkın süren yazarlık hayatında, 79 roman ve kısa hikâyelerden oluşan kitap yazmıştır. Ayrıca 25 Kasım 1952'de Londra'da perdelerini açan ve bugüne kadarki en uzun süreyle oynanan tiyatro eseri olan Fare Kapanı'nın da yer aldığı bir düzineden fazla oyuna imza atmıştır.
Christie'nin 1920'de yayınlanan ilk kitabı 'The Mysterious Affair Style (Ölüm Sessiz Geldi) ', aynı zamanda meşhur kahramanı Belçikalı Dedektif Hercule Poirot'nun da yer aldığı ilk eseridir. Yazın dünyasının bilinen en ünlü karakterlerinden biri olan Hercule Poirot'yu yaratan Christie, bu kahramanını 33 romanı ve birçok kısa hikâyesinde kullanmıştır. Bir diğer kahramanı ise kadın karakter Miss Jane Marple'dır. Miss Marple'ı 1930 yılında yazdığı 'The Murder at the Vicarage (Ölüm Çığlığı) ' adlı romanıyla okurlarına tanıtmıştır. Her iki kahramanın da serüvenleri televizyon dizisi veya film olmuştur. 1974'de Doğu Ekspresinde Cinayet, 1957'de 'Witness for the Prosecution (Beklenmeyen? ahit) ', 1978'de Nil'de Ölüm en başarılı olan filmlerindendir. Agatha Christie ayrıca Mary Westmacott takma adıyla altı adet duygusal roman da yazmıştır. Aynı zamanda ikinci eşi Sir Max Mallowanile katıldığı arkeolojik kazılarla ilgili kitaplar da yazmıştır.
1971 yılında İngiltere'nin en yüksek onur unvanı olan 'Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı' nişanını almıştır. Agatha Christie 12 Ocak 1976'da ölmüştür.
tarantino
01.06.2004 - 13:4127 mart 1963 dogumlu tarantino, yonetmen,senaryo yazar,aktor ve produktor.
yeni bir yetenek olarak 90 baslarinda kendini yavas yavas gostermeye baslar.film okuluna gider.kariyerine buyuk bir rol ustlendigi ELVIS filmiyle aktor olarak baslar.ardindan THE GOLDEN GIRLS un bir bolumunde oynar.okul sonrasinda manhattan beach.c.l.nin video arsivinde calisir.
ilk senaryosunu 1987 de roger avary ile tamamladi.TRUE ROMANCE.Senaryoyu yonetmen TONY SCOTT a satti.daha conra NATURAL BORN KILLERS i yazar ve Oliver Stone satar.kazandigi paralari RESERVOIR DOGS u cekmek icin kullanir.HARVEY KEITEL filmde oynamayi kabul edince tarantino icin kapilar acilmistir.1992 de SUNDANCE FILM FESTIVAL inde odul kazandi.hit bir cult film yapmistir.ardindan direktor ve yazar olarak CITY ON FIRE i cekti.1993 te yazar ve yonetmen olarak PULP FICTION i ceker.bu arada yonetmen TONY SCOTTS TRUE ROMANCE i ceker.
1994 de Q.TARANTINO cult figurun en onemli temsilcisi olmustur.PULP FICTION PALME D OR AT THE CANNES FILM FESTIVAL inden ilk odulunu alir.bu arad oliver stone NATURLA BORN KILLERS i cekti.bu iki film sayesinde hem cok populer olmustur hemde cok para kazanmisti.PULP FICTION 7 TANE ACADEMY AWARD odulu alir.samuel l. jackson ve j.travolta bu filmle beraber buyuk bir populerlik kazanirlar.SLEEP WITH ME filmin de oynar artik cok unludur.1995 baslarinda FOUR ROOM S (ANTOLOGY filmidir) un cekilmesini saglar.EL MARIACHI,DESPERADO VE (COMEDY) DESTINY TURN SON THE RADIO filmlerinde buyuk rollerde oynar.bu arada tv icin biseyler yapar.NBC nin hit serisi E.R. IN 1. VE 2. SEZON u tamamini yonetir.MARGARET CHO nun sitcom u ALL AMERICAN GIRLS U yonetir.
1996 da senaryo ve excutive producer olarak FROM DUSK TILL DAWN I yapar.hemen ardindan senaryosunu yazdigi ve yonettigi JACKIE BROWN i tamamlar.1997 de FULL TILT BOOGIE yi yapar.bir dokumanter film idir from dusk till dawn in nasil yapildigin anlatmaktadir.devam eden yilda GOD SAID HA! .1999 DA yapimci olarak FROM DUSK TILL DAWN 2:TEXAS BLOOD MONEY i yapti.2001 yilinda tv icin iki bolum ALIAS isimli serinin yonetmenligini yapti ve misafir oyuncu olarakta rol aldi.2002 sonu 2003 BASI KILL BILL VOL 1 cekti.2003 te KILL BILL VOL 2 yi cekti.artik sinema tarihinde tartisilmaz bir figur olmustur.
evrim teorisi
01.06.2004 - 13:336. “CANLILARDA KÖRELMİŞ ORGANLAR VARDIR” YALANI:
Uzun zamandır evrimci kaynaklarda canlılardaki bazı organların işlevsiz olduğu ileri sürülmekte ve bunların o canlıların atalarından miras kalmış evrimsel kör noktalar olduğu iddia edilmektedir. Örneğin insan vücudundaki appendiks (apandisit) veya kuyruk sokumu, yıllarca “körelmiş organ” sayılmıştır. Oysaki son yılların bilimsel araştırmaları, tüm bu organların önemli işlevleri olduğunu koymuş durumdadırlar. Evrimcilerin 20. yüzyıl başında çıkardıkları “körelmiş organlar listesi” bugün tamamen çürümüş durumdadır. (bkz. Körelmiş Organlar Yanılgısı)
7.“OMURGALILARIN 5 PARMAKLI EL YAPISI EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Yunusun yüzgeçlerinde, yarasanın kanatlarında veya insanın ellerinde, 5 parmaklı bir kemik yapısı bulunur. Bu benzerlik, evrimci ders kitaplarında veya popüler yayınlarda, uzun zaman, bütün bu canlıların ortak bir atadan evrimleştiği iddiasına delil olarak sunulmuştur. Oysaki genetik araştırmalar, benzer gibi gözüken bu organların aslında çok farklı genler tarafından kontrol edildiğini göstermiştir. Bugün evrimciler bile “benzer organlar evrime delil oluşturmuyor” itirafında bulunmaktadır. (bkz. Tetrapodların Parmak Yapısı Hakkındaki Homoloji Yanılgısı)
8. “SANAYİ DEVRİMİ KEBELEKLERİ, DOĞAL SELEKSİYONLA EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde “delil”lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi’nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki kelebek popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli kelebekler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli kelebeklerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir kelebek türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nufüs oranı değişmiştir. (bkz. Sanayi Devrimi Kelebekleri Yanılgısı)
9. “MUTASYON DENEYLERİ EVRİME DELİLDİR” YALANI:
Mutasyonlar, neo-Darwinizm’in öne sürdüğü iki “evrim mekanizması”ndan biridir. DNA üzerindeki bu rastlantısal değişikliklerin canlıları evrimleştiği öne sürülür. Bu iddiaya destek oluşturabilmek için binlerce mutasyon deneyi yapılmıştır. Başta meyve sinekleri olmak üzere seçilen bazı canlı popülasyonları yoğun mutasyona uğratılmıştır. Evrimci yayınlar bu mutasyon deneylerini “evrimin laboratuvardaki kanıtı” gibi gösterirler. Oysa gerçekte bu deneyler evrimi kanıtlamak bir yana çürütmüştür. Çünkü mutasyona uğrayan hiç bir canlıda genetik bilgi artışı gözlemlenmemiştir. Aksine, mutantlar (mutasyona uğrayan canlılar) hep sakat, kısır ve hasta olmaktadır. (bkz. Mutasyonlar)
10. “FOSİLLER, YARI MAYMUN İNSANLARIN YAŞADIĞINI İSPATLAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm’in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlere empoze edilir. Oysa gerçekte “maymun-adamlar”ın yaşamış olduğuna dair hiç bir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus’un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. (bkz. İnsanın Hayali Soy Ağacı)
evrim teorisi
01.06.2004 - 13:3210 ÜNLÜ DARWINİST YALAN
1. “HAYATIN İLKEL DÜNYADA TESADÜFEN OLUŞABİLDİĞİ İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Bu iddiayı öne süren evrimci kaynaklarda tek kanıt olarak 1953 yılındaki Miller Deneyi gösterilir. Oysa bu deneyde canlı bir hücre oluşturulmamış, sadece bir kaç basit aminoasit sentezlenmiştir. Aminoasitlerin tesadüfen doğru sıralamayla dizilerek proteinleri oluşturmaları, bunların da bir hücre meydana getirmeleri matematiksel olarak imkansızdır. Kaldı ki, Miller’ın sentezlediği aminoasitler dahi anlam taşımamaktadır. Çünkü Miller deneyinde ilkel dünya atmosferinde bulunmayan gazlar kullanmıştır. (bkz. Miller Deneyi)
2. “İNSAN EMBRİYOSUNDA SOLUNGAÇLAR VARDIR” YALANI:
Bu iddia, evrimci biyolog Ernst Haeckel tarafından 20. yüzyılın başında yapılan bir bilim sahtekarlığına dayanmaktadır. Haeckel, evrime delil oluşturmak için, insan, tavuk, balık gibi canlıların embriyolarını yanyana çizmiş, ancak bu çizimler üzerinde çarpıtmalar yapmıştır. Bugün tüm bilim dünyası bunun bir sahtekarlık olduğunu kabul etmektedir. Haeckel’in “solungaç” diye gösterdiği yapı, gerçekte insanın orta kulak kanalının, paratiroidlerinin ve timüs bezlerinin başlangıcıdır. (bkz. Rekapitülasyon Yanılgısı)
3. “DOĞA TARİHİ, HAYAT AĞACINI DOĞRULAMAKTADIR” YALANI:
Darwinizm, yeryüzündeki yaşamın bir ağaç gibi tek bir kökten doğup giderek geliştiğini ve dallara ayrıldığını öne sürer. Evrimciler, doğa tarihini bu iddiaya uyarlamak için 150 yıldır çabalamaktadırlar. Oysa doğa tarihi, tam aksi bir tablo ortaya koymuştur. Fosil kayıtları bir “hayat ağacı” bulunmadığını, temel canlı gruplarının yeryüzünde aynı anda ve aniden ortaya çıktığını göstermektedir. Bilinen filumların (temel canlı gruplarının) tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önceki Kambriyen devirde ortaya çıkmıştır. (bkz. Fosiller 'Hayat Ağacı'nı Reddediyor)
4. 'ARCHAEOPTERY, SÜRÜNGENLER VE KUŞLAR ARASINDAKİ KAYIP HALKADIR' YALANI:
Archaeopteryx adlı 150 milyon yıllık kuş fosili, evrimciler tarafından 19. yüzyıldan beri “evrimin en büyük fosil kanıtı” olarak gösterilmiştir. Bu kuşun bazı sürüngen özellikleri gösterdiği ve bu yüzden sürüngenler ile kuşlar arasındaki “kayıp halka” olduğu iddia edilmiştir. Ancak 2000 yılında ortaya çıkarılan Lonqisquama adlı fosil, bu iddiayı geçersiz kılmıştır. Çünkü 220 milyon yıl yaşındaki Lonqisquama, Archaeopteryx’ten 70 milyon yıl daha eski olmasına rağmen eksiksiz bir kuştur. (bkz. Archæopteryx Yanılgısı)
5. “ATIN EVRİMİ FOSİL KAYITLARIYLA İSPATLANMIŞTIR” YALANI:
Onlarca yıldır, “atın evrimi”, evrimin teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu “at serileri” doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır. (bkz. Atın Evrimi Efsanesi)
nükleer enerji
01.06.2004 - 13:23DÜNYA NÜKLEER ENERJİDEN VAZGEÇİYOR MU?
Ülkeler, enerji politikalarını belirlerlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, nüfus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında çeşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her ülkenin kendine özgü bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu çerçeveden bakıldığında, dünyada nükleer enerjiden vazgeçildiğini söylemek son derece yanıltıcı olur.
Aralık 2000 - Eylül 2002 tarihleri arasında dünyada kurulu bulunan nükleer santral sayısı 438'den 442'ye çıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW'dan 357.000 MW'a çıkmıştır.
Bu dönemde işletmeye giren santrallar:
Çin'de 2 ünite
Japonya'da 1 ünite
G. Kore Cumhuriyeti 2 ünite
Rusya Federasyonu 1 ünite
Aynı dönemde İngiltere'de 2 ünite devre dışı bırakılmıştır.
Dünyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:
Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1) , Çin (6) , Çek Cumhuriyeti (1) , Hindistan (8) , İran (2) , Japonya (3) , K. Kore (1) , G. Kore (2) , Romanya (1) , Rusya Federasyonu (2) , Slovak Cumhuriyeti (2) , Ukrayna (4) , Tayvan (2) . Ayrıca, Finlandiya da yeni bir nükleer santralı kurma kararı almıştır.
Mayıs 2001'de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, özellikle kaynak çeşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, kömür ve petrol) yönelmenin yanında nükleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni nükleer santralları devreye almayı planlamaktadır.
G. Afrika Cumhuriyeti'nde 10 adet herbiri 120 MWe gücünde çakıl yataklı modüler reaktörden oluşan proje devam etmektedir
Çin'de 2010 yılına kadar 10.000 MW'lik bir nükleer program planlanmaktadır.
nükleer enerji
01.06.2004 - 13:23İLK NÜKLEER TEPKİMEYi KİM BULDU?
Einstein, 1905 yılında E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyadaki insan yapısı ilk nükleer reaktör 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri' nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.
Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika'da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır.
Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santralı Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve 1957'de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951'de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
nükleer enerji
01.06.2004 - 13:22NÜKLEER ENERJİNİN DÜNYADAKİ DURUMU NEDİR?
İşletmede olan santralların sayısı: 442 adet
İşletmede olan santralların net gücü: 356.746 MW(e)
Üretilen enerji: 2544 TWsaat
Nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16
İnşa halindeki santralların sayısı: 35 adet
İnşa halindeki santralların net gücü: 27.743 MW(e) ,
İşletme deneyimi:10586 reaktör-yıl
(Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eylül 2002)
Bazı Ülkelerin Elektrik Üretiminde Nükleer Enerjinin Payı:
Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak Cumhuriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek Cumhuriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika Cumhuriyeti: %7, Hindistan: %4.
nükleer enerji
01.06.2004 - 13:20Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda eneji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad) . Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füsyon reaktörü henüz kurulamamıştır.
bulut
01.06.2004 - 13:11Serbest atmosferde, buz kristalleri, ve su damlacıkları gibi gözle görülür parçacıkların bir araya gelmesiyle oluşan bulut, hava parselinin atmosfer içerisinde yükselmesi ile içerisinde bulunan su buharının yoğunlaşması sonucunda oluşur. Sisin buharlaşması şeklinde oluşumu da söz konusudur.
Yoğunlaşma çekirdekleri adı verilen toz ve duman parçacıkları sayesinde su buharı yoğunlaşabilir. Bulutun oluşumunda her şeyden önce, ister konvektif faaliyetle olsun, isterse bir dağ yamacının zorlamasıyla olsun veya isterse yerin ısınmasıyla yere yakın yerlerdeki hava parselinin ısınarak yükselmesi sonucunda olsun yükselme, soğuma ve yoğunlaşma gerekli olan üç temel özelliktir.
sis
01.06.2004 - 12:51Sis Türleri:
A) Hava Kütlesi Sisleri:
1) Radyasyon sisi: Açık ve durgun gecelerde ısı kaybı sebebiyle yer yüzeyi ve yüzeye yakın hava soğur. Yerden yukarı doğru yükseklik arttıkça atmosferde ters bir sıcaklık dağılımı ortaya çıkar. Alt seviyelerde hava soğuktur. Yükseklik arttıkça sıcaklık da artar. Soğuma havanın çiğ noktasına kadar inerse sis meydana gelir. Gece başlar, gündüz hava ısınınca, öğleye doğru ortadan kalkar.
2) Adveksiyon (Yatay Hava Hareketi) Sisi: Sıcak ve nemli havanın soğuk bir yüzey üzerine hareketi ile alt katmanların soğuyarak su buharının yoğunlaşması sonucu oluşan sislerdir.
3) Oroğrafik (Yer Şekili) Sis: Yatay hareket eden havanın yer şekli etkisiyle yükselerek soğuması neticesinde oluşan sislerdir. Yer şekli etkisiyle yükselme hafif hafif ve yataya yakın olmalıdır.
B) Cephe Sisleri: Karşılaşan iki farklı hava kütlesinden sıcak olanın soğuk olan üzerinde yükselerek soğuması neticesinde oluşan sislerdir.
sis
01.06.2004 - 12:50Yatay görüş mesafesini 1 km.nin altına düşüren meteorolojik bir olaydır. Stratus bulutunun yerde veya yere yakın seviyede oluşması olarak da bilinir. Yerle temas eden hava içindeki subuharının yoğuşması veya donarak kristalleşmesi sonucu ortaya çıkan çok küçük su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelmiştir.
Sis içinde çisenti biçiminde çok hafif yağış olabilir. Zirai açıdan faydalı olduğu kadar, güneşe engel olduğu için deniz, kara ve hava ulaşımında büyük ölçüde olumsuz etkileri de görülmektedir.
zeka
01.06.2004 - 12:47Zeka ve Çevre
Zekanın kalıtımla ilişkisi çok belirgindir, ancak çevrenin de zekaya önemli etkisi vardır. Tek yumurta ikizleri birbirinden ne kadar farklı çevrelerde yetişirlerse aralarındaki zeka farkı da o denli fazla olmaktadır.
Ana-baba evi zihinsel gelişmeyi etkilediği istatistiklerle gösterilmiştir. Çeşitli eğitim seviyesine sahip ailelerden gelen çocukların bir arada okudukları okullarda yapılan araştırmalarda, yüksek eğitim düzeyli ailelerden gelen çocukların diğerlerine göre daha başarılı oldukları saptanmıştır.
1700 ve 1910 yılları arasında yaşayan 4421 ünlü kişinin kökenini inceleyen bir araştırma sonucunda bu kişilerin % 83'ünün üst tabakadan ve ancak %16'sının alt tabakadan geldiğinin ortaya çıkması, çevre faktörünün önceki yüzyıllarda çok daha önemli bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Her ne kadar başarı ve zeka birbirinden farklı olsa da, başarıda zekanın önemli bir payı olduğu göz önüne alınacak olursa bu bize zeka hakkında da bilgi verir.
Zekaya çevrenin etkilerinin arasında çevreden etkilenen kişilik yapısı, sosyo-psikolojik çevre, dil yeteneği ve güdü sayılabilir. Kaygılı ve korkak çocuklar problem çözerken yapılan işe dikkatlerini vermede güçlük çekerler ve dolayısı ile zeka testlerindeki başarı düşük olur.
Bir başka etken de, ailelerinin beklentilerinden dolayı orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların diğerlerine göre daha güdülü olmaları ve test sırasında daha fazla gayret sarf etmeleridir.
Diğer koşullar eşit tutulduğunda orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilerin zeka puanları, düşük sosyo-ekonomik düzeyden gelen kişilere kıyasla daha yüksek olmaktadır. En düşük ile en yüksek sosyo-ekonomik düzey arasındaki puan farkı 20'ye kadar çıkmaktadır.
Zekası yüksek kişiler daha iyi eğitim görmekte, kazançlı meslek sahibi olarak daha yüksek bir ekonomik düzeye erişmektedir. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları daha fazla öğrenme olanağına sahiptir, bunlar ilerisi için daha iyi başlangıç koşulları elde edebilmektedir. Zeka testlerinde sözel bölümlerin bulunması, eğitim seviyesi yüksek kişilerin daha yüksek puan almasına yardım etmektedir. Dolayısı ile burada hem kalıtımsal hem de yetişme tarzından gelen bir avantaj söz konusudur.
^
:: Zeka ve Başarı
Üstün zekalı bir bireyin toplumda bununla orantılı olarak başarılı olacağı varsayılırsa da, kimi zaman denetlenemeyen dış etkenler nedeniyle uzun vadeli tahminler geçersiz çıkabilir. Zekanın toplumsal başarıya dönüştürülebilmesini sağlayan mekanizma henüz yeterince anlaşılamamıştır. Çocukluk döneminde yapılan başarı testlerinin aynı dönemde yapılan IQ testleri ile benzer sonuçlar verdiği görülürse de, yaşamın ileri ki yıllarında ortaya çıkacak davranış kalıplarının tamamen bu sonuçlarla belirlenmesi mümkün değildir.
^
:: Çeşitli Zeka Alanları
Günümüzde en yaygın testler olan Stanford-Binet ve WAIS-R testlerinde zeka ölçümü için Binet'in geliştirdiği yöntem kullanılmasına karşın, zekanın ne olduğunun tanımlanmasında eksiklikler bulunmaktadır. Binet ekolünde zeka, kişinin test sonuçlarında aldığı derece ile ölçülmektedir. Bu zekayı ölçmek için pratik bir yaklaşımdır ve kişilerin performanslarını anlamaya yöneliktir, ancak bu testler zekanın doğasını anlamak için fazla ipucu vermezler. Araştırmacılar zekanın doğasını anlamak üzere de çalışmaktadırlar. En çok sorulan sorulardan biri zekanın tek bir faktörden mi yoksa bir kaç bileşenin bir araya gelmesiyle mi oluştuğudur. İlk psikologlar, zekanın ve genel bir g-faktörü olarak adlandırılan genel bir mental faktörden oluştuğunu varsayıyorlardı. Bu faktörün, zekanın her bir yöndeki performansını etkilediğini varsayarak, zeka testinin bu g-faktörünü ölçmeye yönelik olduğunu kabul ediyorlardı. Daha sonraki araştırmacılar akıcı zeka ve kristalize zeka olmak üzere zekanın iki çeşidi bulunduğunu öne sürdüler. Akıcı zeka, yeni problemleri ve durumları başarıyla ele alabilme yeteneğini, kristalize zeka ise bilginin saklanması, beceriler, akışkan zekanın kullanılması ve tecrübelerden elde edinilen stratejileri kapsamaktadır.
Diğer bir kısım bilim adamı ise zekanın daha çok bölümlerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Örneğin, Howard Gardner belirli alanlarda olağandışı başarılar sergileyen insanların yeteneklerini inceleyerek yedi değişik zeka alanı olduğunu savunmuştur. Aşağıda açıklanan bu zeka alanlarının her biri diğerinden bağımsız olmasına karşın, herhangi bir aktivite bu zeka alanlarından bir kaçının aynı anda aktif hale geçirilmesiyle oluşmaktadır:
1. Müziksel Zeka: Müzik alanlarındaki beceri.
2. Bedensel Kinestetik Zeka: Tüm bedenin veya çeşitli bölümlerinin bir problemin çözümünde, bir üretim veya gösteri sırasında kullanılması ile ilgili becerilerdir; dans etme, atletizm, aktörlük, operatörlük gibi beceriler buna örnek gösterilebilir.
3. Mantık-Matematik Zekası: Problem çözme ve bilişsel düşünmedeki beceriler.
4. Dilsel Zeka: Bir dilin kullanımı ve o dilde eserler üretme ile ilgili beceriler.
5. Uzaysal-Konum Zeka: Mimarların, ressamların, heykeltıraşların veya uzay-konum durumlarını anlamadaki becerileri.
6. Kişiler Arası Iletişim: Diğer kişilerle etkileşimde diğerinin ruh halini, isteklerini, niyetlerini anlamadaki beceriler.
7. İçeyönelik Zeka: Bir kişinin iç dünyasındaki yönelimlerini anlaması, duygularına erişebilmesi becerisidir.
Gardner'in her bir zeka alanını açıklamak üzere verdiği örnekler arasında Yehudi Menuhin, T.S. Elliot, Anne Sullivan, Virginia Wolf gibi ünlüler yer almaktadır.
Yehudi Menuhin San Fransisco Orkestrasının konser salonuna gizlice sokulduğunda 3 yaşındaymış. Orada Louis Persinger'in violin çalışından çok etkilenen Menuhin, yaş gününde bir violin alınması ve Louis Persinger'in hocası olması için inatla direnmiş. Her ikisini de elde eden Menuhin, 10 yaşına geldiğinde uluslararası üne sahip bir yorumcu olmuştu.
T.S. Eliot 10 yaşındayken, Fireside adında bir magazini tek başına çıkarmış, üç günlük bir kış tatili sırasında derginin 8 sayısını hazırlamıştı.
Anne Sullivan sağır ve kör Helen Keller'in eğitimine başladığında bu iş, diğer kişilerin yıllarca vaktini alacak zorluktaydı. Bu işe girişmesinden daha iki hafta sonra büyük ilerleme kaydetti, bu süre içerisinde vahşi bir yaratık narin bir çocuğa dönüşmüştü.
Virginia Wolf 'A sketch of the Past' adlı eserinde, kendi iç yaşamına bakışın iyi bir örneğini sergilemekte, bu eserinde çocukluğundan kalan ve olgunlaşmasına rağmen hala şok etkisinden kurtulamadığı bir çok özel anısına yönelip, onlara karşı tepkilerini başarılı bir biçimde açıklamaktadır.
^
:: Üstün Zeka Nedir?
Zeka dağılım eğrisinin bir ucunda zeka geriliği gösteren kişiler yer alırken diğer ucunda ise üstün zekalı kişiler yer almaktadır. Toplumu oluşturan kişilerin ancak %2'lik bir bölümü 130 ve üstündeki IQ derecesine sahiptir. IQ derecesi 140'ın üzerine çıkıldığında bu oran % 0.2 ye düşmektedir.
Üstün zekalıların tipik örnekleri onları sakar, utangaç, sosyal açıdan akranlarıyla uyumsuz gibi gösterse de bir çok araştırma onların tam tersine bir çok şeyi ortalama insandan çok daha iyi yapabilen, iyi uyumlu, sevilen kişiler olduğunu ortaya koymuştur.
Lewis Terman tarafından yapılan ve 1920 yılında başlatılan bir çalışma halen devam etmektedir. Bu çalışmada IQ derecesi 140'ın üzerinde olan 1500 üstün zekalı çocuktan oluşan bir grup 60 yıl boyunca düzenli aralıklarla takip edilmektedir. Başından itibaren bu gruptaki kişiler fiziksel, akademik ve sosyal açıdan, normal akranlarına göre daha ileride olmuşlardır. Genellikle daha sağlıklı, daha uzun, daha ağır ve daha kuvvetli oldukları gözlenmiş, okulda daha başarılı olmuşlar ve normal kişilere göre daha iyi sosyal uyum sergilemişlerdir. Bütün bu avantajlar, kariyer başarısına dönüşmüş, bu kişiler normal insanlara göre daha çok ödül almış, daha fazla maddi gelir elde etmiş, sanat ve edebiyata daha fazla katkıda bulunmuşlardır. Örneğin bu gruptaki kişiler 40 yaşına geldiklerinde, toplam olarak 90 kitap, 375 oyun ve kısa hikaye, 2000 makale yazmışlar, 200 üzerinde patente imza atmışlardır. Hepsinden önemlisi bu kişiler hayattan tatmin olduklarını diğer kişilere göre daha fazla belirtmişlerdir.
Bu çalışma diğer yandan, üstün zekalı olmanın her zaman başarılı bir grafik çizmeyi garantileyemeyeceğini de göstermiştir. Terman'ın incelediği grupta bazı önemli başarısızlıklara da rastlanmıştır. Başka çalışmalardan da anlaşıldığı üzere üstün zeka her alanda düzgün bir dağılım göstermemektedir. Yüksek IQ derecesine sahip bir kişinin akademik konularda ille de başarı göstermesi gerekmemekte, ancak konulardan bir veya bir kaçında olağandışı bir üstünlük sergileyebilmektedir. Yüksek bir IQ derecesi, her şeyde başarı anlamını kesinlikle taşımamaktadır.
zeka
01.06.2004 - 12:46Zekanın Soyaçekim ile İlgisi
Doğuştan gelen zekanın değerlendirilmesi için bilinen bir yöntem yoktur. Kalıtımla çevre arasındaki ilişki birbirinden ayrı ve uzakta yetiştirilen ikizlerin davranış ve başarılarının incelenmesiyle bir ölçüye kadar belirlenebilir. Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı, birbirlerinin aynıdır. Doğumdan itibaren birbirlerinden farklı çevrelerde yetişen tek yumurta ikizlerinin ve aynı evde yetişen çift yumurta ikizlerinin zeka puanlarının karşılaştırıldığı bir araştırmada, değişik çevrelerde yetişseler bile, kalıtımı aynı olan tek yumurta ikizlerinin zekalarının, aynı çevrede yetişip, kalıtımları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekalarından daha çok birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır.
Bir başka araştırmada ise, bebek iken evlat edinilen çocukların zekalarını, üvey anne-babalarının zekaları ve ayrıca doğal anne-babalarının zekaları ile karşılaştırmışlar ve bu çocukların zeka puanlarının doğal ana-babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür. Bunun gibi çok sayıda yapılan araştırmalar, kalıtımın zeka gelişmesinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur.
zeka
01.06.2004 - 12:46Zekanın Yaşa Göre Gelişimi
Zeka yaşamın ilk on yılında büyük bir gelişme kaydetmektedir. Bu süre içinde en hızlı gelişme ilk iki yılda gerçekleşir. Başlangıçta davranışı birkaç refleksten oluşan insan, iki yıl sonunda kendi başına yürüyebilen, konuşabilen, bazı basit problemleri çözebilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, basit planlamalar yapabilen, hatırlayabilen bir kişi hale gelir.
Sembollerle düşünebilme 11 yaşında başlar. 12 yaştan sonra zekanın hızında azalma olsa da gelişmeye devam eder. Gelişmenin en üst düzeyine 14-18 yaşlar arasında varılır. Zihinsel güç 30 yaşa kadar bu düzeyde kalır. Daha sonraki yaşlarda yeni malzeme öğrenmedeki başarı yavaş olarak azalmaya başlar, ancak öğrenilen bilgiler kaybolmaz tam tersine yaş ilerledikçe, deneyimden dolayı edinilen bilgiyi kullanmadaki beceri artar.
zeka
01.06.2004 - 12:46Zekanın Biyolojik Temelleri
Zeka ile beyin arasıda çok yakın bir ilişki vardır. Zekanın beyinde yer aldığı kabul edilir. Bir insan beyninde 10 milyardan fazla sinir hücresi bulunmakta, her bir hücre ortalama 10.000 hücre ile bağlantı içerisinde çalışmaktadır. Nöron adı verilen bu sinir hücrelerinde sinyaller çok karmaşık elektro-kimyasal olaylar zinciriyle oluşan ve sayısı saniyede 1000 taneye kadar çıkabilen titreşimler halinde iletilmektedir.
Beynin ne biçimde çalıştığı henüz çözümlenebilmiş değildir. Belleğin işleyiş mekanizması, beyin algılama yaparken gösterdiği esneklik yeteneği gibi konular bilim adamlarını yıllarca uğraştırmış hala da uğraştırmaktadır.
Bir kısım bilim adamları belirli işlerden beynin belirli bölgelerindeki hücreleri sorumlu tutarak konuya açıklama getirirken, ünlü nörolog Karl Pribram hologram teorisini beyinle bağdaştırmak üzere yaptığı çalışmalarda beynin çevresi hakkındaki bilgileri sınıflandırılmamış bir karmaşık düzen içerisinde aldığı, alınan bu bilgilerin holografik, yani üst üste bindirilmiş dalgalar ve onların girişimleriyle oluşan modele dayalı bir biçimde kaydedildiği ve daha sonra dışarıdan gelen frekanslara göre bilgilerin alışkın olduğumuz mekan-zaman için düzenlenerek, bilinen algı dünyasının oluştuğunu söylemektedir.
zeka
01.06.2004 - 12:45Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zeka olarak adlandırılmaktadır.
Zekanın farklı tanımlarının olmasına karşılık zekaya ilişkin kuramların tümü zekanın geliştirilebilecek bir kapasite ya da potansiyel olduğu ve biyolojik temellerinin bulunduğu noktalarında birleşir. Buna göre zeka, bireyin doğuştan sahip olduğu, kalıtımla kuşaktan kuşağa geçen ve merkez sinir sisteminin işlevlerini kapsayan; deneyim, öğrenme ve çevreden kaynaklanan etkenlerle biçimlenen bir bileşimdir.
Zeka bir çok zihinsel yeteneğin değişik durum ve koşullarda kullanılmasını içerir. Bu yetenekler arasında başlıcaları:
Sözel Anlayış: sözcükleri tanıma ve anlama,
Sözel Akıcılık: sözel ve yazılı olarak sözcük ve ifadeleri çabucak bulabilme,
Sayısal Yetenek: aritmetiksel işlemleri çabuk ve doğru olarak yapabilme,
Alansal ve Uzay ilişkileri: iki ve üç boyutlu görsel algılamayı yapabilme,
Bellek: işitsel ve görsel olarak belleme gücü,
Algısal Hız: karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme, zemin şekil ilişkisini ayırt edebilme, benzerlik ve farklılıkları doğru olarak algılayabilme,
Mantıklı düşünme: muhakeme yürütebilme,
olarak sayılabilir.
Bir kişinin zeka seviyesi diğer koşullar eşit tutulduğunda ne kadar zor işler başardığı, veya aynı güçlükteki işlerden ne kadar çoğunu başarabildiği, veya ne kadar kısa sürede doğru sonuca ulaşabildiği ile belli olur.
rüya
01.06.2004 - 12:42kabus
Hepimiz kabus görüyoruz öyle değil mi? Bazen kabuslar bizi rahatsız etmez ve hemen unuturuz.Fakat bazen defalarca tekrarlar ve kaç yaşında olursak olalım bizi üzer.Kabuslar genel korku ve endişeleri yada sizi rahatsız eden belli durumları temsil eder.Araştırmalar kabusların çocukluk döneminde daha etkin olduğunu belirtiyor.Eğer yeni bir okula başlama konusunda stresliyseniz yada ailenizin kavga etmesi sizi rahatsız ediyorsa bu kabus olarak kendisini gösterebilir.
Kabuslar bizi iki şekilde etkiler.Birincisi bizi korkutur yada endişelendirir.İkincisi ise gerçek hayatımızdaki sorunları gösterir ve bunları çözmemiz gerektiği işaretini verir.Matematik dersinizle ilgli kabuslar görüyorsanız bu ders üzerinde çalışmanız gerektiği anlamı çıkarılabilir.Fakat bazen gerçek hayatta değiştiremeyeceğimiz kabuslar görürüz.Bu durumda normal kabusları karşılamaya çalışmalıyız.Aşağıdakiler kabusun sizi rahatsız etmemesi için yapabilecekleriniz:
Eğer kabus sizi gerçekten çok rahatsız ediyorsa sizi rahatlatacak bir şeyler bulun.Ailenizle gördüğünüz kabusu paylaşmak rahatlatıcı olabilir.
Kötü rüyaların etkisinde kalmamanın bir diğer yolu da gördüğünüzün rüya değil bir resim,hikaye yada film olduğunu düşünmektir.
Kötü bir rüyanın ortasında birdenbire kendinize “Bu hiç de inandırıcı değil.Rüya görüyorum.” dediğiniz oldu mu? Rüyada olduğunuzu birdenbire anlamanız yaygın bir durum.Bazı insanlar rüya gördüğünü anlayıp,rüyasında ne yapacağını düşünür.Bazı doktorlar bu şekilde rüyayı kontrol etmenin yanlış olduğuna inanıyorlar.Eğer rüya beynimizin dinlenmesini ve farklı bir şekilde düşünmesini sağlayan bir yol ise bunu durdurmaya çalışmak beynimizin önemli bir işi yapmasını engellemek anlamına gelmektedir.Yada rüyalar beynimizin eğlence zamanıysa oyunu yarıda kesmek onun rahatlamasını engelleyecektir.
rüya
01.06.2004 - 12:42güzel rüyalar
Gerçek hayatta gerçekleşmeyen güzel olaylar rüyada gerçekleşir.Mutlu olduğunuz rüyalar gerçek hayatta yaşadığınız stresden kurtulmak ve hayatınızda neler istediğinizi keşfetmeniz için bir yol olabilir.Eğer rüyanız sürekli sporla ilgiliyse belki de profesyonel bir atlet olmak istiyorsunuzdur.Yada rüyalarınız sürekli deniz kıyısında geçiyorsa denizde yaşamak gibi bir hayaliniz olabilir.
Birçoğumuz için uyumakla uyanmak arasında geçen zaman normal hayatta geçen kurallardan bağımsız yaşanan ekstra bir hayat gibidir.Rüyalar bazen çok anlamsız görünebilir fakat bu hiç de anormal değil.Bunu uykunun doğal bir parçası yada ilginç hikayeler olarak kabul etmek en güzeli.
rüya
01.06.2004 - 12:41rüyalarımız ne anlama geliyor
Bazı uzmanlar rüyaların duygularımız yada düşüncelerimizle ilişkisi olmadığına inanır.Diğer rüya uzmanları ise rüyada gördüklerimizin hayatımızla ilgili bir anlamı olduğunu söylüyor.Rüyalar korkularımız ve derin isteklerimizi gösteren bir pencere gibidir ve rüyaları yorumlamak beynimizde neler olup bittiğini açığa çıkarmaya yardım eder.Bu teoriye göre rüya,bilincinizden gelen ve çözülmesi gereken problemleri yada ulaşılması gereken hedefleri söyleyen bir mesajdır.
Birçok rüya araştırmacısı iki fikir arasında kalmış bir bakış açısına sahiptirler.Rüyalar her zaman bir anlam taşımazlar.Bazen rüyalar beynimizin günlük hayata ait yada televizyon ve okuduklarımızdan etkilendiği düşünce ve resimlerle oynamasıdır.Diğer bir fikir ise rüyalar başarmak istediğiniz yada sizi strese sokan olaylara bir anlam vermeniz için iyi birer fırsattır.
Bir de uzmanlar aynı rüyayı sürekli görmenin özel bir anlamı olduğu üzerinde hem fikirler.Anlamı olmadığını düşündüğünüz ve sürekli gördüğünüz rüyalar size bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir.
rüya
01.06.2004 - 12:41neden rüya görüyoruz
İnsanlar yüzyıllardır rüyaların arkasındaki gerçeği keşfetmek için çalışmışlardır.Bulunan en basit cevap ise rüyaların uyku sırasında beynimizin yarattığı hikaye ve resimler olduğudur.
Rüyaların çoğu biz gece derin uykudayken görülür ve göz kapaklarımızın altındaki gözlerimiz hızla hareket eder.Bu belki size garip gelebilir fakat tamamıyla normal ve buna REM deniliyor.Aşağıda uzmanların geliştirdikleri farklı teorileri sıraladık:
Bazıları rüyanın hiçbir amacı olmadığını söylüyor.
Bazıları ise beynimizin bilgi,resim ve duygularla dolu büyük bir koleksiyon olduğunu ve tüm bunların rüyalarda açığa çıktığını söylüyor.
Diğer bir görüş ise gün içinde yaşadığımız duyguların rüyalarla denetlenmesi.Bu bizim fiziksel ve ruhsal sağlığımız için önemli.Bilim adamları bunu bilgisayarın bazı programları çalıştırarak hard diskini temizlemesine benzetiyor.Beynimizde sürekli olarak çalışan bir makine olduğu için rüya kendisini yenilemesi için bir yöntem.
Bir başka yaklaşım ise rüyaların hayatımızdaki belli sorunları çözmek için var oluşu.Şöyle düşünün bilgisayara zor bir işlem yaptırıyorsunuz.Bilgisayar bunu çözmek için zaman kullanacaktır.Beynimizde rüya esnasında duygusal sorunları çözmek için çalışır.
rüya
01.06.2004 - 12:40Arkadaşınla konuşurken birden ayakların yerden kesliyor,evinin çevresinde uçmaya başlıyorsun.Yere indiğinde kendini okulda matematik dersinde sınavda buluyorsun.Ama çalışmamışsın hiçbirşey yapamıyorsun! Senin için sıradan birgün mü? Hayır.Bu bir rüya...
İnsanlar rüya hakkından çok eski zamanlardan beri soru sormuşlardır:
Rüya nedir ve neden rüya görüyoruz?
Rüyalar hayatımız için önemli mi?
Rüya kişiliğmiz hakkında sırlar yada gelecek için ipucu taşıyor mu?
Neden bazı rüyalar çok garip?
Modern bilim bu soruların bazılarına cevap bulmuş olsa da hala kesinleşmemiştir.Konuyla ilgili her uzmanın farklı bir teorisi vardır ve bu teoriler değişmektedir.
cumhuriyet gazetesi
01.06.2004 - 12:35adıyla içeriği cok farklı olan belli bir kesime hitap eden kağıt parçası
Toplam 191 mesaj bulundu