Soğuk ve karlı bir şubat günün akşamında karların arasından başını uzatan bir kardelen misali bozuk düzene inad gözleri ve sesi parlayarak dünyaya geldi. aykırı ve sadece kendine özgü olacağı daha beş aylıkken hatırladığı anılarıyla belirlendi. emeklemeden yürümeye başlayan şair elini attığı herşeyi işe yararlılık süzgecinden geçirip zula etmeye başladı. kaybolan değerli herşey artık onun gizli mahzeninden çıkıyordu. ve herşey için beyninde tek soru vardı 'ama neden'. tıpik bir kovaydı ama yükselende aslan olunca hem evrenseldi hemde kendi başına! hayalini kurmadığı okadar az şey vardıki.. olması gereken mi, olan mı, ne, neden, niçin, nasıl, kim, acaba, bissürü soru vardı aklında. bebekliği ve çocukluğu soru sormakdan ve aldığı cevaplardan çok söylenmeyen cevapları bulmaktan geçti. anormal değil di ama normal olmadığıda kesindi. korku ve durmak ne dir bilmeyen ruhu gündüzleri en ücra köyler de keşif yaparken tanımadığı bilmediği ormanladan geçerek yanında abisinin yaptığı tahtadan kılıç ve yaygı ve kuş tüyü olan apaci okları vardı. hep en yüksekden bakmalıydı daha iyi düşünebilmek daha ıyı anlayabilmek için. dört yaşına kadar komşu köylerden tüm havadisleri alıp gelmesiyle ün yapmıştı. taki o yaza kadar. o yaz hayatını sonsuza kadar değiştirecek bir arkadaş edindi. artık yanlız bilinsede yanlız değildi. annesi onun bu korkusuz halinden dolayı başına bir şeyler gelebileceğinden korktuğu için bir kasım günü elinden tutup okula götürdü. öğretmene durumu anlatınca öğretmen 'öylesine gelip gitsin bakalım alışırsa kaydını yaparız' deyince şair için artık okullu olma vakti erkende olsa gelmişti. yağmurlu bir kasım sabahı girdiği mektep kapısından hala çıkamadı :) ona öğretilen hiç bir şeyi ezberinde saklamadı. öğretmenin anlattıklarıyla değil anlatmadıklarıyla ilgilendi daima. yazları uçurtma uçurdu boyundan büyüklerele mahalle kavgaları yaptı kedileri kovalamakdansa onlarla beraber çay tarlararının içinde dolaşdı. yanlış ve popüler bir kalabalıkda lider olmakdansa tek başına doğru oldu daima. yedi yaşında evrim teorisini çürüttü. sekizinde ilk keşfini yaptı. dokuz yaşında o artık orta okul öğrencisiydi. orta okul ve lisede genelde ders kitaplarından çok kütüphanedeki kitapları okumayı tercih etmesi okuldaki başarısının sonunu getirdi ama annesi ve babası inad etmişti o okul ya bitecekdi ya bitecekdi. bir gün büyüyünce bu eğitimi sistemini dahil herşeyi toptan değiştireceğim o yüzden okulu bitirmeliyim dedi ve üç yıllık okulu yazları hafta sonları kışları (geceleri hariç) gide gele dört yılda zorla bitirdi. lise bittiği hafta üniversiteye kaydoldu ki artık o bir üniversiteliydi ama daha 16 yaşını doldurmamışdı bile. lisede aldığı 'gerçek doğru nedir' eğitimin üzerine üniversitede 'kitle iletişim araçlarına dair herşey' eklenince artık şairi tutabilene aşkolsun.. hayatında hep enleri ve uçları yaşayan şair 24 ünden sonra artık yaşının kemale erdiğini düşünerek :) eski yaramazlıklarını terketmeye ve bir hanımefendi olmaya karar verdi. (ama tabi arada çaktırmadan eski günleride yad etmiyor değil) şimdi tek amacı dünyaya geliş gayesinin doğrultusunda adil, onurlu ve huzurlu bir hayat sürmek. romantizimle ve şiirlerle pek arası olmayan şairimizin en sevmediği dünyada fuzuli yaşayan varlıklar; bir işe yaramadığı halde kendini bir işe yarar sanıpda gerçekden işe yarayan ama bunu saat kulesi gibi her saat başı çkıp da sölemeyenlerden daha çok işe yarar gözükmeye çalışanlar.. hayatta yaşadığı bütün acı, tatlı, hüzünlü ve mutlu tecrübelerini okuması gereken bir kitap olarak değerlendiren şair hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inanır, 'acı çekmeden olgunlaşamaz insan, bir insanın ne kadar olgun olduğunu öğrnemek için yaşadığı acılara bakmalı' der, her acıdan sonra ne olursa olsun içindeki cocuğu daha iyi korumayı öğrenmeli..
şairimiz aşka da değinmeden geçmez gizemli olmalı aşk der, gizemli ve kendine özgü. ve bir ikindi vakti siyah atıyla olmasada siyah bir chevrolet le gelecek ve sonsuza kadar kalabilecek cesur, onurlu, ve adil yarini bekler. ve tabiiki zeki. okadar zeki olmalıki (aşkı yaşadıkdan sonra kalacak olan akılla hayata devam edebilmeli) aşkı her haliyle yaşamak ve sentezlemek için ya hep ya hiç der şair. (zaman ve mekan kavramlarının olmadığı sebep dairesinden muaf). şairimizi kendinin şair olduğunu kabul etmesede şiirden gayet iyi anlar. ve şiirin ezberde olmaması gerektiğini, ona ihtiyaç duyulduğunda okunması gerektiğini savunur. (ezbere hayır mantığa evet..)
en ünlü sözlerinden birisi ise ' geçmiş sadece geçmişde kalır. gelecek ise tecrüblerin ışığında hergeçen gün dahada güzeleşir.yaşamak adına kendine bencilliği kalkan edinenlerin modsası geçeli çok oldu.. ne kadar az ben, o kadar çok biz..'
hayalini kurmadığı okadar az şey vardıki..
olması gereken mi, olan mı, ne, neden, niçin, nasıl, kim, acaba, bissürü soru vardı aklında.
bebekliği ve çocukluğu soru sormakdan ve aldığı cevaplardan çok söylenmeyen cevapları bulmaktan geçti.
anormal değil di ama normal olmadığıda kesindi.
korku ve durmak ne dir bilmeyen ruhu gündüzleri en ücra köyler de keşif yaparken tanımadığı bilmediği ormanladan geçerek yanında abisinin yaptığı tahtadan kılıç ve yaygı ve kuş tüyü olan apaci okları vardı. hep en yüksekden bakmalıydı daha iyi düşünebilmek daha ıyı anlayabilmek için. dört yaşına kadar komşu köylerden tüm havadisleri alıp gelmesiyle ün yapmıştı. taki o yaza kadar. o yaz hayatını sonsuza kadar değiştirecek bir arkadaş edindi. artık yanlız bilinsede yanlız değildi. annesi onun bu korkusuz halinden dolayı başına bir şeyler gelebileceğinden korktuğu için bir kasım günü elinden tutup okula götürdü. öğretmene durumu anlatınca öğretmen 'öylesine gelip gitsin bakalım alışırsa kaydını yaparız' deyince şair için artık okullu olma vakti erkende olsa gelmişti. yağmurlu bir kasım sabahı girdiği mektep kapısından hala çıkamadı :) ona öğretilen hiç bir şeyi ezberinde saklamadı. öğretmenin anlattıklarıyla değil anlatmadıklarıyla ilgilendi daima. yazları uçurtma uçurdu boyundan büyüklerele mahalle kavgaları yaptı kedileri kovalamakdansa onlarla beraber çay tarlararının içinde dolaşdı. yanlış ve popüler bir kalabalıkda lider olmakdansa tek başına doğru oldu daima. yedi yaşında evrim teorisini çürüttü. sekizinde ilk keşfini yaptı. dokuz yaşında o artık orta okul öğrencisiydi. orta okul ve lisede genelde ders kitaplarından çok kütüphanedeki kitapları okumayı tercih etmesi okuldaki başarısının sonunu getirdi ama annesi ve babası inad etmişti o okul ya bitecekdi ya bitecekdi. bir gün büyüyünce bu eğitimi sistemini dahil herşeyi toptan değiştireceğim o yüzden okulu bitirmeliyim dedi ve üç yıllık okulu yazları hafta sonları kışları (geceleri hariç) gide gele dört yılda zorla bitirdi.
lise bittiği hafta üniversiteye kaydoldu ki artık o bir üniversiteliydi ama daha 16 yaşını doldurmamışdı bile. lisede aldığı 'gerçek doğru nedir' eğitimin üzerine üniversitede 'kitle iletişim araçlarına dair herşey' eklenince artık şairi tutabilene aşkolsun.. hayatında hep enleri ve uçları yaşayan şair 24 ünden sonra artık yaşının kemale erdiğini düşünerek :) eski yaramazlıklarını terketmeye ve bir hanımefendi olmaya karar verdi. (ama tabi arada çaktırmadan eski günleride yad etmiyor değil) şimdi tek amacı dünyaya geliş gayesinin doğrultusunda adil, onurlu ve huzurlu bir hayat sürmek. romantizimle ve şiirlerle pek arası olmayan şairimizin en sevmediği dünyada fuzuli yaşayan varlıklar; bir işe yaramadığı halde kendini bir işe yarar sanıpda gerçekden işe yarayan ama bunu saat kulesi gibi her saat başı çkıp da sölemeyenlerden daha çok işe yarar gözükmeye çalışanlar..
hayatta yaşadığı bütün acı, tatlı, hüzünlü ve mutlu tecrübelerini okuması gereken bir kitap olarak değerlendiren şair hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inanır, 'acı çekmeden olgunlaşamaz insan, bir insanın ne kadar olgun olduğunu öğrnemek için yaşadığı acılara bakmalı' der, her acıdan sonra ne olursa olsun içindeki cocuğu daha iyi korumayı öğrenmeli..
şairimiz aşka da değinmeden geçmez
gizemli olmalı aşk der, gizemli ve kendine özgü.
ve bir ikindi vakti siyah atıyla olmasada siyah bir chevrolet le gelecek ve sonsuza kadar kalabilecek cesur, onurlu, ve adil yarini bekler. ve tabiiki zeki. okadar zeki olmalıki (aşkı yaşadıkdan sonra kalacak olan akılla hayata devam edebilmeli) aşkı her haliyle yaşamak ve sentezlemek için ya hep ya hiç der şair. (zaman ve mekan kavramlarının olmadığı sebep dairesinden muaf).
şairimizi kendinin şair olduğunu kabul etmesede şiirden gayet iyi anlar. ve şiirin ezberde olmaması gerektiğini, ona ihtiyaç duyulduğunda okunması gerektiğini savunur.
(ezbere hayır mantığa evet..)
' geçmiş sadece geçmişde kalır. gelecek ise tecrüblerin ışığında hergeçen gün dahada güzeleşir.yaşamak adına kendine bencilliği kalkan edinenlerin modsası geçeli çok oldu.. ne kadar az ben, o kadar çok biz..'