Adin Ayrilik Olsun Adlı Antoloji.com Üyesinin ...

  • Mehmet Kutsi
    Mehmet Kutsi

    06.02.2013 - 10:31

    Esirlik Özlemler...
    Insan esiri oluyor ilk ozlemlerinin...

    En uzun surenleri, en ulasilmaz hasretleri oluyor ilkleri hep. Bunca ozlemli hayat kesitlerinde sanki bir ozlem secip siki sikiya baglanmasi gerekiyor insanin. Hatta belkide bu ozlemlerle baglaniyor hayata, ve yillar gectikce, hani olgunlastikca insan gunumuzun deyisiyle bu bagi kopariyor yavas yavas, ve tam da o anda; artik ilk ozlemine dair bile yeterince olgunlastiginda oluyor insan, hayata baglayani kalmadigindan..Velhasil ozlemler gercekleri hayatlarimizin, en bilmemne duranin bile var bir ozlemi hayatta, hayatta kaldiginca...

    Ama sadece yeterince durust olanlar, yeterice cesur olanlar yasayabiliyorlar ozlemlerini gizlemeden yeterince olgunlasacaklari o ana kadar...

    Bazen bir cift ayakkabida sekilleniyor aslinda korkulacak kadar sert babanin sevgisini elde tutmak olan ozlem, bazen yiten kaybolan bir sevgilide, bazen oynanamamis sokak oyunlarinda, bazen yatilan hastane odalarinda, gozden kaybolan arkada birakilan kentlerde, koylerde... Sekli cokta onemli degil aslinda ozlemin, eski sinema filmlerinde hayalleri canlandirirken kullandiklari bugulu goruntuler gibiyse aklimiza hatiralari geldiginde, acabalarla susluyse birde bugunun arkasinda, ozlemlerimiz oradadir iste...

    Calinamamis bir piyanoda, opulememis komsu kizinda, binilememis bir tramvayda, gidilememis bir sahil kasabasinda, gorulememis bir bale resitalinde, icab edilememis bir davette, konusulamamis bir dilde, dillendirilememis bir duyguda, ilerleyen yaslarda gencligin, cocuklugun toyluguna verilmesi ihtimali olan herseyde biraz ozlem birakip devam etmisizdir hayata... Kimi gucludur, kimi hatirlanamayacak kadar zayif, kimiyse anlatilamayacak kadar cocuksudur.. Zira korkulur cocuk kalmaktan yaslar ilerledikce... Cocuklugun ozlemleri de utanilacak kadar anlatilmaz olur ilerleyen yaslarda...Hele de gec kalinmis cocukluklarin ozlemleri...Onlar daha bir acidir, daha fazla acitir...Daha utanilasi, yalniz yasanilasi ozlemlerdir...Sigaraya baslatmistir mesela bazisi, bazisi kaybettirmistir ozlemleneni vodka siselerinde...

    Kendini kaybedebilmek icin, iste bu gercek ozlemlerini paylasabilmek icin sarhoslugun bile elit bir adabini olusturmustur olgun insan figurleri.. Belki de bundandir cocuklarin hicbir kulturde alkolle tanismasinin istenmemesi... Dusunsenize bir; cocuk olanca cesaretine bir de sarhoslugunkini yuklenirse... Bir cocuk dunyanin basina bela bile olabilir belki de...

    Iste, bu sarhoslugun kendiligindenligini yasadigi cagda mutludur insan, sonrasinda da suni sarhosluklarda arar ozlemli gunlerinde kaybolmus mutluluk kirintilarini...Turk ra kida arar, Yunan’i uzo da...Mastikasi, vodkasi, sakisi, sarabi derken tum dunyayi bir masada ayni adab ile dolasirda insan, yine de ayilir...

    Olgun yasta bir insan olmanin tum sorumlulugu aslinda ozlemlerin sirrinin altinda ezilmekten ibarettir... Mutlu evliliklerin gerdek gecelerinin sabahi hep ayni hayalle uyanir kadinda, erkekte... Belki ozlemle asik oldugum, sevdigimdir yanimda yatan... Derken gercekle yuzlesilir... Gulumsenir karsilikli... Saklanmaya calisilir o gulumsemenin ardina, zaten gizlenilmeye alisilmis o ozlem... Keskeleri karanliklar ortemez oysa, tenin birden sogumasinda, gozun saga sola kacisinda, aniden sarilista yuzdeki olasi degisiklikleri saklamak-zaman kazanmak adina, kalbin korkuyla durusunda... Korkuyla, ya anlarsa, ya aslinda onu degilde ozlemlendigimi sevdigimi anlarsa...Lakin korkunun cift tarafliligi gorunmez yapar korkuyu, gorunmez, duyulmaz, hissedilmez, onemsenmez.. Tipki ozlemlenenin ulasilmazligi gibi...Tipki ulasilamadigi gibi..Belki de en insancil tarafidir ozlem insanin.. En vahsilerini dusunun insaligin, Hitler mi, Cengiz mi, Mussolini mi... Belki sizin icin daha vahsileride vardir, firavunu, Brutusu, Kleopatrasi...Belki Saddami, belki G.W Bush’u... Kimse en vahsisi sizin icin onu getirin akliniza ve farkedin onlardaki ozlemleri de...Belki asklari, belki sevgi, belki dostluklar...Var olma savaslarinda zaferler belki, kaybedilmis ozgurlukler... Kardes kanindan tadilmis damlalar...Insan ozler...Varolusun belki de bu en insancil duygusundan, ozlemlerden kacilmaz...

    Kacilmamali... Insan itiraflarinin en buyugunu en ozlemli olduguna yapmali aslinda... Gerekirse haykirmali... Televizyonlar bunun icin vardir belki de anlasilmazligin bugun geldigi yerde... Bir zamanlarin en dislisi yan koye kadar uzanan, kasabaya bile varmayan ozlemleri bugunlerde dunyanin obur ucunda varliklaniyor, belki de herhangi birimiz icin bir uzay mekiginde dunyanin yorungesine dogru seyrediyor...Caglarin ozlemleri degil, ozlemlenen mesafeleri buyuttugu savi ne kadar dogru olur bilmiyorum ama, hep var, hep olacak ozlemlerin hakedilmis, haketmis ozlemler olup olmadigini anlamanin bir yolu...

    Yeter ki “yol” dan, arayisin dolambaclarindan kacmasin insancil taraflari agir basan, omrun kisaligindan, gelecegin sorulmazligindan haberdar olan insanlar... Yeter ki “yol” la olun...Yol size acacaktir en az gecilebilmis patikalarini bile...
    Esirlik ozlemler de idam edilmediklerini bilmek ister...Ne kadar uzun surmusse esaret, bir o kadar hakeder artik kurtulmayi bunca yillarin esaretinden...Esirlik ozlemler de safak sayarlar... En aydinlik gunlere ulasabilmek icin...Yeter ki bir defa isteyin esirlerin azadini...Istenildiginde size ne kadar uzak gelirse gelsin, her azad yakindir, onlarca yili esir gecirmisler icin...

    Esirlik ozlemler icin...

  • Mehmet Kutsi
    Mehmet Kutsi

    25.11.2012 - 10:40

    Ömürsüz Sevdalar

    Yaralarımızla ve zaaflarımızla yaşamayı öğrenmeliyiz; zira, bir yerden, birisinden kaçarken önüne bakmaz insan!

    Biriktirebildiklerini, biriktirirken hissettiklerini, hissedemediklerinin 'ama'larını, 'ama'larının çözümlerini ve bütün içindekilerini başkalarında görme isteği ile yola çıkmışsın... İki kişilik ilişkilerin bütün anlamını yaşaya yanıla öğrenen bir toplumda olduğunu unuturcasına, ateşin ışığına sevdalı ama yakıcılığına esir vermişsin bir ömrü...

    Tek kişilik ibadethaneler haline getirdi insanlar gönüllerini! Acı bu, çok acı... Unutmuşsun; bir çok insanın elinde terazi olduğunu ve bir kefesinde kendisi kurulup diğerine birilerini oturtmak için gayret sarf ettiğini unutmuşsun bir an! Yaşama karşı birlikte tavır almanın büyüsüne kapılıp gitmişsin... Amacın tek kişilik özgürlükler olmadığını bilmenin keyfiyle derdest edip hüzünleri koymuşsun bir kenara...

    Biliyorsun, umutsuzluk diye bir şey yoktur, kendini, yaşadıklarını önemsememek vardır.

    Yaşayamadıklarının gölgesinde, çok emek verdiğin sevgiyi üretme biçimini gün gelir de yeniden sorgularsan diye korkuyorsun! Umutlarını kişiselleştirip ortak arama derdinde olmadığını, ömürsüz sevdalara mahkum zamanlarına yenilerini katmak istemediğini yazıyorsun evinin seni hiç terk etmeyen duvarlarına!

    Yalnızlık korkulu mudur ki? Yalnızlığın ile ne zaman yüzleşeceksin? Evvelden ellerinin olmamasından korkardın, şimdi başkalarının ellerine yığdıklarını bulamamaktan korkuyorsun!

    Bir daha hatırla bakalım Hero ile Leander arasındaki aşkın hikayesini. Hero bir kadın, Leander ise sevgilisi, ama aralarında geniş ve deli akan, içine düşeni önüne katan bir ırmak var. Hero her gece gizlice fenere gidip sevgilisine ışıkla yol gösterir, Leander o ışığa bakıp karanlıkta yüzerek ırmağı geçer ve sarılır iki hasret. Birbirlerine kavuşabilmeleri için tek sahip oldukları şey sadece bir fener ışığıdır. Bir gece fırtına çıkar! Leander hırçın sularla boğuşurken fener söner, karanlıkta kalan Leander yönünü şaşırır ve akıntıya kapılıp boğulur, bunu gören Hero kendini fenerden aşağı atar..

    Işıklar hiç sönmemeli...

    İyi bir gün olsun yarın.

  • Mehmet Kutsi
    Mehmet Kutsi

    24.09.2012 - 14:19

    İNSAN OLABİLMEK

    EĞER Bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
    Ve bunun sebebini senden bildikleri zaman,
    Eğer sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
    Eğer sana kimse güvenmezken, sen kendine güvenir
    Ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
    Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan,
    Veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
    Ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
    Bütün bunlarla beraber, ne çok iyi, ne de çok akıllı
    görünmezsen;
    Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
    Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen;
    Eğer zafer ve yenilgiyle karşılaşır
    Ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
    Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin, bazı alçaklar tarafından
    Ahmaklara tuzak kurmak için değiştirilmesine katlanabilirsen;
    Ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yakıldığını görür
    Ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
    Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
    Ve bir yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
    Ve Kaybedip yeniden başlayabilir
    Ve kaybın hakkında bir kelimecik olsun bir şey söylemezsen;
    Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
    Onları işine yaramaya zorlayabilirsen
    Ve kendine 'Dayan' diyen iradenden başka bir güç kalmadığı zaman
    dayanabilirsen;
    Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
    Ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
    Ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitebilirse;
    Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
    Eğer bir daha geri dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede
    koşarak doldurabilirsen;
    Yeryüzü ve üstündekiler senindir
    Ve dahası, sen bir İNSAN olursun.

  • Mehmet Kutsi
    Mehmet Kutsi

    04.09.2012 - 22:01

    kalp kırıldıgında cıkan ses nasıldır? güvercinin telaşlı kanat çırpışındaki ses mi? yoksa, kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi? ya da, tuz-buz olan bir sırçanın haykırışı gibi mi? nasıl bir sestir ki,perişan eder bizi duyduğumuzda? ? ne kalpler kırdık bilmeden.. ya da bile bile...... ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de.. sonra aşmaya çabaladık durduk çok... dokunmak istedik,ulaşamadık.... ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz setler engel oldu yine kendimize..... oysa, nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını.... sıcacık bir gülümseme, içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları? ? ? esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan gülümsemelerimizi... kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyuup kaçıvermek.... kaçarken bakmamak ardımıza ya da, bakıp da görmemek...görmek istememek... her ne varsa... oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek, sıcacıık bir gülümsemeyle...olmaz dedik. o bana düşman denemedik bile hiç..korktuk belki de yanılacağımızdan.. oysa hayat ne de kısa.. düşünmek için bile vakit yokken.... bile bile zehir ettik günlerimizi.. kavgalarla.. itişip kakışmakla harcadık dünlerimizi... ziyan ettik hem düne.. hem bugüne.. hem de yarınlarımıza.. s ahi,kalp kırıldığında nasıl bir ses çıkarır? duydunuz mu hiç?

Toplam 4 mesaj bulundu