ÜRPERTEN YOLCULUK
Merhum şair Faruk Nafiz Çamlıbel’e ithaf
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Ürperten Yolculuk
ÜRPERTEN YOLCULUK
Merhum şair Faruk Nafiz Çamlıbel’e ithaf
- -
Ocakbaşı mevsimi, şubatın on altısı,
Görünen güneş değil, adeta karaltısı,
Devasa bir değirmen unları savuruyor,
Dondurucu bir ayaz her yeri kavuruyor.
Karanlık bir beyazlık sararken tepeleri,
Saçaklardan sarkıyor devlerin küpeleri,
Sokağa çıkılacak bir mevsim değil amma,
Gurbete yol düşürdü, çözümsüz bir muamma.
Bir öğle sonrasında araba yola çıktı,
Bir metre kara rağmen, bereket yol açıktı.
Arabayı sarsarken yolun bozuk taşları,
Ürkütmüştü sesimiz yem arayan kuşları.
Kristal bir yol olmuş, yorgun derenin suyu
Akşamın yaklaşması arttırıyor kuşkuyu.
Yolumuzun solunda kovasız bir kör kuyu,
Kartal belini aştık, unuttuk biz korkuyu.
Endişeler bitince başlar omuza düştü,
Çok kişinin gördüğü bahara ait düş’tü.
Çiftleşirken havada bembeyaz kelebekler
Kimi giden yolcuyu, kimi geleni bekler
Araba kıvrılarak geçerken bir boğazdan
Unutulmuş bir bahçe, sanki kalmıştı yazdan,
Ansızın çıkıverdi, sıcak bir hande ile
Yokuştan iniyorken yeşil sath-ı maile.
Koyu yeşil çamlıkta bir kahve, pembe beyaz,
Ancak kavuşulurdu aylarca etsek niyaz.
Sohbeti koyultmuştuk, çayımızı içerken,
Tepsi geldi masaya, şöför: gidelim! derken.
Ayran, bulgur pilavı, bir de acılı turşu,
Hepimiz bağdaş kurduk, yanan ateşe karşı.
Yemeğimizi yedik, bitti bu güzel mola,
Sonucunu bilmeden yeniden düştük yola.
Yollar yola eklendi, tırmandık bir yamacı,
Yüzümüzde şakladı Azrail’in kırbacı.
Yolları kapamıştı, lapa lapa yağan kar,
Her tarafta sessizlik, sonsuz bir beyazlık var.
Ne bir köy görünüyor, ne de belli sağ ve sol,
Belki de tuttuğumuz ecele giden bir yol.
Kararsızlık içinde yolumuzu seçerken,
Güneş terk etti ufku, mutadından da erken.
Karanlık bir taraftan, yolsuzluk öte yandan
Umutlar kesilmişti, hem candan, hem canandan.
Herkesten bir öneri, her kafadan ayrı ses,
Bazısı makul gibi, ekserisi de abes.
Çözüm bulunamadı, dövüldü havanda su,
En nikbinini bile sardı ölüm korkusu.
Herkesin kurtulmaktan umut kestiği anda,
Güçlü bir far ışığı belirmişti sağ yanda.
Birkaç dakika sonra kar ekibi ulaştı,
Sararan yüzümüzde sevinç nuru dolaştı.
Kurtulduk bu kâbustan, şükür olsun! diyorduk,
Ekibin peşi sıra, güvenle gidiyorduk.
Bir aksilik olmazsa menzile varacağız,
Makus talihimizi bir daha kıracağız…
Cevdet Doğan Işık
TEBRİKLER SELAMLAR SAYGILAR
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta