Geldim o kasvetli şehre,
yağmurdan yıkılmıştı köprüleri.
Silahların ve çığlıkların yankısını,
dinliyordu toprak derinden.
Paslanmıştı demir yolları,
arzulu ruhların kurumuştu kanları.
Gevezedir o soysuzlar,
kurtaramayacak kadar ormanı,
sinsidirler bir tilki kadar.
*
Sizinki, ne tuhaf bir başkaldırı,
kurdunuz düşleri uçurumun kenarında.
Uzandı elleriniz, zahmetsiz lokmalara,
düşlerken düğünsüz bayramları.
Bir serinlikti, ta dibime kadar uzanan,
geçmişin izi, elimde kalan.
Yudumladım ama tatsızdı,
her akşam sunulan şarapları,
bir manifesto lazımdı dünyaya.
*
Neden var bu duvarlar,
neden kapkara bu gölgeler,
ve neden akardı nehirler?
Şarapları sevdiren,
buz kesen bakışlarıydı kışın,
anladım ama çok zaman sonra.
Bana mı dönmüştü bu mızraklar,
herkes için miydi bu savaş naraları?
Tüketti beni yorumlar,
yıprattı beni varsayımlar.
*
Başa sarmayalım yıllar sonra filmi,
evet, bir yabancı da olsam.
Arsızlık edip yıllarıma,
değersiz sözcüklerle saldırma.
Gözlerine perde inmiş kadını,
görmüşümdür, gördüm dediysem.
Buz kesmiş caddelere çıkardı o,
temiz giysileriyle her akşam.
*
Ve beklerdi eşini bir fenerin altında,
kurumuş bir fidan gibi.
Biçilemez bir duvarın bedeli,
sahte tahtalar üzerinden.
Bırakıp gittiniz, boş görüşünüzü bile,
ne misafirperver ev sahibisiniz siz.
Değil ama, desem ki gür kaşlısınız,
yanlış olur belki de, yaşlısınız da desem.
*
Densizlik sayılmaz elbette,
gür kaşlı olmak.
Adımları yavaş da olsa,
bir komşumuz vardı çünkü,
gür kaşlı.
Seviyorum deyip, itiraf etti,
demişlerdi ona itiraf et diye.
Ah gür kaşlı abla,
ne güzel komşumuzdun sen.
*
Açılmalı bence Avrupa'da,
aşınmış kaşlar müzesi.
Ve rastgele boyalar,
soğuk duvarlara sürülmeli.
Kalkın ve davranın kılıcınıza,
eğrilmiş içinizde aykırılıklar.
Vurmuştur belki de yüzünüze,
savaşların yan etkilerinin anlamı.
*
Marlene'nin radyodaki hüzünlü sesi,
gecelerin buzlu nefesi.
Nerede kaldılar çiçekler,
söyle bana şimdi neredeler?
Karşıladı beni akşamlar,
öksürükler ve körkütük sarhoşluklar.
Saldırma şimdilerde üzerime,
soğuk ve boğuk sözcüklerle.
*
Biçilemez bir duvarın bedeli,
sahte koltukta oturup.
Dayanmıyor hayatın ucu, bir damla yaşa,
akacak geçmişin gözlerinden.
Çiçek beklemesinler artık,
bir duvarın bedeli uğruna,
yollara düşenler.
Renklendirir cesaretle öfkeyi,
nehirlere bırakılırsa uzayan anlaşmalar.
*
Görülmemiştir oysa çiçeklerin küstüğü,
geçmiş ise eğer bir deniz başlarından.
Görünse de aynı yerde,
ölümler ve çiçekler.
Gömüldüler onlar özlendikleri yere,
hiç çiçek alınmadı oysa,
duvardan atlayanlara.
Ve süslendi gökyüzü,
yıldızlar yerine,
umutsuz bir sessizlikle.
Kayıt Tarihi : 4.7.2025 17:13:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!