aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim
sırt çantalı bir duman gibibir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven
kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken
Devamını Oku
sırt çantalı bir duman gibibir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven
kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken




ESKİ ŞEHİR
Otuz asır, Porsuk gibi, akıp giden zamanda,
BiEskidikçe eskimeyen, tazelenen yüzün var.
İklimin sert, yazın sıcak, kışların çok yaman da,
Cennet gibi ilkbaharın, şiir gibi güzün var.
Hamurundan, mayandandır, Osmanlının çınarı,
Edebali, Yunus Emre, Nasreddin’in diyarı,
İslam yurdu, Anadolu, Türkiye’nin şiarı,
Ormanların, termallerin, dağların var düzün var.
Beyaz altın lüle taşı, usta elden can almış,
Maharetle işlenerek, dört kıtaya nam salmış.
Geçmişinden bu gününe tarihi bir gam kalmış,
Dokundukça sevincin var, kederin var, hüzün var.
Her bir semtin Amerika, Avrupa’yı aratmaz,
Hiçbir şehir senin gibi, Venedikler yaratmaz,
Güneş batsa, ay doğmasa, ışığını karartmaz,
Parisler de, Newyorklar da, Tokyolar da gözün var.
Varlığınla onur duyar, bağrındaki insanlar,
Sen onları, onlar seni, sevgi ile tamamlar,
Yıllar geçse akıp gitse, durmasa da zamanlar,
Bir sonraki nesillere, tarih dolu sözün var.
Şehremini; gelin gibi duvağını açıyor,
Güzelliğin dört bir yana ışığını saçıyor,
Seni övüp anlatması, beni çoktan aşıyor,
Bir sır gibi bilinmeyen, derinlerde izin var.
Caddelerin, sokakların, çarşıların rengârenk,
El eleyim, kol kolayım, Yunus’umdan bu ahenk,
Mecnunların, Leylaların yaşadığı aşka denk,
Aslı gibi sana yandım, Kerem gibi közün var.