Sabah ışığı düşer taşlı sokaklara
İşçinin elleri nasır, yüzünde umut
Sigaramın dumanı yükselir yavaşça
Elimde tesbih, parmaklar sayıya alışık
Kahvede içilen ilk çayın buharında
Sen başka birine gülüyorsun şimdi,
ben, gecenin boşluğunda
senin adını içime gömüyorum.
Hayat, ikimize aynı kapıyı açmadı;
sen ışığa yürüdün,
ben karanlığa sıkıştım.
Bir zamanlar gözlerinde kaybolduğum
şehir sokakları şimdi yalnızlığımı taşıyor.
Adımlarım boş kaldırımlara çarpıyor,
her ses bir hatırayı uyandırıyor.
Seninle konuşamadığım gecelerde
Sen yürürken yanımdan,
rüzgar bile kıskanır adımlarını,
ben ise gölgem gibi peşinden sürüklenirim,
sessizliğimde adını fısıldayarak.
Gözlerin… bir ateş,
Akşamın solgun ışığı penceremi kıskanıyor,
sen köşe başında başkasının elini tutuyorsun.
Kalbimde kıvrılan sessizlik, rüzgarın titreyişiyle çarpıyor,
her nefeste adını anmak cesaret istiyor, ama dudaklarım susuyor.
Bir şehrin sokaklarında yürüyorsun, ben taşları sayıyorum,
Sen vardın, sabahın ilk ışığında tarlalarda,
Çorak toprağın suskun bağrında filizlenen umutlarda.
Ellerimde ekmeğin sıcaklığı,
Yüreğimde senin adıyla çarpan bir ateş vardı.
Sen vardın, köy yollarında rüzgarla dans eden,
Aynı kentin iki ayrı yamacında
aynı yaraya dokunuyorduk;
birbirine varmayan yolların
gizli bir acısı vardır,
biz onu her sabah yeniden taşıyorduk.
Sabahın ilk ışığı sokağa düşerken
kaldırımların taşlarına sinmiş bir yorgunluk görüyorum.
İnsanların yüzünde ekmeğin telaşı
pencerelerde bekleyen umutların buğusu var.
Benim içimde ise
adınla başlayan bir boşluk
Kömür kokusu sabahı delip geçer,
liman uykusunu sessizce bırakır.
Taş duvarlar işçinin terini yutar,
her çatlak bir hikaye taşır,
her gölge bir hayatı saklar.
Kömür karası sabah, liman sessiz bekler.
Biz el ele yürürken
rüzgar saçlarına dolanır, gözlerimiz denizle konuşur.
Senin gözlerin fırtına, saçların serin rüzgar.
Benim ellerim taş ve toprakla yoğrulmuş;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!