Gece, kapımın önüne serilmiş sessizlikle başlıyor.
Bir sigara yakıyorum;
dumanı gökyüzüne değil,
senin hiç dönmeyeceğini bildiğim boşluğa yükseliyor.
Kalbim, bir zamanlar adınla atan eski bir tren garı gibi
Demir kapılar açılınca değil
Senin adını içimden geçirdiğim anda başlar sabahım.
Geceler koğuşun taş duvarında çoğalır
Bir karanlık olur bir umut olur
Senden gelen tek bir haberle aydınlanır.
Sokaklar sessiz, rüzgar ağır
ve ben her adımda seni arıyorum.
Gözlerine bakınca
zaman duruyor, dünya nefesini tutuyor
ve ben ilk kez düşer gibi oldum.
Gözlerin, sabahın solgun ışığını taşır gibi,
Taşlı sokaklarda umut filizlendirir sessizce.
Her bakışın, yorgun ellerin yükünü hafifletir,
Ve gecenin en karanlık köşesinde bile ışık olur.
Sen gülünce, şehir nefesini tutar,
Gözlerin, sabahın ilk ışığı kadar ağır
Ve yavaşça düşüyor gecemin ortasına
Ellerin, sözcüklerden daha uzun
Bir dokunuşun yetiyor
Kalbimdeki tüm duvarları yıkmaya
Sen gelince,
İçimdeki şehir birden büyüyor.
Sokaklar ışıkla doluyor,
Her taş, her kaldırım senin adını fısıldıyor.
Gözlerin,
Geceyi ikiye bölen bir sessizlik vardı,
sen, soluğunu tutarak yürürdün dar sokaklarda;
ben, omuzlarımda bir ömrün yükünü taşır,
yine de senden yana hafiflerdim.
Biz, kimsenin dönüp bakmadığı vitrinin ardında
Gece, kentin üstüne ağır bir yük gibi çökerken
bizim yoksul mahallede sobalar sessizce tütüyor;
çalışan ellerin nasırı, günün bütün ağırlığını
duvarlara sinmiş bir koku gibi bırakıp gidiyor.
O sessizliğin içinden seni düşünüyorum;
yorgun bir ömrün en temiz nefesi gibi
Akşam çökerken sokak taşlarına
İçimde ağır bir gölge yer değiştirir.
Kimseye anlatamadığım acı
söylemeye kalktığım her söz
içime geri düşüyor.
Seninle başlar her sabah,
Taş sokakların sessizliğinde,
Dumanı tüten bacaların ardında
Gözlerimde senin izini sürerim,
Ve her adımım, bir halkın umut ağırlığını taşır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!