yalan yok
düşe düştüm bir an
bilmeden anlamadan
koptum hayattan
tutunacak dal bulamadan
kör kuyularım var
sanki;
ağır ağır ezliyorum
ufak ufak bölünüyor
yalan yok
girdabında şehrinin
seni seviyorum
inan bu cümleyi en güzel ben kuruyorum
belki şuan içimden söylüyorum
en tiz
en tenor sesimle
gitmeliyim
köşeyi dönmeden
artız arkasız hayallere dalmalıyım
sırf senin için olsun bu gidiş
sırf özlemin için
kara saçlarına bağlanmış
Yürürüm kimsenin aldırmadan bastığı toprak yürür üstüme. Sen de yürü, geç ömrümüzden. Bir gün çok uzaklarda olmayan birgün, hayıflandığımız bir pazartesimiz olacak. Sakın ağlama.
Sırf sana benziyor diye bakıp geçtiğim güzeller üzerine yemin olsun ki ben seninle yaşadığım hiçbirşeye hayıflanmayacağım.
Ve yemin olsun ki; boğazı kızıl yakamozlara kesen gecenin hatırına, seninle yaşadığım hiç bir anı unutmayacağım pazartesiden başlayarak.
Cennetim olamazsın belki, belki yollarıma menekşeler de dökmezsin eylül öncesi. Ben ise ömrümü sana vakfedemem belki sırf bu yüzden affet, diğer tüm sevmelerim için ister yağlı ilmek ister mavzer bu can parmağının ucunda nerde istersen orda biter. Yeter ki son nefesimi dudaklarına bağışlat.
Bil ki cehennemim olacağı kesin.Böyle tanımazdan gelen gözlerinin.
Ah rüyalarımın katili.
Ah sözümün bittiği yer.
Ah cehennemim ol
Ara beni
Yelesinden tutşmuş atlar gibi koşan ömrüm bulmadan menzilini, gel bana. Dokundur yanaklarını avuçlarıma. Ben utangaç bir deli ne zamandır diye sorma. İşte tam o vakitti yani; siluetinden önce selamın geldi geleli.
Bul, buluştur ikimizi bir yerlerde, alem uykuda ya da uyanık kimin umrunda ne farkerder akşam ya da sabah olması. İnan bana müheltinin de hiç önemi yok senli dakikaların yeterki dolu dolu olsun. Hani şu şarkılarda söylenen, hani şu aşıkların durmadan hayıflandığı bir an olsun. Bana yeter.
Ben eskilerin yalancısıyım bu şehrin, birbirini kucaklayan mevsimlerinin yalancısıyım. O yüzden sen; olmayan iklimlerin buğusundan dem tutupta gelme deme bana.
Ben; dedim ya bu şehrin ve üç yanından koynuna alan ahan bu sen kokan denizin yalancısıyım bin yıllardır sabrını sınayan kıyıların. Uzaklaştıkça küçülen gemilerde büyüyen özlemlerin. Yedeğinde hep bir intihar taşıyan yunusların yalancısıyım. En çokta kendini arayan sorgulayan aşkın yalancısıyım. Sen o yüzden bir eski hüznün eteğinden tutupta dur deme bana.
Anlatırlardı Mecnun'u, Ferhat'ı, Kerem'i bedelini ömürleri bildikleri aşka nasılda bir çırpıda verdiklerini. Yangına uçan pervaneyi.
O yüzden sen; kesip atarken atışlarını kalbimin bir hüzün girdabına. Kendine iyi bak deme.
Bu bir talepnamedir. Ahan bu yanağımda asılı damlanın içine yazılmıştır. Hava sıcak, en az acılarımız kadar sıcak. Ha kurudu ha kuruyacak. Biliyorum ki bu da diğerleri gibi buhar olup askıda kaybolacak evrende bir acı ninni gibi yankılanacak kendi halince. Kimsecikler duymayacak.
Ben aslında işte bu denizin, şu dalgaların ve her med-cezirde kendinden bir şeyler eksilten kıyıların yalancısıyım. Bir şeyler eksiliyor içimden her görüşümde. Yıldırımlar düşüyor sol kaburgalarımın altına. Tövbeler ediyorum her bakışından sonra görmemeye bakmamaya. Bozulan yıkılan tövbeler, bir daha asla dedirten yangınlar çıkartıyom içimde. Ne vakit ki zahirinde hayatın yıldırımları çekene kadar gözlerinden gözlerime. Ne olur bakma öyle.
Bir gün gideceksin büsbütün. Aklım gidecek, canım gidecek dudağımda sana hazırlanış bercesteler son bulacak.
Ben bu yükü taşırım, inan taşırım sen olmasanda. Nasıl alıştıysam, her sbah adını dilimden eşiğe düşürerek çıkmaya bu evden. Hiç bir şey olmamış gibi davranarak ta yaşamaya çalışırım. Sen de anlamazsın beni iyi tanırsın bilirim ama inan anlamazsın. Rahat ol ve git. İşte buydu sadece bu sana söylemek istediğim sadece bu hiç bir cümle kurmadan ve düşünmeden sonunu,
artsız arkasız bir rahatlık içinde gitmeni isterdim.
Herşey, daha kolay alışmak için hayata, bahara, sonbahara.
Tut ki sevdin hemde deli gibi manyak gibi ölürcesine sevdin. Olası değil ya. Arada bir mutlu hayaller için büyüttüğüm sav tut ki sevdin. Gerçekten sever miydin?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!