Bekir abim dinlerken arabesk,
cam buğulanır içeriden,
dışarıda deniz, tuzlu bi’ rüzgâr…
acıdan daha keskin belki.
Aşktan söz etmeyiz pek,
ama her yudumda bir eski bakış.
Bazen gözleri dolmaz,
ama sesi burkulur bir yerde.
“Unuttum” der,
biz susarız.
Mustafa küsülü susar bazen,
arada bir göz ucu yakalanır,
çok şey anlatır da,
hiçbirini söylemez.
Kayıplar yer tutmaz masada,
ama tabakta kalan son közde yansır yüzü.
Mesafeyi sever,
ama sohbette tam ortadadır.
Bir gülüş bırakır yere,
biz onun içini biliriz.
Üçümüz içiyoruz,
bazen dördüncü gelir: Abdurahman abim.
Çıkmaz sokakları ezbere bilir,
ama yolu hiç kaybetmemiş gibi yürür.
Tutarlıdır,
kendi çapında,
çapı geniş bir yalnızlıkla.
Hayata itirazı yoktur,
ama bazen sustuğunda sesi daha kalın çıkar.
Rakı gelir, susulur.
Kebap gelir, unuturuz.
Bira denizin dibinde içilir,
aşk ise başka bir dipte bekler.
Adı konmaz gecelerin,
ama sabaha çıkan yol hep bellidir:
boş tabaklar,
dolu küllükler
ve anlatılmamış birkaç gerçek.
Hiçbirimiz zampara değiliz aslında,
ama kimseye belli etmediğimiz çok şey var.
Mustafa, gözlerinde hâlâ birini arar,
Bekir’in türkülerinde ağlayan biri var
—adı söylenmez.
Ben mi?
Ben anlatıcıyım,
arada gülüp geçen bir hüzün.
Ve sahil kadar suskun,
bir o kadar konuşkanız
Ekrem Parlak
Ekrem ParlakKayıt Tarihi : 16.5.2025 19:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!