aldatmak kırmızı renkli ihanet,
sevmek mavi renkli bir yalan,
kara renklere yağar lanet,
renk farketmez düşmandır şeytan.
aşk pembe renkli düş,
rüyalar kahverengi ve turuncu,
..
Sürahi içerisinde ki,
Kabarcıklar arasında,
Yüzen turuncu balıklar...
Ölüme susamışlar,
Su diyarının kuru çöllerinde...
Güveler tarafından,
Afiyetle kemirilen,
..
Kader yıpranmış, hüzünlü gece
Kısmetim budur, pişmanlık gece.
Yaradan bilir, her geçen günü.
Bekler dururum her gece.
Can paslanmış, yürek durur.
Kahrolan gönül sevdasıyla yorulur.
..
aklımda el ele dolaştığımız altuni sahiller
eteklerimde turuncu güneş ışıkları
rüyamda bakışlarda buluşmuştu gözler
uyandığımda gözlerimde,yüreğimin kan damlaları..
aklımdan çıkmıyor yüzün
..
Amik ovasından
Akdeniz’e hoyratça fışkıran
turuncu ruhlara bürülü
inatçı portakal bahçeleriyiz.
Mahir’iz duygusallıkta
devrimci kalplere kiralanmış
aykırı, cesur, deli, anarşist,
..
Herkes kalbinin renginde yaşar hayatı
Mavi renkli ise sakin yaşarsın
Kırmızı renkli ise nabzın yükselir
Mavi yaşa hayatı okyanuslar gibi
Kalbin beyaz renkli ise huzurlu olursun
Siyah renkli ise güçlü dahi olsan üzgün yaşarsın
..
Çekicinin türküleridir bana sende olduğumu söyleyen...
Nehirler, geride bıraktığımız hayatları yaşatır bana. Bazen durgun, bazen hırçın.
Oluşumumuz birkaç damla sıvıdan ibaret değil mi? Vücudumuzun dörtte üçü sıvı değil mi? Hayatlarımız bir su gibi akıp gitmiyor mu? Zaman zaman taşlara, ağaçlara, çalı-çırpılara çarpıp yaralanarak kanımızı sulara karıştırıp akarız hayatın nehirlerinde. Kiminde hiçbir yara almadan suyun orta yerinden devam eder akışımız. Gideceğimiz yeri/yerleri kestirerneden akışımızın kıvrımlarında karaya vururuz ara sıra. Evimiz sanırız, bekleyenimizin varolduğuna irranırız. Turuncu rengiyle başlayan günün doğuşunu çok seyretmişizdir kamyon sırtlı yolculuklarımızda aslında. Ama durağımızın çatısında sabahı seyretmek bir başka oluyor nedense. Gecenin ilerleyeninde birkaç damla sıvıda bırakılmışsa bekleyenimizin rahmine, bir başka olur ezan sesine karışan sabahın kızıllığı da. Nefes alırız bir an durağımızın çatısız hanında, dinlengeçliğimiz kısa sürer. Günün başlamasıyla yolculuk başlamıştır tekrardan.
Hırçınlaşır bazen nehirlerimizdeki hayatın kıvrımları. Hırçınlaşırız kendimiz kendi içimizde. Sevdiklerimizle, sevmediklerimizin karışımında eyleme dönüşür suçumuz. Failiyizdir birkaç damla sıvının. Ve hayatın akışını kestiremediğimiz gibi, nehirlerin ortasında yeni bir su yığını getirmişizdir akıbetini kestiremediğimiz halde.
Her şeyi gören, her şeyi duyan ve ne anlama geldiğini bilmeyen, tatlı, şiirsel bir sestir çatısız hanı yankılara boğan. Anlamsız görmelerin, duymaların içinde isteklerini dile getiremeyen, zamanın, nehirlerin ortasına bırakılmış umudun adıdır Murat. Ve nehirlerin akışını durduramadığımız hayatın içinde yalnızlığına ve kaderine terk edilen, sesi hala şiirsel, anlamsızlık kavramında, isteklerinde çaresiz, muhtaçlığında yüzüyor geleceğe dair muradımız.
Nehirler, geride bıraktığımız hayatları yaşatır bana. Harcanan koca bir otuz yılı-kırk yılı mesela. İçinde yaşanmış; gözyaşları, hüzünleri, yalnızlıkları, çaresizlikleri, umutsuzlukları, umutları, sevinçleri, neşeleri... Her birine ekilmiş hazanları düzeltmeye çalışmak için çekiçlenen eğri yanları, kamyon dolusu yükleri sırtlayamadığında kompresöre umut kesilen gözleri, gözden kaçırdığımız gibi mesela. Arasında düzelmeyi bekleyen, örsüyle çekicini buluşturan hayatlar vardır mesela.
Gözlerin, gerilerde bıraktığın hayatları yaşatır bana. Umudun muradı diye doğmuş gözlerinde tertemiz sayfalarda başlayıp sararmış, solmuş birer sayfalara dönüşen defterinde kirlenmiş. Suratın, ellerin, üstün-başın gibi. Ayaklarında kokuyordur elbette. Uzakları soluduğunda nefesinde, yarım kalmış aşkların, sevdaların koktuğunu koklayanın oldu mu hiç? Sanmam. Ve hatta, hayatın büyün kokuşmuşluğunu, kirliliğini, üstünde, ellerinde taşırken, gözlerinin içindeki ulaşılmaz bebek yüreğini göremeyenler; birde, kirli Murat derler sana be usta.
..
İnce bir tebessüm,
Latif bir dokunuş.
Rengarenk çiçekler,
Tatlı bir meltem esintisi.
Hepsinden önemlisi,
Algılayabilmek bu güzellikleri.
..
Beklediğim bir ölüm; adı ayrılık
Gözleri nemli, kaldırımlara söyle ağlamasın
Durma git, bütün yağmurların bana kalsın
Uykulara aldanma, bütün sabahları gecele
Turuncu bir bela tutuyor ellerimi alelacele
..
beyaz barışın
mavi özgürlüğün
yeşil umudun
pembe sevdanın rengi
turkuaz uzakların
lacivert özlemin
..
Gurbet elde mektup yazdım yolladım
Rüzgarla gönderdim al güvercinim
Turnalar geçerken elim salladım
Sana selam saldım bil güvercinim
Turuncu ayağın kızıl gözlerin
Güzel olur baharların yazların
..
Ah güneş beynimi öyle kızdırdınki,
Nerdeyse kaynayacak.
Bari birazda su katta,
yemek olsun, akşama yeriz birlikte…
Bir türlü beceremedim, şapka takmayı
Daha iki gün önce kaybettim, sonuncusunu
Kimbilir hangi şapkam,
..
Keyifsizdim.
Hiç bir şey hoşnut etmiyordu beni.
Ne aynalardaki güzelliğim,
Ne neşeli sevda türkülerim,
Ne de,turuncu ağırlıkta şu odam....
...........................................................
İçmeye bayıldığım şarabım bile,
..
İki kadife top
hop sağa
hop sola
hop aşağı
hop yukarı
fırladı fırlayacak
kafesinden...
..
İnsana renkleri verseler
Hangi renklerde anlatır kendini
Elimde fırça bir resim çiziyorum
Serperken renkler,kendime dair
İlk rengim siyah,ah o saçların siyah saçların
Kahverengi dünyam,pembe hayallerim
..
Leylakları öldürdüler, asmaları kırdılar
Zamanı bende gizli bir Anadolulu gülüşün vardı ya
Bir ona dokunamadılar
Kadıköyde tek başına bir isyandım o zaman
Sabaha karşı balığa çıkardım, belki ondan korktular
Bizim dostlarımız vardı, yaralarımızı deniz suyuyla sardılar
..
ön.not: Bu şiiri Dolunay Enver'le birlikte yazdık, bir doğaçlama; birimiz başladı diğeri devam etti, birimiz devam etti, diğerimiz başladı. Ne yapmak mı istedik? Hiç bir şey. -'hiç bir şey'in anlamını ve anlamsızlığını kim hissedebilir ki? sadece beraber yazan iki şair-
Teşekürler Dolunay..
geziyordum
yani sadece bu, geziyordum
..
kumdan kaleler inşaa ettim,
umuttu, sevdaydı her bir burcu.
oturup kulesinden seyrettim,
yıldızın karaydı,denizin turuncu.
yoktu yaşam sevincin,tutkuların sürgün,
öfkeni gizledin ağlayan kahkahalarda.
..
Bir gittim ki yarımken her şey
Bir yarım ezik belki gitmekten
Yeşil denizden geçtik bütün yol boyunca
Aklımda kalan turuncu gül sarmaşıkları
Elimde tüten senin bakışın
Yanımda olman için yanmalardaydım
..
Yaylanın suları akar şırıl şırıl
Yabangülün cemali pırıl pırıl
Estikçe yel, yapraklar hışıl hışıl
Doğunca güneş, her yer ışıl ışıl
Sarıçiçek Yaylası meşeli mi meşeli
Yörük efesi bugün neşeli mi neşeli
..



