Küçük bir Öykü bu
Ak süt gibi helal
Beyaz bir kağıda çizdim
Önce bir HİLAL
Çizgiler üstüne
Renk renk boyalar
..
Papatyanın yapraklarındayım
Sarı, turuncu, mavi
Türküsünü söyler dilim
İpek yolunda
Umut gibi
..
Seni günlere böldüm, seni aylara
Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında.
Şiirler söylenir, şiirler biter
..
Hayat susuzluğumdu kimi zaman
Sen ise şırıltısıyla huzur veren pırıl pırıl bir şelale
Yavaşça kar yağıyordu üzerime,
Üşümeme izin vermeden, içimi ısıtıyordu bu beyazlık
Tertemiz bir havayı doldurup ciğerlerime, ağır ağır yürüyordum
bu beyaz şehrin kalbine doğru
..
Sevmem, hem de hiç sevmem. Hani her kavuşmada yüreğiniz ağzınızda büyük bir coşkuyla koştuğunuz veya bohçasına attığı anılardan bir tutam da sizin eteğinize bırakıp yola çıkanlara hüzünle karışık bir veda öpücüğü kondurduğunuz garlar, istasyonlar, havaalanları vardır ya; işte ben hiç sevmem oraları. İçim ezilir. Giden de olsam, geleni de karşılasam, içim sıkılır tuhaf bir şekilde. Hüzün kokar sanki oralar hep. Yalnızlık kokar. Bir başınalığın başlangıcıdır sanki.
Nihayetinde yollara vurulan bir yolcuyu karşılamaya veya ona hoşça kal demeye gidilen bir istasyona düşmedi yolunuz bu kez. Sallanan bir mendilin ucundan damlayan gözyaşının berraklığında kayıp giden umutları göremeyeceksiniz bu satırlarda. Bir durakta bekleyeceksiniz belki ve sonra binip siz de gideceksiniz. Bir başına bırakacaksınız durağı. Hani yol alırken yorgunluktan durup bir soluk alıp biraz dinlendikten sonra tekrar yola çıkılan, çayların şirketten olduğu eski, köhne, biraz pis, biraz temiz, uyuşuk ama bir o kadar da sıcak bir durak gibi. O, son yolcunun hep aceleyle otobüse bindiği ve sonra da yapayalnız bırakılan ıssız duraklardan biri gibi. Ya da çok daha basiti de olabilir bu durakların. Belediye otobüsü, dolmuş, taksi beklediğiniz herhangi bir durak. Binersiniz aracınıza ve gidersiniz. Önemli midir durağın durumu? Ne gam!
Her kavuşma seansında içeri girilen sımsıcak bir sığınak bazen ve bazen de bir tekmede savrulup yıkılan bir kömür sobası gibi dağılan buz gibi bir kale. Tüm sırlarınızı içine bıraktığınız, göz yaşlarınızı sel ettiğiniz, kavgalarınızı, barışlarınızı, sevinçlerinizi avaz avaz yaşadığınız bir barınak.
Öyle çok ki bu durağa sessizce gelen ve sonra da gümbürtülü bir şekilde çekip giden. Bir durak olarak asla gidemeyen ve Sezen’in de dediği gibi gidenleri asla göndermeyen tek odalı küçük bir durak. Yükü öyle ağır ki bazen duyabiliyorsunuz serzenişlerini, yılların izlerini görebiliyorsunuz. Kimi zaman da duvarlarından süzülen nem birikintilerine çizilmiş yüzler gelip geçiyor damlalar arasından. İçinde dinlenen her yolcunun, ardında bıraktığı sözler oturdukları tahta masaların üzerlerine işlenmiş, kazınmış iyice oyula oyula. Hiçbir şeye dokunulmamış, olduğu gibi bırakılmış her şey.
..
Dolunay turuncu
öyle geçip gidemezsin
bir ipeksi gülüşle.
bir bir unutturamazsın
o ışıklı sevişlerini.
öksüz bırakamazsın
çoğalır sonra acılarım.
..
Çamların kokusunu hep içime çekerek,
Dağların zirvesinde aşkı aradım durdum,
Sen kokladım çiçekten yüreğime ekerek,
Aşkı yaşadım sanıp hayallerini kurdum.
Zirveden ufka bakıp saçlarını koklarken,
Turuncu akşamlarda yüreğimi yoklarken,
..
Pembe hayalin dünyası
Lila onun baş belası
Gri korkulu rüyası
Dediler…Soyunup geldim
Kahve kaygılı bir melek
Mor sınırdaki zor felek
..
Yüreğimde anlamsız fırtınalar
dilimde sonu olmayan cümleler
bir mutluluk oyunu bu
oyun mu yok
aşkın ta kendisi
o benim gecemde
ay ışığı...
..
Gün
Kızıl turuncu gelinliğini giymiş
Gecesini bekliyor
Kavuştu kavuşacak
Bulanık akan Sakarya
Hasretinle koşuyor
Umut tepeleri kaybolmuş
..
Gök yüzünün lacivertinde elmas parıltısında yıldızlar,
Dağların karanlık silüetinin ardından ay turuncu yükseliyor,
Sahilden gelen tangolar ruhumu okşuyor,
Keşke sende yanımda olsaydın, hüznümü neş''e ye boğsaydın.
Hüzünlü yüreğimde taa derinlerde bir göl var,
Gölün üzerinde gülümseyen yüzün,
..
Geçip gidemediğim öykümüzde,
İki damla yağmurdum.
Kirpiklerinden sevdana düştüm.
Mendiline sarıp sakladığın,
İki damla göz yaşandım.
Caddelerin soğuk gözlerine aldanıp ben,
İki sevda ayrımı yollara düştüm.
..
Seni çiziyorum sevgiyle tuale,
İçimden bir nehir gibi akıp,
Bir ırmak gibi çağlıyorsun derinden
Renklere vuruyor ışığı sevgimizin..
Sarı, bir başka sarıya dönüşüyor sonra..
Rüzgarın okşadığı sararmış başaklara..
Mavi, yaşamımda ilk kez gerçek dinginliğinde..
..
Gün böylemi batar damlardan
Turuncu al bir renk vurmuş mavi tuvale
Gidişinden bıraktıgı doyumsuz hazzına
Bir tebessüm ile veda öpücügü ile biz insanlara
Serçeler öterken neşe ile güllerde
Dallar egilir secde edercesine güne
..
sevgiyi çizmek isterdim
eğer çizebilseydim
renk kainatı olup çıkardı
ve eğer çizebilseydim
duygular cümbüşü olurdu bulutlar
beyaz bir nehir olurdu duygular
köpük köpük akan
..
Bir şarkı var dudaklarımda
Bahar dallarına konmuş salıncak
Lavanta kokulu elbiseler
Akasyaların altına oturmuşum
Bir şarkı var dudaklarımda
Güneşin en turuncu hali
..
Bir ay gözüktü, yükseldi o gece
Turuncu ve narin, yeni ve ince,
Biliyorum geceler geçecekti,
Ve o ay, dostluğumuz gibi büyüyecekti.
Deniz sakindi senin gibi, sesin gibi,
Durgundu ve sabırlı, yüreğin gibi,
..
Bir yanım uyuyor derinlerde, üzgün…
Ve ben o yanımla yaşıyorum.
Kalbimde o kalbin izi var...
Gülümseyince gökyüzünün mavisiyle boyuyorum gözlerimi.
Gülümse hadi gözlerim maviye boyansın…
Nefesim bir martının kanadına takılıp öteler gibi çoğalarak uzaklaşıyor.
Yanaklarına düşen güneşin o sıcak turuncu sıcağı gibi, gülümse.
..
Sokak köşesinde rastladım sarıya
Maviyle sohbet ederken
Kırmızı hızla geçerken yanımızdan
Turuncu gülüyordu
Tutmak isterken beyazı
Siyah girdi aramıza
Morsa sakindi
..
seversinya hani öyle candan öyle en derinden
turuncu güller suladın gecelerce yanaklarındaki pınarla,
karşılıksızdır belki sevgin ama hani değer ya onun için
gülümseyen bakışları bir hüzündür aslında geçmişi çağıran
aşk sanırsın belki karşılıksız sevmeyi
kimseler sevemez değilmi onu senin kadar
hem kimseler bilemez onun kıymetini öyle ya..
..



