İskemleye oturup
Ceviz ağacına bakıyorum
Ağaçlara...
Bacakları kireçlenmiş
Karıncasız ağaç olur mu?
Bodur da değil
İhtiyar kollarında yük
Omuzları bükülmüş kızıl gülden.
Sarayın gözünde gül pembe yorganım
Pürnur kanlı yorgan, asırlık saray.
Yüzüm mirat,
Benim lügatımda yoktur
Beyaz kundura giyen.
O kadar temiz midir kalpleri,
Kirli gezebiliyor mudur fatihi,
Beyazıt'ı, Süleymaniyeyi.
Korkarım adım atmaktan
Zarfın derinlemesinde armonika
Kabzası ahşap, pipo.
Ayrımlı müşterek koku vardı.
Atmışlar, mutlak yetmiş kokuyor
Benim,
Ne fark ettim biliyor musun
Kağıt uçak olmakta var
Sahil taşrasında yürümekte
Asıl mesele, gülmekte
Gün yüzü göster hekim.
Yok mudur çare, on paralık
Yalnız tarih kokuyor
Çiçeklerim, güneşim.
Oda içinde odacık
Dört duvar, bir dünya
Tenha bir bataklığa saplanmış,
Okuduğu öyküyü bitiremeden
Kalemini mektuba yöneltmiş bir talebe.
Varsıl ahşap konakta
Pencereden bakan çürük bir çocuk.
Hayâllerini çürüten adımlar
Zarif bir sırça testiden kopan
Sevgine muhtacım
Suyu harcamadan taşıyan
Harcamadan gelen,
Harcamadığım sevgine
Nice gıcır düşüncelerim var
İkimiz için.
Bahtı açık yol görünüyor,
Güneşin doğuşunda, derya taşralarında.
Meşe ağacından ocağım,
Ufak bir bahçem var.
Canlar göçüyor, saçları beyazlamadan.
Sandal ile derya'ya yürüyen canlar,
ölüyor.
Suçsuz, akşamları bitkin halde
ocaklarına sığınanlar,
Muallimler, on altı yaşında talebeler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!