Okyanusun öte yanında,
uzak bir ülkede,
ormanların
nehirle fısıldaştığı,
dağların
bin yıllık sessizliğini
soluduğu bir yerde,
rüzgârın ve yağmurun çocukları,
ağacın ve nehrin kan kardeşleri,
henüz duman kokusunu tanımayan
bir gökyüzünün altında,
şenlik içinde yaşıyorlardı
ve yaranın tadını
henüz tatmamış
bir toprağın üzerinde.
Sonra
gemiler sudan yükseldi;
kefen gibi beyaz yelkenler,
göğüslerinde haçlar
ve toprağı
av olarak gören gözler.
Beyaz bayraklarla
hastalık getirdiler,
ateş getirdiler,
ve kurşun.
Irmaklar,
Kızılderililerin kanından
gün batımından daha kızıl oldu;
ormanlar
son çığlığı
kanlı yaprakların arasında
gömdü.
Bir kabile
sabahın sisinde kayboldu,
bir kabile
gecenin küllerine gömüldü,
bir kabile
sessiz karların içinde yitip gitti,
ve bir kabile
güneyin tozunda
isimsiz kaldı.
Her kurşunun
ateşlenişiyle,
bir kuşun ezgisi
toprağa düştü.
Barış getirenler,
toprağı
boyun damarından daha ince
dilimlediler
ve her parçasına
yeni bir ad verdiler:
Özgürlük.
İsimsiz kemiklerden,
dökülmüş kandan
bir heykel yükselttiler;
ve o kemiklerin
ve dökülmüş kanın arasından
bir yaratık başını kaldırdı
ne yüzü vardı ne adı,
sadece demir elleri
ve kendi gölgesini bile
yutan bir ağzı;
ama hâlâ
aç kalıyordu.
Gölgesi
dağların üzerine düşüyor,
denizleri aşıyor
ve sınırları
birer birer
yutuyordu.
Özgürlük getirenler,
ölümü yeni bir giysiye sardılar
ve adını
demokrasi koydular.
İsimsiz mezarların üzerine
bayraklar diktiler,
kemiklerin üzerine
şehirler kurdular
ve ayak bastıkları her yerde
usulca söylediler:
“Burası benim.”
Ey tarih,
ey kanın ve küllerin
yaşlı annesi,
Kızılderililerin çığlığı
hâlâ
Amerika’nın rüzgârlarında
yankılanıyor mu?
Irmaklar hâlâ
öldürülenlerin adlarını
denize taşıyor mu?
Ama toprak,
isimsiz bir mezarın üzerinde
titreyen her bayrağın altında,
ilk çocuklarının
kemiklerini
hatırlıyor.
Kayıt Tarihi : 10.08.2026 01:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!