Geçen gece Küçük Prens’i yeniden okudum.
Yıllar sonra.
Belki de ilk kez gerçekten okudum.
Çünkü insan bazı kitapları yaşına göre değil, yaşadıklarına göre anlıyor.
Sayfaları çevirdikçe hikayeden çok kendime rastladım. İlk okuduğum zamanı hatırladım. Dünyayı kurtarabileceğimi sandığım yaşları. İnsanların söylediklerine değil de gözlerine inandığım zamanları. Bir şarkıyı aylarca dinleyebildiğim günleri. Birini seversem bunun mutlaka bir anlamı olacağına inandığım yılları.
Sonra büyüdük.
Büyümek denilen şey yaş almak değilmiş meğer. Biraz eksilmekmiş. Biraz vazgeçmekmiş. Biraz da kabullenmek.
Aradan geçen yıllarda çok şey değişti. Şehirler değişti. Evler değişti. Şarkılar değişti. Yanımda yürüyen insanlar değişti. Ben değiştim.
Ama insanın içinde yer eden bazı sorular hiç değişmiyor.
Neden bazı şeyler eksik kalıyor?
Neden tam oldu derken dağılıyor?
Neden insan bazen kendisine yetişemiyor?
Yıllarca bir yerlere yetişmeye çalıştım. Bazen bir insana. Bazen bir hayale. Bazen de kendime. En çok da kendime geç kaldım galiba.
İnsan gençken hayatın eksik olduğunu düşünüyor. Bir şeylerin tamamlanması gerektiğine inanıyor. Bir aşk gelir her şey düzelir sanıyor. Bir şehir değişir her şey değişir sanıyor. Bir insan gider her şey biter sanıyor.
Yıllar geçtikçe başka bir şey öğreniyorsun.
Hayat eksik değilmiş.
Hayatın kendisi zaten yarımmış.
Biz tamamlanmak için değil, eksiklerimizle yaşamayı öğrenmek için buradaymışız.
Belki de bu yüzden bazı yaralar kapanmıyor. Çünkü bazı acılar iyileşmek için değil, insanı değiştirmek için geliyor.
Tilki bunu yıllar önce söylemişti aslında.
Ben o zamanlar sadece altını çizmiştim.
Bugün ise anlıyorum.
Çünkü mesele birini evcilleştirmek değilmiş.
Mesele bağ kurmakmış.
Bağ kurduğun her şey senden bir parça alıp gidiyor. Karşılığında sana ait olmayan bir şey bırakıyor:
Bir ses.
Bir koku.
Bir renk.
Bir şarkı.
Bir mevsim.
Ya da gecenin bir vakti içini sızlatan bir hatıra.
Bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan çıksa bile içimizden çıkmıyor. Onları özlediğimiz için değil. Bir zamanlar kim olduğumuzu hatırlattıkları için.
Galiba büyümek de biraz bu.
Hiçbir şeyi tamamen unutamadan yürüyebilmek.
Bazı soruların cevabını alamayacağını kabul etmek.
Ve yine de sabah kalkıp hayatına devam etmek.
Eskiden her şeyin bir gün düzeleceğine inanırdım. Şimdi her şeyin düzelmeyeceğini biliyorum. Ama buna rağmen güzellikler bulunabileceğini de biliyorum.
Bir dost sohbetinde.
Bir kahve fincanında.
Yağmurdan sonraki toprak kokusunda.
Yıllardır dinlediğin bir şarkının hiç beklemediğin bir mısrasında.
Mutluluk büyük şeylerde saklanmıyormuş.
Bunu da geç öğrendim.
İnsan hep zirveleri hayal ediyor.
Oysa ömrünün büyük kısmı yokuşlarda geçiyor.
Belki de bu kitabı yeniden okumamın sebebi sadece tilki değildi.
Belki de yaklaşan doğum günümdü.
İnsan otuz yaşına yaklaşınca yılları saymaya başlıyor.
Nereden geldiğini.
Nereye gittiğini.
Yol boyunca neyi yanında taşıdığını.
Bir zamanlar olmak istediği insanı hatırlıyor.
Vazgeçtiklerini.
Gerçekleştirdiklerini.
Hala peşinden gitmek istediklerini.
Ben de galiba bu yüzden yeniden Küçük Prens’i açtım.
Bir hikayeyi hatırlamak için değil.
Kendimi hatırlamak için.
Çünkü yıllardır değiştiğimi sanırken, içimde hiç değişmeyen bir taraf olduğunu fark ettim.
Hayata hala merakla bakmak isteyen bir taraf.
Bazı şeylerin iyi olabileceğine inanmak isteyen bir taraf.
Yorulsa da tamamen vazgeçemeyen bir taraf.
İnsan büyüyor.
Yaralanıyor.
Kabuk bağlıyor.
Ama bazı duygular yaş almıyor.
Bu gece yeniden gökyüzüne baktım.
Başlayamadıklarımı düşündüm.
Yarım bıraktıklarımı.
Geç kaldığımı sandıklarımı.
Sonra birden şunu fark ettim:
Belki de hayat bir yere yetişme meselesi değildir.
Belki de bütün mesele, insanın yol boyunca kendisinden geriye kalan şeyi koruyabilmesidir.
İnsan gerçekten de yalnızca bağ kurduğu şeylerden sorumlu.
Belki bu yüzden bazı yıldızlar diğerlerinden daha parlak görünüyor.
Belki bu yüzden bazı geceler diğerlerinden daha uzun sürüyor.
Ve belki de bu yüzden, aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, gökyüzüne bakınca içimde hala bir şeylerin kıpırdadığını hissediyorum.
Anlıyorum ki mesele çiçeği hiç kaybetmemek değilmiş.
Onu hala merak edebilecek biri olarak kalabilmekmiş.
Koyunun canı cehenneme.
Oktay Çiftbaş
Kayıt Tarihi : 31.05.2026 03:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Yıllar sonra yeniden okuduğum Küçük Prens, bana tilkiyi değil, zamanla değiştiğini sandığım kendimi anlattı.




TÜM YORUMLAR (1)