Demokrasi denince akla en basit tanımıyla halkın kendi içinden seçmiş olduğu temsilcileri vasıtasıyla kendi kendisini yönetmesi gelir. Ama bunun ardından insanın aklına kaçınılmaz olarak bir de “hangi demokrasi?” sorusu gelir.
Sosyalist ideolojinin savunucuları da kapitalist toplumlara olduğu gibi kendi ideolojilerinin hâkim olduğu toplumlarda demokrasinin varlığından söz ederler. Tıpkı Kapitalist toplumlarda olduğu gibi Sosyalist toplumlarda da halk kendisini yönetecek olanları yine kendisi seçer. Başka bir deyişle seçtiğini sanır.
Karl Marks toplumları tarif ederken onları iki ana gruba ayırmıştır. Kısaca ve en kaba hatlarıyla tanımlamak gerekirse eğer:
1-Sınıflı Toplumlar (kapitalist, sosyalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğu toplumlar)
2- Sınıfsız Toplumlar ( Komünist toplumlar) olarak kategorize edilebilirler.
Bu tanımlamanın karşısına şimdiye kadar her hangi başka bir tanım çıkartılamadığına göre Marks’ın tanımını ister istemez doğru olarak kabul etmek zorunluluğu vardır.
Peki, sınıfsız toplum olabilir mi? Bu konu bir ütopyadan öteye gidemedi şimdiye kadar. Bundan sonra da gerçekleşemeyeceğini söylemek için kâhin olmak gerekmez. Çünkü insan egosu buna hiçbir zaman izin vermedi bundan sonra da vermeyecek. Bu sebeple sınıfsız toplum seçeneği ister istemez kendiliğinden ortadan kalkmak durumundadır.
O halde elimizde bir tek sınıflı toplumlar seçeneği kalıyor ki bu seçenek de kendi içinde ikiye ayrılır.
a- Sosyalist Toplumlar
b- Kapitalist Toplumlar
İster Sosyalist olsun, ister Kapitalist, sınıflar her iki toplumun en önemli ortak yanını oluştururlar. Üretim ilişkililerinin belirlemiş olduğu bu iki zıt toplumun bir başka önemli ortak özelliği de her iki toplumda da var olan mutlak adaletsizliktir. Çünkü sınıf olgusu bu adaletsizliğin temel nedenini oluşturur.
Tam da bu sebeple adına ne derseniz deyin, isterseniz demokrasi,(sosyalist ya da kapitalist) isterseniz başka bir şey, sınıfların var olduğu toplumlarda adaletten söz edilemez. Sınıflar varsa adalet yoktur. Ama elbette yukarıda işaret edilen bu ikisi arasından bir tercih yapılacak olunursa eğer tercihimiz Burjuva Demokrasisi’nden yana olmalıdır. Çünkü Burjuvazinin hayatiyetini ve varlığını sürdürebilmesi için karşıtı olan İşçi Sınıfı’na ihtiyacı vardır ve bu sebeple kendisine karşı oluşabilecek tepkilerin önüne geçebilmek amacıyla bir takım özgürlüklerin önünü açmak ve toplumsal refahı hiç değilse tepkileri engelleyecek derecede yaygınlaştırmak zorundadır.
Öte yandan Sosyalist yönetim biçiminde iktidarı ve üretimi elinde tutan (sözüm ona) İşçi Sınıfı’nın, Kapitalizmin temsilcisi burjuvalara ihtiyacı yoktur ve dolayısıyla da zaten azınlıkta olan bu sınıfa her hangi bir hak tanımak gibi bir zorunluluğu da olmayacaktır.
“Bir toplumda İşçi Sınıfı adına iktidarı elinde tutan onun temsilcileri refahı, yönettikleri sınıfdaşlarına hangi ölçüler içinde vermektedirler, vermekte midirler?” Diye bir soru sorulabilir burada elbette. Bu soruya verilecek en iyi cevap, geçmişte “Sovyetler Birliği” adıyla bilinen Sosyalist Devlet yapılanmasını ortadan kaldıran sebeplerin sıralanması olabilir.
Özgür bir toplumdan yana olmak insanın yaratılışına ters bir durum değildir. Bu sebeple görece olarak daha özgürlükçü ve insan doğasına daha yakın bir yönetim biçiminden yana olmak gibi bir zorunluluğumuz vardır ve bunun da yolu bugün için insanoğlunun bulabildiği en iyi yönetim şekli olan Burjuva Demokrasisi’nden geçmektedir, insanoğlu daha iyisini bulana dek.
Recep Akıl
Kayıt Tarihi : 12.4.2016 02:04:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
naçizane...

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!