Bazı şarkılar öylesine şarkılar değildir.
Yaşam denilen olgunun realitesiyle çok çabuk burun buruna gelmiş bir çocukluk hatırası vardır. Sonsuzluğa uzanan bir dostluğun temeli vardır. Belki biraz öfke... Ukala yaşam figüranlarının ''uyanıklıklarına'' gülümseme ve anlamamış gibi yapma, kitaplarla bir köy kütüphanesinde tanışma vardır.
Ben böyle hasret yorgunu
Ben böyle talan olmuş
Darmadağın
Serseri bir rüzgar
Savrulup dururken yurdunun kıyılarında
Bir gül kondurdun yakama...
Biliyorsun değil mi?
Rüzgarı,
Savrulan bir yaprağın sakladıklarını...
Ve hüzün kervanının bu garip yolcusunun
dalgınlığını...
Ey yolcu!
O incinen başını kaldır yerden
Kader;
Yeşil ve mavinin birleştiği yerde
Sarı renk döktürse de sana
Bil ki; El-Âlim dir çizen bu yolu
İncek ve bir akşam vakti; karanlık, sessiz.
Modernitenin elinde sen Anadolu'luğunu kaybediyordun Ben insanlığımı...
Kim bilir yolumuz tekrar ne zaman kesişir
Umarım o gün ikimizde yenilmemişizdir...
Sende bir kahve yap kendine, an’dan konuşalım.
Soralım kendimize; sonsuz akışkan bir zamanda şu an ile sonsuz ‘’şu an’’ arasındaki fark ne diye ve bizatihi sonsuzluğu… Lineer bir zaman anlayışında; ne kadar uzun olursa olsun sınırlı bir zamanın sonsuzluk karşısında yok hükmünde oluşunu...
Hadi gel, yeterince geriye çekilip dünyaya uzaktan bakalım…
Kelimelere yeniden anlam verelim; savaş, barış, haz, acı, hırs, güç, acziyet, nefret, sevgi
Ve aşk…
Burda duralım;
İzler bırakıyorum
Yalnız senin tanıyabileceğin izler
Ruhumdan bir parça rüzgar bırakıyorum sonra…
Dünyaya ait değil gibiydin
Bu yüzden
Seslerin sesi kesildiği bir zaman
Ney şahit;
Uzak kıyılara vuran dalgadır bu kalp...
Kaç zaman kelimelere sarıp seni
Sonra suskunluğuma gömdüm
Damar damar sızıyorsun yine de her yanımdan
Sıradan biriyken tuttun şiire çevirdin
Her ne kadarsa kalan ömrümü..
Rotasi degisen dunyada
Tutunacak dal, saglam kose aramadim
Bildim ki;
Yagmur yuklu bulutlar
Gumrah daglardan donuyor collere
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!