Umutla çıkılmıştı o çileli yollara,
Bir müjde taşımak için katılaşmış kullara.
Yanında Zeyd vardı, sadık bir gölge gibi,
Gönlünde ümmet aşkı, deryalar kadar diri.
Ama Taif sustu, Taif kapılarını kapadı,
Gül yüzlü Nebî’ye sadece taşlar fırlattı.
Mübarek ayaklarından süzülürken kanlar,
Arşı titretiyordu o masum hıçkırıklar.
Taşlandıkça "Rabbim!" dedi, sığındı tek kapıya,
Zeyd siper oldu O’na, o zalim fırtınaya.
Yaralıydı bedeni, yorgundu nurlu başı,
Toprağa karışıyordu gözünün her bir yaşı.
Cebrail nida etti: "Emret, dağı yıkalım!"
"Hayır," dedi Rahmet, "biz dua bırakalım."
"Bilmiyorlar Allah’ım, Sen affeyle onları,
Belki imanla dolar, gelecek nesilleri.
Güneş o gün hicapla, bulut ardına kaçtı,
Efendim’in yarası, cennette güller açtı.
Taif bir imtihandı, sabrın en yüce hâli,
Yüreklere kazındı, o hüznün timsali.
Gökhan Öztürk
Gökhan Öztürk 3Kayıt Tarihi : 5.2.2026 22:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!