Sürgün Şiiri - Nimet Öner

Nimet Öner
566

ŞİİR


89

TAKİPÇİ

Sürgün

Sürgün Kadınlar Destanı

Tarih çoğu zaman
savaşları anlatır.
Tahtları, kralları, imparatorlukları
gerçek tarih
bir kadının kalbinde saklıdır.
Bir sabah
kapısı kapanan bir sarayda.
Bir geminin güvertesinde
arkada bırakılan bir şehirde.
Bir bavula sığdırılmış
bir ömürlük hatırada.
Sürgün Kadınlar Destanı,
tahtlarını kaybeden
asaletlerini kaybetmeyen kadınların hikâyesidir.
Bu destanda
bir prensesin zarafeti,
bir annenin sabrı,
bir kadının kırıldıktan sonra yeniden doğan gücü vardır.
Dürrişehvar Sultan’dan
sarayların sessiz koridorlarında yürüyen kadınlara kadar
birçok hayat
bu sayfalarda yeniden nefes alacak.
Biliyoruz ki bazı kadınlar
sadece yaşamak için değil
zamanın hatırlanması için doğar.
Ve bir sürgün
bir kadının hikâyesini bitirmez.
Onu
destana dönüştürür.
bu yazı serisi,
tarihin unutmaya çalıştığı kadınların sesini,
şiirin ışığıyla yeniden duyuracak
Dinlemek isteyen sesi duyar.

Sessiz Asalet 1

Dürrişehvar Sultan
Babasına ait bir sarayda doğdu
gökyüzünün İstanbul’a mavi indiği bir sabah.
Mermer duvarlar arasında sımsıcak bir odaya açtı yemyeşil gözlerini
Adına
Dürrişehvar dediler
Bir inci gibi parlayan
bir şehir kadar zarif.
Babası
son halife
2. Abdülmecid
zaman
imparatorlukların da omzuna çöker elbet.
Bir sabah Dolmabahçe sarayının sesi sustu
kapıları kapandı.
Tahtlar tarihe karıştı.
Ve küçük prenses
O gün
vatanından ayrıldı.
Sürgün
bazı insanlara ağır gelir.
bazıları
sürgünü bile zarafete dönüştürür.
Dürrişehvar
öyle bir kadındı.
Yıllar geçti.
Bir gün
uzak bir ülkenin güneşi doğdu hayatında.
Hindistan’ın görkemli saraylarında
bir Osmanlı prensesi yürüdü.
Ve o yürüyüş
iki dünyanın hikâyesini birleştirdi.
Dürrişehvar Sultan
Haydarabad’ın prensesiydi artık.
sadece bir saray kadını değil
Bir kadın
başka kadınların kaderini değiştirebilir mi, evet değiştirebilir bunu yaptı.
Hastaneler kurdu.
Kız çocuklarının eğitimine kapılar açtı.
Bir prensesin tacını
iyiliğin ışığına çevirdi.
Ve yıllar sonra
zaman yavaşça akarken
insanlar onu hatırladı.
Bir saraydan sürgüne,
sürgünden başka bir ülkenin kalbine yürüyen
zarif kadın olarak.
bazı insanlar
tahtlarla değil
asaletleriyle hatırlanır.
Ve Dürrişehvar Sultan
tarihin sayfalarında
ince bir ışık gibi kaldı.

Azra Nimet Öner

Saraydan Çıkış 2

Kapı ağır ağır açıldı.
Yıllardır aynı taşlara basan
ince adımlar
son kez mermer avluya değdi.
Gökyüzü
o sabah biraz daha sessizdi.
Sanki şehir
nefesini tutmuş
bir vedayı izliyordu.
Kadın durdu.
Arkasında
yüksek duvarlar,
altın işlemeli kapılar,
ve geçmişin yankıları vardı.
Bir saray
bir ömür
bir tarih.
Hepsi
bir kapının ardında kaldı.
arkasına dönmedi.
kadınlar çocukken
gitmeyi öğrenirler
Hem de
başlarını eğmeden.
Rüzgâr
ince bir tül gibi geçti yüzünden.
Bir an
gözlerini kapadı.
Belki çocukluğunu gördü.
Belki sarayın eski kahkahalarını.
Belki de
duvarlara sinmiş hatıraları.
Sonra gözlerini açtı.
Önünde
uzun bir yol vardı.
Bilinmeyen şehirler
yabancı diller
ve sürgün.
kimse fark etmedi
O kadın
saraydan çıkarken
tahtını bırakmadı.
kadınlar,
tahtlarını sırtlarında değil duruşlarında,
Taçlarını başlarında değil,
yüreklerinde taşırlar.
Ve o gün
saray kapısından çıkan kadın
aslında bir şey kaybetmedi.
O sadece
kaderinin yeni sayfasını açtı.

Sürgün Gemisi 3

Sabah henüz doğmamıştı.
Boğazın üstünde
ince bir sis vardı.
Su
karanlık bir aynaya benziyordu.
Ve o aynanın içinde
bir gemi sessizce bekliyordu.
Kadınlar
güverteye çıktılar.
Rüzgâr
saçlarının arasından geçti.
Bir şehir
arkalarında kaldı.
Minareler
sislerin içinde kayboluyor
Bir saray
uzakta küçülüyordu.
Bir hayat
yavaş yavaş geçmişe dönüşüyordu.
Kimse konuşmadı.
Öyle vedalar var ki,
kelimeleri susturur.
Bir kadın
elini kalbine koydu.
Bir diğeri
gökyüzüne baktı.
Bir çocuk
annesinin eteğine sarıldı.
Ve o an
gemi ağır ağır hareket etti.
Su
ikiye ayrıldı.
Dalga
sessiz bir çizgi çizdi denize.
İstanbul
yavaş yavaş uzaklaştı.
kimse bilmedi
Bazı şehirler
insanın içinden hiç gitmez.
Bir prenses
son kez ufka baktı.
Gözlerinde
bir şehir saklıydı.
yüzünde
ince bir gurur vardı.
kadınlar
her şeylerini kaybetseler de,
asaletlerini kaybetmezler.
Gemi uzaklaştı.
Şehir sislerin içine karıştı.
Ve o sabah
tarih bir sayfa daha çevirdi.
Bir imparatorluk
arkada kaldı.
kadınlar
yanlarında
görünmeyen bir şey taşıyordu.
Bir geçmiş.
Bir sabır.
Bir kader.
Ve bir gün
şiirlere dönüşecek
bir destan.

Sürgün Sarayının Kadınları 4

Bir zamanlar
yüksek duvarlı saraylarda
ince adımlarla yürüyen kadınların
İpeklerinin hışırtısı
mermer koridorlarda yankılanırdı.
tarih
kapıları bir anda kapattı
Bir sabah
tahtlar sustu.
Sarayların pencereleri
boğaza bakan gözlerini kapadı.
Ve kadınlar
bir bavula sığdırdı
koca bir imparatorluğun hatıralarını.
Bir sandıkta
birkaç fotoğraf.
Bir mendilde
anne kokusu.
Bir defterde
yarım kalmış bir dua.
Sonra
bir tren kalktı.
Bir gemi uzaklaştı.
Bir şehir arkada kaldı.
Ve sürgün başladı.
Kimse bilmez
Bazı kadınlar
saraylarını içlerinde taşır.
Tahtları olmasa da
yürüyüşleri asildir.
Bir prenses
başını eğmez
Bilir ki gerçek asalet
taçta değil
kalptedir
İşte bu yüzden
dünya onları unutmadı.
Birisi Hindistan’da
hastaneler kurdu.
Birisi Avrupa’da
bir ömrü zarafetle yaşadı.
Birisi çocuklarına
eski bir imparatorluğun hikâyelerini anlattı.
Ve tarih
yavaş yavaş şunu öğrendi
Saraylar yıkılabilir.
Tahtlar devrilebilir.
bir kadının asaleti
hiç bir sürgünde kaybolmaz.
Ve o kadınlar
tarihin sayfalarında
birer sessiz yıldız gibi

Sürgünde Bir Prenses 5

Şehir yabancıydı.
Sokaklar
başka bir dilde konuşuyordu.
Pencerelerden gelen sesler
tanımadığı bir rüzgâr gibiydi.
Ve bir kadın
yeni bir kapının önünde durdu.
Bir zamanlar
yüksek saray kapılarından geçen adımlar
şimdi sade bir eşiğe değdi.
yürüyüşü değişmemişti.
İnsan bazı şeyleri kaybedebilir.
Bir şehir.
Bir saray.
Bir hayat.
bazı şeyler
kaybolmaz.
Bir kadının asaleti gibi.
O sabah
pencereyi açtı.
Gökyüzü
burada da aynıydı.
Bulutlar
aynı sessizlikle geçiyordu.
Bir an
uzaklara baktı.
Belki İstanbul’u düşündü.
Belki çocukluğunu.
Belki mermer koridorları.
sonra
ince bir tebessüm geldi yüzüne.
Çünkü artık biliyordu
İnsan
bir şehri kaybedebilir.
hatıralarını kaybetmez.
Bir saray
yıkılabilir.
bir kadının içindeki
o görünmeyen saray
hep ayakta kalır.
Ve o gün
yabancı bir şehirde
sürgünde yaşayan bir prenses
sessizce şunu anladı
Tahtını kaybetmiş olsa da
kader başka bir şey vermişti.
Zamanın unutamayacağı
bir hikâye.
parlamaya devam eder.

Zamanın Unuturamadığı Kadınlar 6

Zaman geçer.
Şehirler değişir.
Saraylar yıkılır.
Tahtlar tarihin tozuna karışır.
bazı isimler
zamanın avuçlarından düşmez.
Tarihe ışık olmuş kadınlar
sadece bir çağda yaşamaz.
Onlar
zamanın kendisine yazılır.
Bir sabah
bir sarayın penceresinden bakan bir prenses.
Bir akşam
uzak bir şehirde çocuklarına geçmişi anlatan bir anne.
Bir gece
yalnız bir odada kalem tutan bir kadın.
Hepsi aynı hikâyenin içindedir.
Bir kadının
düşse de ayağa kalkma hikâyesi.
Tarih çoğu zaman
erkeklerin savaşlarını yazar.
Oysa gerçek tarih,
kadınların sabrında saklıdır.
Bir annenin uykusuz gecesinde.
Bir sürgünün sessiz yürüyüşünde.
Bir kalbin kırıldıktan sonra
yeniden atmasında.
Zaman bunu bilir.
O yüzden bazı kadınları
unutmaz unutturmaz
Onlar
tahtlarını kaybetseler de,
asaletlerini kaybetmezler.
Şehirlerini kaybetseler de,
ruhlarını kaybetmezler.
Ve bir gün
yıllar geçtikten sonra
bir çocuk
bir kitabın sayfasını açar.
Orada bir isim görür.
Ve o isim
yüzyılları aşarak
yine nefes alır.
bazı hayatlar
bir ömre değil
bir hikâyeye dönüşür.
Ve bazı kadınlar
sadece yaşamak için değil
zamanın hatırlanması için doğar.

Sürgünün İlk Gecesi 7

Gece
boğazın üstüne ağır ağır indi.
Sarayın pencereleri
son kez denize baktı.
Mermer duvarların içinde
yılların sesi dolaşıyordu.
zaman
çoktan kararını vermişti.
Kapılar kapandı.
Ay
sarayın kubbelerine son kez dokundu.
Ve kadınlar
sessizce yürümeye başladı.
Bir bavul.
Bir sandık.
Bir avuç hatıra.
Hepsi buydu.
Bir prenses
başını kaldırıp
uzun uzun İstanbul’a baktı.
Sanki gözleriyle
şehri kalbine mühürlüyordu.
Bazı vedalar
insanın ruhuna yazılır.
Bir gemi
karanlık suların içinde bekliyordu.
Güvertede rüzgâr vardı.
Rüzgârda tuz kokusu.
Ve bilinmeyen bir yol.
Kadınlar
yavaş adımlarla yürüdü.
Kimse ağlamadı.
Acıları,
gözyaşından daha sessizdi.
Bir çocuk
annesinin elini sıkıca tuttu.
Bir kadın
gökyüzüne baktı.
Ve o an
tarih sessizce yazıldı.
Bir imparatorluk
arkada kaldı.
kimse bilmedi
O gece
tahtlar değil
kadınların sabrı
tarihe kazındı.
Ve sürgün
bir son olmadı.
O sadece
bir destanın başlangıcıydı.

Taçsız Kraliçeler 8

Bir zamanlar
altın işlemeli tahtlarla
Yüksek kubbelerin altında
bir imparatorluğun kalbi atardı.
zaman
en büyük saraylardan bile büyüktür.
Bir gün
tahtlar sustu.
Kapılar kapandı.
Koridorlar sessizliğe gömüldü.
Ve kadınlar
yavaş adımlarla
saraylardan çıktılar.
Kimse onların ağladığını görmedi.
kadınlar
acıyı zarafetle taşıdı
Bir bavul
birkaç hatıra
bir de yüreklerinde sakladıkları
koca bir tarih.
Hepsi buydu.
dünya bir şeyi geç fark etti
Tahtlar gidince
kraliçelik bitmez.
Gerçek kraliçeler
tahtlarda değil
yürüyüşlerinde yaşar.
Bir kadın başını dik tutuyorsa
hiçbir sürgün onu küçültemez.
Bir kadın kalbini koruyorsa
hiçbir zaman onu yenemez.
Ve o kadınlar
yeni şehirlerde yürüdüler.
Başka dillerin konuşulduğu sokaklarda
başka gökyüzlerinin altında.
içlerinde
eski bir sarayın ışığı vardı.
O yüzden
insanlar onlara bakınca
Tarif edilemeyen
ince bir asalet hisseder içten içe sessiz bir saygı duyarak hürmet ederlerdi
Bütün kadınlar
kraliçe doğmaz.
Hayat onları
kraliçe yapar.
Ve dünya
tahtsız kraliçelerin
en güçlü hükümdarlık olduğunu
yıllar sonra anlar.

İthaf
Bu yazı serisi,
saraylardan sürgüne yürüyen
başını eğmeyen kadınlara
Bir bavula sığdırdığı hatıralarla
yeni bir hayat kuran annelere
Sessizce acı taşıyıp
yine de zarafetini kaybetmeyen prenseslere
Ve tarih kitaplarında adı geçmese bile
dünyayı sabrıyla ayakta tutan
bütün kadınlara
ithaf edilmiştir.
Bazı kadınlar
sadece bir hayat yaşamaz.
Onlar destan olur.

Azra Nimet Öner

Nimet Öner
Kayıt Tarihi : 16.3.2026 12:36:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Yusuf Saygılı
    Yusuf Saygılı

    Nimet hanım kadın erkek ayırmadan kim haksızlığa adaletsizliğe eşitsizliğe maddi manevi uğruyorsa yüce Allah ve melekler onlardan yana olsun AMİİİİİİİİİİİİN AMİİİİİİİİİİİİİİİN
    Fakat iki cinsdende kadın erkek farketmeden hangi taraf maddi manevi kullanıyorsa onu enayi yerine koyup hep bedavacılığa soyunuyorsa yüce Allah ve melekler onun fazlaca belasını versin AMİİİİİİİİİİİİN AMİİİİİİİİİİİİİİİN AMİİİİİİİN AMİİİİİİİİİİİİN
    Çünkü haksızlık ve adaletsizlik yada hak arayışı her zaman kullanılan taraftan olunmalı.!
    Madem adalet var o zaman kadın erkek eşitliğini her konuda insanlar sindirsin artık.! SAYGILARIMLA YUSUF SAYGILI

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)