Kazan
Dumanı göğe ağan ocaklarda, harlı ateş,
Odunun közü ile, tencere olurken kardeş,
Köyün orta yerinde, kurulan o büyük sofra,
Bereketin simgesi, sanki mübarek bir tuğra,
Kaynayan sütün rengi, beyaza çalan bir nehir,
İçine atılanlar, sanırsın ki şifalı sır,
Buğdayın en hasını, ambardan seçip almalı,
Yıkayıp temizleyip, suya niyetle salmalı,
Döğme, nohut, yoğurdun o muhteşem birlikteliği,
Doyurur o lezzeti tadan, her aç gündeliği,
Kazanın çemberinde, dönen kepçenin sesi var,
Açılan iştahların, bitmeyen hevesi ağar.
*
Yoğurt
Yörük obalarından, süzülen akça katıklar,
Yayıkta çalkalanan, o köpüklü ferahlıklar,
Sürünün çan sesine, karışır çobanın sözü,
Zirveden esen yelin, serinlik taşır her yüzü,
Bakracın kenarından, dökülürken beyaz inci,
Tadanın bedeninde, kalmaz asla sızı, sancı,
Meralarda otlayan, kuzunun nasibi boldur,
Güğümü pınarından, çağıl çağıl suyla doldur,
Ayranın kıvamını, tutturmak ince bir hüner,
Emekle pişen yemek, sonunda sevgiye döner,
Buğdaylar haşlanırken, yumuşar sert olan kabuk,
Acıkan midelere, şölen kurulur çok çabuk.
*
Terbiye
Un ile yumurtanın, özleşen sarı halkası,
Kesilmesin diyedir, aşçının bütün çabası,
Ovanın başındaki değirmenden, gelen o toz,
Rüzgârın savurduğu, ekinlerden kalan miras,
Topaklanmasın diye, sabırla dönen bilekler,
Ocağın başında hep, kabul olurmuş dilekler,
Ormanın kuytusunda biten, yabanın otları,
Süsler lezzet yolunda, giden o beyaz atları,
Kıvamı koyulaşır, bekledikçe ateş üstü,
Sanma ki bu güzellik, garip olana bir süstü,
Elenen eleklerden, dökülen incecik zerre,
Tadına bakan, ister bu aşı tam bin bir kere.
*
Nane
Bahçenin kenarından, toplanan yeşil demetler,
Kokusuyla mest eder, sunulan koca nimetler,
Yarpuzun ferahlığı, dağılırken dağa taşa,
Lezzetin sultanı o, geçmeli en önde başa,
Tuzunu kararında atmalı, usta ellerle,
Destan olur bu yemek, söylenen dilde dillerle,
Kaşığın daldığı yer, yemyeşil bir vadi gibi,
Görünmez derinlikte, lezzetin o saklı dibi,
Kurutulmuş naneleri, ufalarken avuçlarda,
Huzurun esintisi hissedilir, tüm uçlarda,
Motif motif işlenir, tabağa düşen her damla,
Anılar canlanırken, gözdeki yaşlı kuramla.
*
Kıvam
Pınarın gözesinden, doldurulan serin sular,
Ateşle buluşunca, coşkun bir sel gibi çağlar,
Kaynamanın sesinde, fokurdayan bir melodi,
Sanki eski ozanlar, mutfakta türkü söyledi,
Suyunu çok kaçırma, ayarı bozulur sonra,
Dengesi şaşar ise, lezzetin düşer o kora,
Kepçenin ucundaki, şelale akar derine,
Soğuk içilen bu aş, ferahlık verir yerine,
Bulgurun şişmesiyle, tamamlanır bütün süreç,
Açlığın kapısında, bu yemek en büyük bir güç,
Nehirden gelen değil, emeğin suyu bu akan,
Hayran kalır, kokuyu içine derince çeken.
*
Sunum
Tasların kenarına, dizilir taze soğanlar,
Sofraya kurulunca, mutlu olur tüm doğanlar,
Yufka ekmek yanında, eşlik eder bu şölene,
Rahmet okunur elbet, bu aşı yapıp ölene,
Köy meydanlarında hep, ikramdır gelen geçene,
Şifalar olsun denir, tası bitirip içene,
Nesilden nesillere, aktarılan kutlu servet,
Yaz günü serinleten, kışın ısıtan o davet,
Komşunun payı ayrı, misafirin yeri başat,
Gelenek sürsün diye, kültürü zevkle yaşat,
Anadolu bağrında, tüten dumanın öyküsü,
Toğgadır bu toprağın, bitmeyen yanık türküsü.
Kayıt Tarihi : 28.1.2026 20:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!