Gözlerin gözlerimden çekilince
Ertelenmiş duyguların isyanı karışıyor
Genliğini yırtmış yağmur dalgalarına
Tüm sevişmeler ve emperyal gözyaşları
Boşa çıkıyor.
Sarı ve sessiz olacak benim ölümüm
iri göğüslü tanrılar koşacak sokaklarda
çatlayacak damarları ergen kızların
yatağını bembeyaz civalarla doldurarak oğlanlar
büluğa ermiş olarak kalkacak uykusundan
Ölüler beni anlayamaz sevdiğim
Benim tunçtan kapılarım var.
Ve granitten pencerelerim.
Soyut resimlere bakan
Aykırı sevdalarım
Sevdalarım var.
/Umuda kırağı düşmüş akşamın sabahından/
Gecenin en mahrem yerine saklayarak hınçlarımı
Sana bir anka kuşunun adını verdim
Akrep ve yelkovana göre değişen yüzlerin
Değişen yüzlerin bir bıçak sırtına değmişken
Gördüm bir tesbih tanesi gibi düştüğünü
Nazan Bekiroğlu’na
‘Güneşe
Aya
Onbir yıldıza
Ve kocaman dağın ardından doğacak güne …’
Yıkıldı tunçtan heyulam
Heybetli çınarların gölgesinde
Miladı kırıldı aşina aynaların
Dembeste bir çığlığa hapsolunan zaaflarda.
Tarihe tanıklık eden besim çocukların
İşaret parmaklarına takıldı
Yıkılmadık dağ kalmadı
Nerden çıktı bu yorgun fırtına
Adın hiçbir cümlede kabuk bağlamadı
Öznesiz,yüklemsiz,harekesiz
Yıldız yüzlü Leftusya.
Bıçak gibi kesiyor akşamın ağzı
Fırından yeni çıkmış somun ekmek ısıran çocukların düş(üş)lerini
O çocuklar ki kalem tutar gibi tutarlar ekmeklerini
Ceplerinde manolyalar kırlangıç hatıraları
Bir de üşümüş kirli çatlak elleri
Bilirler ki çocuklar
Savrul
Sır sırnaş şımarıklık yap
Gövdene berkitilmis yaralar sapla
Siyah benler kondur sabahın alnına
İzabella
uzak ülkelerin muhacir kızı
yalnızlık tüten soğuk kış bacalarından
zifir renginde bakır yapraklar dökülürdü
sen herkesin karşısında
ve herkese aykırı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!