Sükut et artık ey aşık Şiiri - İlyas Kaplan

İlyas Kaplan
1479

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Sükut et artık ey aşık

Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün / Mefâ’îlün

Dün akşam tâ seher feryâd edip bî-hâb ü zâr oldum,
Firâkın tîği ey dilber, hayâtım zîr ü zeber eylerdi. (1)

Ayandın her seher vaktinde bir nûrun hayâlinde,
Gönül bir "Lâ-havle" mescididir ki gamla devreylerdi. (2)

Sen ol aslındasın nûrun, biziz gölge bu âlemde,
Ayırmak gölgeyi aslından, ancak cehli teshireylerdi. (3)

Gölge gâh nûra hem-râhtır, gâh onda fenâ bulur,
Visâlin lezzeti her bir vücûdu şems-i enver eylerdi. (4)

Müsebbibdir o nûr elbet, sebepler gölgesidir hep,
Cihânın kaydı "Hakk" derse, ademden halkı zâhir eylerdi. (5)

Vücûdun aynadır Hakka, sebep nûrundadır gizli,
Müsebbib zâtını görmek, silinmiş kalbe seyreylerdi. (6)

Feda olsun bu can yolunda, erisin yokluğa varsın,
Senin ömrün uzadıkça, saâdet mülkü devreylerdi. (7)

Bugün de benden ayrı kalırsan sabrım tükenmiş bil,
Yıkılmış gönlümün hali, cihânı dîde-ter eylerdi. (8)

Tutup nûrun eteğinden çeker Mevlâ’ya ol gölge,
Bu şevk u iştiyâk hali, adem mülkün münevver eylerdi. (9)

Açılmış perde-i hikmet, sebeple nûr bir olmuş,
Bu vahdet aynasın görmek, kederden canı hür eylerdi. (10)

Bu aşkın kıssası bitmez, tükenmez sözle ey cânım,
Gölge nûra kavuşunca, cihân sırrın beyân eylerdi. (11)

Ziyâ-yı rûyun ey mâhım, cihânı rûşen eylerdi,
Dün akşam nâ-bedîd oldun, karanlık canı neylerdi? (12)

Gönül bir siper etmiş rûyunun envârını dâim,
Erir pervâne-veş aşkınla, vuslat mülkü hayreylerdi. (13)

Nere teşrif buyurdun, hangi iklimde otağın var?
Güzellik nerde soyunsa, saâdet orda peyderdi. (14)

Sükût et artık ey âşık, bu nûr-u sırrı fâş etme,
Güneş doğunca zâten gölge aslına ricâ eylerdi. (15)

redfer

-------

(Dün gece sabaha kadar inleyerek uykusuz ve perişan kaldım; ey sevgili, senin ayrılığının kılıcı hayatımı altüst ederdi.) (1)

(Her seher vaktinde bir nurun hayaliyle görünürdün; gönül öyle bir mescittir ki, senin yokluğunun kederiyle yıkılıp giderdi.) (2)

(Sen o nurun aslısın, biz ise bu dünyada sadece gölgeyiz; gölgeyi aslından ayırmaya çalışmak, ancak cehaleti büyülemek olurdu.) (3)

(Gölge bazen nurla beraber yürür, bazen de onda yok olur; sana kavuşmanın lezzeti, her bir varlığı en parlak güneş gibi yapardı.) (4)

(O nur elbette sebeplerin yaratıcısıdır, bütün sebepler ise onun gölgesidir; dünya eğer "Hakk" derse, yokluktan varlığı ortaya çıkarırdı.) (5)

(Varlığın Hakk'a bir aynadır, her türlü sebep senin nurunda gizlidir; sebepleri yaratanı görmek, ancak cilalanmış, tertemiz bir kalbe nasip olurdu.) (6)

(Bu can senin yolunda feda olsun, eriyip yokluğa karışsın; yeter ki senin ömrün uzasın, zira mutluluk ülkesi seninle döner dururdu.) (7)

(Eğer bugün de benden ayrı kalırsan artık sabrım kalmadı; yıkılmış gönül halim, tüm dünyayı gözü yaşlı bırakırdı.) (8)

(O gölge (insan), nurun eteğinden tutup kendini Mevlâ'ya çektirmek ister; bu büyük arzu ve özlem hali, yokluk ülkesini bile nurlandırıp aydınlatırdı.) (9)

(Hikmet perdesi açılmış, sebep ile nur tek bir vücut olmuştur; bu birlik aynasına bakabilmek, insanı bütün kederlerinden azad ederdi.) (10)

(Ey canım, bu aşkın hikayesi sözle bitip tükenmez; ne zaman ki gölge nura kavuşur (yok olur), işte o zaman dünyanın sırrı açıklanmış olurdu.) (11)

(Ey ay yüzlüm, senin yüzünün ışığı dünyayı aydınlatırdı; dün gece görünmez oldun, bu karanlık canı ne hallere koydu?) (12)

(Gönül, senin yüzünün nurlarını her zaman kendine siper etmiş; senin aşkınla pervane gibi erir de, bu kavuşma hali herkesi hayretler içinde bırakırdı.) (13)

(Nereyi şereflendirdin, çadırın hangi ülkededir? Güzelliğin nerede ortaya çıksa, mutluluk orada hemen peydah olurdu.) (14)

(Sus artık ey aşık, bu nurun sırrını açığa vurma; güneş doğunca zaten gölge, kendi doğası gereği aslına (nura) geri dönerdi.) (15)

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 10.2.2026 17:23:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!