Sözüne inandım, özüne kandım,
Gönlümü sarsılmaz, bir kale sandım.
Vefasız boşluğun, dalına kondum,
Düştüğüm yer meğer, derin uçurum...
Sırtımı verdiğim, o yüce dağlar,
Şimdi arkamda bak, dertli dertli ağlar.
Umut bahçemizde, bozulmuş bağlar,
Gördüğüm düş değil, kara kâbusmuş...
Yalanla örülmüş, meğerse duvar,
İçimde dinmeyen, fırtınalar var.
Geniş gelen dünya, şimdi bana dar,
Vefa dedikleri, kuru isimmiş...
Doğru bildim seni, açtım bağrımı,
Kulağın duymadı, sessiz çağrımı.
Kim dindirir şimdi, benim ağrımı?
Şu yalan dünyanın, sonu hüzünmüş...
Tutundum dallara, hepsi kırıldı,
Bulanık sularım, şimdi duruldu.
Gönül yorgun düştü, canım yoruldu,
Hayat yolu meğer, sarp bir yokuşmuş...
Gül yüzlü sandığım, dikenli çıktı,
Sevda köprülerim, bir bir yıkıldı.
Bütün dertler gelip, beni mi buldu?
Sabır dedikleri, ağır bir taşmış...
Ne baharım kaldı, ne de bir yazım,
Kader defterinde, silinmez yazım.
Kendi ellerimle, kabrimi kazdım,
Alın yazım meğer, çileli yolmuş...
Meçhulün attığı, taş değdi sineme,
Gerek yok artık hiç, başka siteme.
Yaramı sarsalar, bile kime ne?
Gönül sarayımsa, yıkık bir köşkmüş...
Gidene dur demem, yolun ak olsun,
Gönlüne dinmeyen, bin keder dolsun.
Açan çiçeklerin, dalında solsun,
Seninle kurduğum, hayaller boşmuş...
Garip Murat der ki; bitti bu destan,
Daha bir zalimmiş, en kötü dosttan.
Haber gelmez oldu, bahçeden bağdan,
Geriye kalansa, bir avuç yaşmış...
Kayıt Tarihi : 10.04.2026 14:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!