En ağır tutsaklık,
Demir parmaklıkların arkasında değil,
İnsanın içinde,
Kimsenin görmediği yerinde...
Bazen birini cezalandırmak istese de,
Eğer bir şâir olsaydım…
gönüle değmiş, dile gelmemiş,
hiç gün yüzü görmemiş
şiirler yazardım sana.
Geceyi sır gibi saklayan,
suskunluğumdan doğan mısralarla,
Mananın derin denizlerinden,
gönlümün en güzel ikliminden
sana hasret getirdim.
Secdelerde ıslanan dualardan,
gecenin Allah’a en yakın yerinden
sana sabır getirdim.
Bıraktım artık tüm denklemleri,
Sana mecz eylediğim
Tüm harfleri...
Bu hissin bu bedene
Sığdırdığı tüm hevesleri,
Yerle yeksan olup
Anlat hiçbirsey söylemeden çekip gitmeyi
Bende kalakalmis bicareligi
Bir vazgecis kac kahrolus
Sanki beni dünyada yikabilecek
Hiçbirsey kalmadı!
Ruhumu çürüten ne varsa tutunmusum
Ey yâr ben sana git demedim ki
Zamansız gittin Ve ben sensiz geçen her an parçalanan yüreğime derman olur diye seni sevmekten asla vazgeçmedim ama nasıl vazgeçilir bilmiyorum
Düşüncelerimin sessizliğinde etrafımdaki herşeyin gürültüsünde denedim seni unutmayı ama olmuyor....
Hiçbir şey senin içimde yaşadığın yere ulaşamıyor
Artık yavaş yavaş acı etrafında sensiz yaşamayı
Bu beden öğreniyor...
Bu sevda kişiye değil
Gönlümde açılan hakikate...
Bazı duygular yasanmiyor yüksek sesle...
Asıl hissettiklerim hep bir adım daha derinde...
Şafağın alacasina ilerliyor
Aheste aheste...
Kaybolmamak için yazıyorum....
Belki hiçbir zaman anlaşılmayacak...
Belki herkes biraz eksik kalacak...
Bir yani hep suskun ..
Bir yani hep kırık...
Söylemediği sözlerle...
İnsanın zihni garip bir güverte...
Bir odaya değil...
Kapanıyor kendi içine...
Kimse anlamasin diye değil...
Kimse Daha fazla incitmesin diye...
Kendi ruhunun kıyısında..
Ne sanmalar ne yanmalar
Can yakan ziyan oluşlar
İnsanın öğrendikleri
Kitaplardan değil
Kalbinin kiriklarindan
Oluşan duvarlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!