siyah ve beyazın zıtlığı derimize kazınmış,
açlık siyahın içinde zencivari bir şekilde,
tokluk nişastalı olarak beyazın.
adaleti varmı ki dünyanın?
mülkünden yana şüphem yok.
pudralı yüzlerin üzerine iki damla guajdan siyah göz yaşı eklesem,
kandırabilirmiyim pirinç tarlalarında
..
Bir dünya çizdim kendime
Ve hepsini siyaha boyadım renklerin…
siyahlarda koştum soluksuz
Ellerimde siyah güllerin kokusu
Ötesinde zamanın bir siyah oğlandan aldığım…
Siyah susamlar kaldı dişlerimin arasında
Gülemedim epey zaman
..
SİYAH VE BEYAZ
dokuz yüzlü yılardan sonra
bir siyah kutu var bizim evlerde
oluk oluk akar siyah ve beyaz
olmadık olaydan haber verir de
çiçeğin kırmızısı siyahtı sonra
..
yoktun yokluğumun içinde...
ve ben kayıp bir şehrin küçüğüydüm...
oyuncaklarım yoktu benim gökkuşağı renginde...
siyah bir kalp taşıyordum, kanım donuktu benim...
ruhum savaş ortasında kalmış bir esirdi,
... gözlerin esir alandı yüreğimi....
..
Duman grisi ceket,açık kahve pantolon,siyah deri kasket
Elleri arkada kavuşmanın sevinciyle tüm ayrılıklara inat
Düşüncelerine kurban ettiği yeşil buğulu gözlerine
Sevdiği kadının saçlarına diktiği meraklı bakışlar veriyordu hayat
Duman grisi ceket, açık kahve pantolon,siyah deri kasket
Haftaya diyordu kadın ‘peygamber gülü dikmeli ön bahçeye’ bilge ses tonuyla
..
Seni görünce türküler söyleyen kalbim
Görememezliğin isyanında,gelmiyor artık sesi
Gelmelerin,gitmelerin suskunluğunda
Gel artık
Elinde, o bakmaya doyamadığım
Siyah gözlerin gibi bir siyah gül ile
..
siyah-beyaz görmeliyim
güzellerin güzelliğini doyasıya yaşamak için
ya siyah ya beyaz değil mi
en güzel gece elbiseleri
içindekilerle yarışan her zamanın moda renkleri
siyah-beyaz görmeliyim
..
İnsana renkleri verseler
Hangi renklerde anlatır kendini
Elimde fırça bir resim çiziyorum
Serperken renkler,kendime dair
İlk rengim siyah,ah o saçların siyah saçların
Kahverengi dünyam,pembe hayallerim
..
Eyvallah dedi uzun burunlu bronz adam, aslında burnu o kadarda uzun değildi. O öyle sanıyordu.
Bum dedi siyah hoparlör. Aslında o kadarda siyah degildi. Ya da biz öyle sanıyorduk.
..
Siyah etek
Beyaz hırka
Siyah beyazdı eşarpıda
Baharı yansıtıyordu endamıyla
Cennetti gördüğüm nurluğunda
Karanlık gecelerde beyaz bir bulut
..
Sadaka fitreni bekler uzakta
Yüreği tertemiz o siyah çocuk
Açlıktan ölüyor bakın kucakta
Ölümü yoklukta o siyah çocuk.
Bitirmiş kuraklık çölün başında
Sorarsan yaşlısın kırk beş yaşında
..
Yedi renkti gökkuşağı
Akşamın kızıl libası giyişinde
Serçeler, gümüş kanatlı bülbüller
Gün indi, dağlar siyahı giydi baştan aşağı
Bir ses… derinden.
Bir çığlık en tiz perdeden
..
Şu uykusuz geceler huzura düşman
Hayatım bürünüyor çekilmez hale
Sevgi dolu kalbim yaşadığına pişman
Yüreğimde açılıyor bir siyah lale
Okuduğum her romanda kahraman benim
Oysa.ki karamsarlığa yok bir nedenim
..
SİYAH,a bürünmüş tüm alem karanlık tüm sokaklarım
Ben sana yol alayım derken çıkmaz yolların
sanmaki umrumda kimi sararsa sarsın kolların
biliyorum tıpkı ben gibi SİYAH,a boyanmış seninde
zamanların..
Fer,ini kaybetmiş gözlerle bakma ne olur
Rengini yitimiş hatta varlığında yokluğunda
..
Onu gördüğüm ilk an,
Elinde bir demet sarı papatya,
Ne de güzel duruyordu şepkesı,
İpek siyah saçlarında...
Tutsak etmişti beni,
Siyah üzüm gözleri.
..
Siyah beyaz;
Yaşadık hep aşkı biz.
Siyah beyaz;
Bütün ümitlerimiz.
Siyah beyaz;
Dünümüz geleceğimiz...
..
Mehtabımda her dem mah yüzün vardı
Yıldız gözlerinde dilekler tuttum
Her vakit içimde bir hüzün vardı
Siyah saçlarını sanma unuttum.
Ömrümü çiğneyip geçen yılları
Beni yudum yudum içen yılları
..
“çok net doğrularım yanlışlarım var
siyah beyaz yaşadım ben hayatı
bazen çok geniş baktım bazen de dar
siyah beyaz yaşadım ben hayatı
ebem kuşağı da çıktı karşıma
binbir rengiyle döndüm ben şaşkına
..
Çok sevmenin,bedeli bu olmamalı
Anlamalı,sevgi saygılı,can alıcı
Kırma kalbimi, o senin yerin olmalı
Kaderimsin, siyah saçlı
Ayrı kalamam senden,eli kınalı
Teninin kokusu,rozetime takılı
..
Çocukluğumun beyaz tebeşir tozlu yıllarında...der ya şairin biri... benimde aynen o yıllardan kalma bir anım aklıma geldi...Gerçi o anım her an aklımda...ama paylaşmak istedim...Kara tahtalı beyaz tebeşirli yıllar...Umuda, geleceğe, bilgiye, bilime,insanlığa, insan olmaya doğru atılan adımlar yani...Umutlarımızın karanlıkları aydınlattığı gibi kara tahtayı ağartan ak pak tebeşirler...tebeşirle yazılanlar zahirde tahtayı ağartıyordu ama asıl kafamızda çözemediğimiz şeyleri açığa kavuşturuyordu...fen öğreniyorduk...matematik...vesaire...aslında asıl mesele bu değil konuyu fazla dağıtmayayım...İşte o yıllarda...ilkokul 2 ya da üçüncü sınftayım...sınıfımızda en ön sırada oturuyorum. hemen arkamdaki sırada Funda isimli bir arkadaşım oturuyor. Funda; hafif sarışın soluk yüzlü karıncadan bile ince belli, sessiz duygusal kendi halinde içine kapanık birisiydi. Teneffüslere çok nadir çıkar genelde hep sınıfta otururdu. Birisi soru bir şey sormazsa pek konuşmaz çok nadir gülerdi, gülerken de ağlıyor gibi çok bulanık bir ifade oluşurdu yüzünde...Bir gün sınıf nöbetçisiyim sınıftayım karnım acıktı çıkıp kantinden simit aldım Funda da içerdeydi simidimi bölüp ona verdim utana sıkıla aldı sonra çantasından gazeteye sarılı bir şey çıkardı elleri tireyerek o da bana uzattı:
-Böl! dedi. Böldüm; baktım yarım ekmeğin içerisinde beş tane siyah zeytin...zeytinleri ıslak koymuş olmalı ki ekmek hayli ıslanmış...ama mis gibi zeytin kokuyordu...içimden simitten bile güzel kokuyor dedim...
-Kusura bakma! dedi ve devam etti:
-Bizim paramız yok simit alamıyorum....yutkundu....
-Evden getiriyorum! ...
-Teneffüse de çıkmıyorum...benimle dalga geçerler diye utanıyorum...sınıfta tek oturup karnımı doyuruyorum...
Biz de çok varlıklı aile değiliz. yedi kardeşiz babam karayollarında işçi...ama bizim ailede büyük ablam ve ağabeyim çalışıyor, ineğimizin sütünü satar, annem süt paramızdan harçlık verirdi, dedem bizimle kalıyordu dedem de kızım sana bahşiş verecem gel elimi öp derdi...yani evin en küçüğü olduğum için herkes harçlık verirdi bazen ablama abime borç (!) para bile verirdim.
..



