dün en çok hangi şarkıyı sevmişsek seninle, şimdi gene onu dinleyelim
bütün notalar arkamızdan seslenirken, biz denize aynı sokaktan inelim
kaldırım taşlarına merhabalar, arasında biten otlara sevgiler gönderelim
dün neresinden sevdalanmışsak yaşama, ona gidilecek yollara düşelim…
/..zamanın dün halinde, çok sevdiğimiz şehirdeyiz seninle
ekmek arasında balık yemiş, kılçıklarını atıvermişiz denize
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




dün en çok hangi şarkıyı sevmişsek seninle, şimdi gene onu dinleyelim
bütün notalar arkamızdan seslenirken, biz denize aynı sokaktan inelim
kaldırım taşlarına merhabalar, arasında biten otlara sevgiler gönderelim
dün neresinden sevdalanmışsak yaşama, ona gidilecek yollara düşelim…
bütünüyle güzel bir şiirdi ama bu bölüm daha lezzetli geldi bana.
paylaşım için teşekkürler.
Sn. Çeştepe
Akıcı ve mükemmel bir anlatımdı. Film gibi. Tebrikler. Gönül defterimden 10
karnımız doyunca da aklımıza, öpmek gelmiş birbirimizi
kuytulara kaçamak yürümüşüz, hiç bırakmadan ellerimizi
birden büyük bir patlama olmuş, arkadaki cadde üzerinde
suç üstümüze yüklenmesin diye, bir sır gibi saklanmışız gözlerimizin içine../
Bitimsiz sevgilerimle...
Âlimoğlu
eski bir türk filmine bakar gibi oldum.siyah beyazindan.kaleminizi yürekten kutlarim
Cevat ustamın şiirlerini ben her zaman beğeniyle okurum..yorum pek yapmam..sayğılarımla..
EMEĞİ VE YÜREĞİ KUTLUYORUM.BİR BİRİKİMİN SONUCU BU ŞİİR.
/..zamanın yarın halinde, çok sevdiğimiz şehirdeyiz seninle
ekmek arası balık yiyecek, atacakmışız kılçıklarını denize
karşı sahildeki mendireğin direğine, diziliverecekmiş birden
alfabemizin ezberinden çıkan, ne yazılmışsa gündelik yaşam hikayelerinden.
sonra kapatacakmışız balkonun kapısını, seslere ve ışıklara
gecenin karanlığında renkli yıldız gibi, çiçek açan kutlamalara
boş bir kadeh olacakmış elimizde, dudak izleri birbiri üstünde
fırlatıp atacakmışız boşluğa, kollarımız iki yana açık ve gülerek, gülebildiğimizce../
HELAL OLSUN BE USTAM...O YÜREĞİNİZ YETER........SİZ VAR OLUN SİZ YAZIN..........SAYGILAR
Ben okumuştum yeni şiiriniz var mı diye sayfanıza geldim.. saygılarımı sunuyorum perinur olgun
Bu şiiri nasıl okumamışım...102 ci yorumcu kalmışım hayret ....kaçırmamaya dikkat ediyorum şiirlerinizi aslında....şiirde neler yokkigeçmişte yaşanan mutluluk yada istemeden yaşanmışlık
ama yaşanarak bellekte kalanlar ..o zamanlar için bu gün sıradanlık denmiş ....öyle demiş usta ...
dilimde tad bıraktı yine şiir bal gibi......
Elveda
Bu akşam bütün mektuplarını yaktım
Yanarken alevlerine baktım ağladım
Resimlerinide yırttım içim aciyarak bir bir
Yırtılmış parçaları toplarken kahroldum inledim
Sonrada seninle son kez anılarıma gittim
Aşkklar diyarı PARİS misafir etti seni ve beni
Sokaklarını düşündüm gezdiğimiz
Ve nasıl birbirimizi kaybettiğimiz
Pervasızca kahkahalarımız sonra
Kar yağıyordu çocuk olmuştum yine
Çıldırmıştım
Üşümüştüm nasıl sevgiyle sarılmıştım
Sıcacık sabahlara uyanmıştımm yorgun
Tren vagonlarında kovalamaca oynamıştık
O tren vagonlarında kaldı coçukluğum ve mutluluğum
Papatya diye tutturmuştum şımarık
bulamamıştın
Evimiz olacak her tarafi papatya...kandırmıştın
Ama sen gittin bir daha dönmedin
Söylesene bu kadar ucuzmuydu sevgin
Son bir resim kalmış elimde
Nasıl da güzel bakıyorsun nasıl mağrursun
Ellerin nasıl kavramıştı ellerimi sımsıkı
Senden sonra tırnaklarımı öyle çok yedimki
Korkarım beğenmessin artık ellerimi
Nasıl mutluyduk eyfelde biz aşka doğduk
Söyliyebilseydin bu defaki gidişin neydi
Neydi böyle sensiz bırakmanın sebebi
Kapanmyor senden kalan bu yara nafile
müzeyyen başkır.....saygıyla dostum
Geçmişin içinde kendini görebilmek ve şimdinin farkındalığı
nı sunabilmek güzel örülmüş çok beğendim ve yaşadıkları-
mı yeniden yaşadım,tebrikler sayın şair.
Böyle bir şiire SIRADAN OLAYLAR Başlığı hiç de şık durmuyor.
Çünkü,şiirin içinde gezinirken her dizesinde beni bir başka sarsan olaylarla karşılaştığım için bu sitemi kullanmakta haklıyım gibime geliyor.
Haksızlık ediyorsunuz Sayın ÇEŞTEPE…
Ve çünkü şiirde konulanan olayları bilenler anımsayınca,bilmeyenlere sezdirildikçe bana hak verecekler.
Şiirin ileti boyutunu dikkate alırsak ‘’Bir felaket sürecinin eskizini’’ yapılıyor diyebiliriz.Yazılanlar salt bir ‘’yaşanmışlıklar dizgesi’’ değil,geçmişe dönük yolculukları projeksinliyor.Şiirin ana artelinde aynı kuşağın çocuğu olarak Sayın ÇEŞTEPE’nin karıştığı geçmişte kendimi görebiliyorum.İlk gençlik yıllarımızın en ateşli,en radikal,en delibozuk sürecimiz; 1970-1980 arasına değindirme yapılıyor şiirde.Dizelerde o dönemin siyasal ve sosyal hareketlerinin bir araya getirildiği apacık ortada.Şiirdeki anlatıda –gerçekliği Şair’in kendisince kanıksanan’’sevisel kurmaca,çözümleme,sorgu ve soruşturma teknikleriyle bütünsel bir yapıyı barındırıyor.Oradan de günümüze fakslanıyor.
Bugün için ütopya gibi algılanabilecek bir konuma düşen siyasal tercihlerimiz ve onlara değgin eylemlerimiz açık seçik gerçek bir arayış ve çıkış serüveniydi.
Şiirin öz’ünü her ne değin ‘’sevi’’ içselleştirse de,romantizm egemenliği altına alsa da,lirizm kendini öne çıkarsa da şiirin ve Şair’in dilini,anlatım tekniklerini,kurgulama uğraşlarını ve diğer yaratım öğelerini ayırt ederek ilerleyen anlatım süreci,hiç kuşkusuz niteliğini SIRADAN OLAYLAR (?) a değil,günümüze sızan ‘’geçmiş zaman düşlerimiz’’damgasını vuruyor.
Şiirde asıl sorunsal bütün dizelere resimleri düşen /düşürülen kişilerin bilinçakışı içinde yaşantıları ile us,düşünce ve bellek süreçleridir diyebiliyorum.Şair,salt sevisel olgunluğu geçmişten geleceğe taşımakla kalmıyor,zamanı içinden çıkılması güç bir sarmala dönüştürerek zinciri tamamlayan halkaları birbirine geçirerek ilerliyor.Bu ilerleyişte benzeri güç yaşanacak sancılı bir sürecin varlığını da dürüstçe ve korkusuzca söylemekten kaçınmıyor.
Şiir,hem olayların rengi ve boyutu hem de o olaylarda bir figüran olarak üzerine düşen işlevleri yerine getirmekle sorumlu /sorunlu kişilerin,geçmiş zaman ile şimdiki zamanı hem iç içe geçirerek hemde birbirinden ayrık kurgularla anlatmada ne derece ustaca kaleme alındığını belgeliyor.Böylece okuyucu,zamanın nerede oluştuğunu ve o süreçteki olayların ‘’sıradan olup olmadığı’’ayırt etmede güçlük çekiyor.
Şiir böyle açmaz içerisinde bıraktı beni.Bunu kurmacanın doğasındandır,gibi basit bir gerekçeye acaba bağlayabilir miyim? Sanmıyorum! Şiirdeki iç monologlar ile bilinçakışı içinde ilerleyen ruh durumları ve onlara bağlanan genelde yaşanmışlıklar,özelde ise aşklar böyle bir sonuca ulaştırıyor beni.
Şiirin içindeki ne ‘’Sıradan’’ gibi verilen olayları küçültmeye; ne de o olayların içinde ‘’korkakça yaşanan aşkları’’büyütmeye hakkımız yok sanıyorum.Değindiğim sorunsalları yaşamımızdan silip attığımızda bu şiirin de büyüsünü,süsünü,albenisini kaybedeceğini sanmaktayım.Şairi böyle bir yükümlülüğün altında ezmeye hakkımın olmadığını biliyorum.
Ve biliyorum ki bu geçmiş zamanın ‘’SIRADIŞI OLAYLARI’’ işte o vakit yapaylığın son kertesine çabucak ulaşıverecektir.
Bana içimi dökme olanağı veren,okuduğum an geçmişin gecelerine,miting alanlarına,korkulu ve korkusuz çatışmalar girdabına taşıyan bu şiirinden dolayı Sevgili Dostum Sayın ÇEŞTEPE’yi candan tebrik ediyorum.
Bu şiir ile ilgili 93 tane yorum bulunmakta