Önümde devasa, tahta bir kapı...
Dokunsam, gıcırtıyla aralandı.
Önümde göğe uzanan kavaklar,
sağımda sıra sıra asırlık çınarlar...
Yürüdüğüm yollar kırmızılı, yeşilli;
bahar çiçekleriyle bezeli, kokar mis gibi.
Ben her şeye hazırlıklı, dünyadan ırak...
Yüreğim bir güvercin; kanatlanıp uçacak!
İlerliyorum... Karşımda eski bir hane,
üç basamaklı merdiveni işlenmiş tane tane.
Her adımda bir kor düşer içime, yanarım hare hare...
Kapı kendiliğinden açılır; ben oldum divane!
Karanlığın ortasında ışıl ışıl gözler...
Sağlı sollu dizilmiş, heybetli aslanlar
Korkudan donar kalırım, atamaz olur ayaklar;
tam geri dönecekken yankılanır sesler:
— "Ey beşerî âlemden gelen! Ne istersin bizden? Gel hele bir soluklan, sor seni bizden!" O sesle aslanlar eğilip kediye dönüyor;
nutkum tutuluyor, geçiyorum arasından...
Varıyorum dergâha, lâkin ben bana hükmedemiyorum;
yine bir kapı, yine bir sır... Aralayamıyorum.
Ben böyle bocalarken, açılıverir o sır kapısı!
Çözülür dizlerimin bağı, yığılır bedenim...
Gözümü açtığımda gördüğüm; sade, boş ve fakir bir oda...
Bir rahle, bir Kur’an, bir de çul serili tahtada.
Meğer ne yersizmiş korkularım!
Anında huzura döndü;
içimdeki o masum çocuk tüm saflığıyla güldü.
Bir pencere dışa doğru açık, koşuyorum...
Gördüğüm..............
Mesut TütüncülerKayıt Tarihi : 12.08.2026 14:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!