Muğlak bir sükûtun ördüğü o dar ağda,
Zaman, kendi kuyruğunu yiyen bir yılan.
Aynalar sarsılıyor tenhadaki o dağda,
Anlam; sönmüş bir fenerden arta kalan.
Varlığım, yokluğuna teğet geçen bir sızı,
Düğümleri çözdükçe dolanan o kör ip benim.
Gözlerine bakınca
Ankara’nın dörtte üçü deniz
İzmir’in etekleri kar
Şeytan usulca fısıldar
Vazgeç
Ben istanbul olurum
Kırık bir saatin sustuğu o kör noktada,
Yankı, kendi sesini boğan bir urgan şimdi.
Hangi aynaya baksam, hep aynı yabancı odada;
Unutulmuş bir alfabe gibi dağılıyor zihnimin bendi.
Nasıl İkarus?
Sınır çektiğin kalbine,
İçime attığın kor alevlere rağmen,
Nasıl bitmiyor bu sonsuz merhamet sana?
İkarus,
Her gece kalbini tavaftayım
Yedi değil yetmiş de dönsem
Bir kez yüzün yüzüme dönmüyor..
İkarus,
Eksildikçe eksiliyor,
Bahşettiğin günler.
Amansız bir gecenin,
Tenha kucağında,
Rastlaşmaktayım gözlerinle...
Kasım'ın son mısraları
Dökülüyor Galata'nın terasından
İşleniyor birkaç hafızaya
Ve şu an
Hangi köşe başındadır eskimiş umut
Kaça satılmıştır son düş
Sen gittiğinden beridir kumbaramda anıların
Annem oysaki demişti
Acılı anılar birikir kumbarada
Belki anıların acısından daha acıydı
Ağırlaşana kadar açılmaması kumbaranın
Nerede kalmıştı mühürlenen sırlarımız ?
Kaç köşe başında yakalanmıştık,
Ellerin ellerimde, yüreğin yüreğimde..
Sahi, hatırlıyor musun,
Neydi en sevdiğim şarkı ?
Son bahşettiğim şiir peki.
Ah be İstanbul !
Kanatlarını ufattığın,
Sisli Ocak gecesi,
Görmüş gözyaşlarını.
Kim bilir,
Kaç sevdanın ahı var da boğazında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!