Niye bu kadar soğuksun, Sierra?
Kutupta mısın, kar mı o düşen saçlarına?
Babaannemi görüyorum yanında;
Babaannem bir kardelen çiçeği gibi asildi,
Güneşi gördü ve soldu
Soğuk bir ocak sabahında.
Anneannem toprağı sert,
Tohumu naif bir çiçekti;
Yüreği bulutlu, kirpikleri nemliydi,
O yüzden ömrü ağlamakla geçti.
O da göçtü yine bir ocak ayında...
En son dedemi kaybettik;
Yalansız, riyasız ve minnetsiz yaşadı.
Onu da uğurladık aynı mevsim, yirmi üç ocakta.
Onunla gurur duyuyor ve onu
Çok özlüyorum.
Ocağı sönmek böyle bir şey mi, Sierra?..
Bana yeni bir rüya getir, Sierra,
Kaybettiğim herkes olsun içinde.
Babaannem saçlarımı okşasın,
Dedemin ellerinden öpeyim.
Anneannem gülsün bu defa,
Dayım uyansın yatağından;
Sigarasını söndürsün tabağına,
Yarım kalan çayını yenilesinler.
Teyzem kızının iyileştiğini görsün.
Bana çocukluğumu getir, Sierra,
İçimdeki bu ateş sönsün...
Neden hâlá soğuksun, Sierra?
Sana sıcak bir çay ısmarlarım istersen.
Bana rüyaların doğru olmadığını söyle;
Babamı ölürken görüyorum,
Hayır, bu rüyayı anlatmak istemiyorum.
Korkularla yüzleşmek bana göre değil;
Ben babamdan önce ölmeliyim,
Ölünce bile ona ihtiyacım olacak çünkü.
Bunu sen anlayamazsın;
Bir anneden doğsa da insan,
Herkes babasının gölgesinde yaşar, Sierra..
.
Gel, bitirelim bu rüyayı da,
Bu karmaşa, bu döngü bitmeyecek nasılsa.
Dişlerin birbirine çarpıyor;
Sen bir dağ mısın, Sierra?
Hâlâ üşüyorsun orada.
Güneşe çıkalım, çayını yudumla.
Bırak beni de gideyim artık,
Ben de bir babayım, unutma;
Çocuklarım bekliyor beni kapıda.
Yine gelirim, yine uyurum düşlerinde;
İnsan gelir ve gider yaşam ile ölüm arasında...
Kayıt Tarihi : 15.07.2026 07:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!