Zemheri ayazı çökmüş ömrüme,
İçimi ısıtacak bir tas çorba gibi özledim seni.
Hani içine sevgi katılmış,
Dumanı buram buram sadakat kokan...
Ekmek banmak isterdim o çocuk gülüşlerine.
Ben bozkırın evladıyım,
Toprağın sertliğini, ayazın keskinliğini bilirim.
Yalnızlık, kışın ortasında damı akıtan ev gibidir;
Üşütür insanı, kimsesiz bırakır.
Sen benim sığındığım tek ocaktın,
Közü hiç sönmeyen, gönlü daralmayan.
Şimdi bu koca şehirde,
Kaldırım taşlarına derdimi anlatıyorum.
Kaç mevsim geçti o sofradan kalkalı?
Kaç umut bir kaşık suda boğuldu?
Sıcak bir çorbanın buğusunda hayalini kurarken,
Yine sana acıkıyor, yine seninle doyuyorum.
Salim der ki;
Bu gönül sofrası sana her daim açık,
Tuzu hasret, suyu gözyaşı olsa da...
Gel ki bahar gelsin artık bu çorak toprağa,
Gel ki bitsin bu bitmek bilmeyen kış fırtınası.
Salim Erben
Kayıt Tarihi : 28.03.2026 23:03:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!