Sırrı soyulmuş bir nar gibi çatladı gece,
Avucumda ne bir harita ne de bağışlanmış bir iz.
Biz ki menzili kendinden menkul bir yola düşmüşüz,
Adımlarımız, kendi gölgemize basmaktan yaralı.
Gittikçe derinleşen o kuytu sessizliğe sordum:
Kaç şehir daha soyunmalı üstündeki o kurşuni zırhtan?
Cevap, bileyi taşına değen bir bıçak kadar suskun,
Cevap, susamış bir vahanın göğe yükselen duası kadar dik.
Bir dervişin hırkasından düşen o tek ilmek,
Dolanır bileğime; kelepçe değil, ahit sayılır.
Sen dersin ki: “Yol bir çizgidir, biten ve başlayan.”
Bense derim: “Yol bir uçurumdur, yürüdükçe içimizde genişleyen.”
Şimdi hangi kervan taşır bizim o sessiz devrimimizi?
Hangi bakırcı döver içimizde uyanmayı bekleyen o tunç zikri?
Biz toprağa gömdük en keskin kelimelerimizi,
Kökü secdede bir çınar gibi, fırtınayı bağrında emen.
Suskunluk, heybemizdeki tek azık artık.
Ve seyyah dediğin,
Kendi gurbetini omzunda bir dağ gibi taşıyandır.
Eylül 2026
Simya Nuran AksoyKayıt Tarihi : 4.09.2026 11:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!