Üstüm de masmavi bir hüzün,
Gökyüzünü kıskandıran cinsten.
Eylül geldi diye mi böyleyim,
Yoksa eylül benim bahenem mi.
Kolum kanadım kırılmış sanki,
İçimde ki can kırıklarını bilmiyorsunuz.
Tek canla kaç savaşın savaşçısı olduğumu,
Kaç kurşunla ayakta durduğumu,
Kan revan içinde olduğumu görmüyorsunuz.
Vitrinde duran fotoğrafa mı aldanıyorsunuz?
Daha kaç kurşun bölmeli hayatları tam ortasından
Kaç can daha bedel ödemeli canıyla.
Daha kaç evlat öksüz kalmalı,
Ve kaç sokak çocuksuz.
Daha nasıl bir feryat koparmalı,
Yüreğine ateş düşen anneler.
Anladım dönüşü yok bu gidişinin
Beni böyle beter edişinin.
Dillerindeydi hep gidiş türkülerin,
Hadi durma git dönme sakın geri...
Geçerken uğramış gibi,
Baş üstünde tutulmamış gibi,
Herkes ezbere bilmez,
Hastane koridorlarını.
Buzdan ameliyat odalarını.
İçime çektiğim narkoz kokularını.
Kaç defa neşter vurulup,
Kaç defa kanatıldığımı.
Ruhumu saran bu hüzün,
Hangi bacası tütmeyen ocağın sönmüşlüğü,
Hangi başı okşanmamış yetimin garipliği.
Hangi yüreği yanan annenin feryadı.
Hangi yıkılan hayalin mutsuzluğu,
Ayaklarım da ki prangaları bilmeden,
Bana koşmaktan söz etmeyin.
Kaç zemheriden sağ çıktım ben,
Kalkıp bana kıştan bahsetmeyin.
Hüzzam bir makamın bestesiyken ben,
Sen diyen başlayan cümlelerimi,
Alnının tam ortasından vurup,katlettim.
Siyahlar içinde,
Günlerce gecelerce,
Yokluğunun yasını tutup,
Ağıttan şiirler yazdım sana,
Siz hiç bir katille tanıştınız mı?
Dışardan bakılınca nasılda adam nasılda fiyakalı.
Ağzı desen iyi laf yapıyor,
Kelimelerle nasılda dans ediyor.
Gözlerinden gözlerime bir kurşun geliyor önce,
Vuruluyorum kalbimin en derin yerinden.
Şu endişeli hallerimi kıramadım,
Tevekkül sancağını tutamadım.
Bir kâmil mürşide vardım da,
Eteklerini sımsıkı tutamadım.
Günahlarla geçti hep şu ömrüm,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!