Yokluğuna alışmak çok zor
Ateş de yanıp, ayaz da donmak gibi
Senden sonra eğildi başım, yerlere bakarak yürüdüm
Kalabalık sokaklarda yürürken
Sesine benzeyen bir ses duyduğumda
Ürperirdi içim titrerdi yüreğim
Güneş oldum sana, görmedin ya, ölene kadar mumla ara beni
Mum satılmayan köhne virane yerlerde bensiz kal da, hayallerinde ara
Benden sonraki yolculuğun dipsiz kuyulara insin çıkama oradan
Karanlıkların dibinde boğul labirentler de kaybol
Bir ömür saklambaç oyna kendinle bensiz
Kafanda adım atılacak yer kalmasın benden
Bir yanım günah bir yanım sevap
Araf da kal kalabilirsen
Geçmişim senli geleceğim sensiz
Hasret çekmeden dur durabilirsen
Aklım başka der gönlüm başka
İşin içinde çık çıkabilirsen
Gözlerin gözlerime düştü önce
Sonra bir sızı indi kalbe, ince
Tarifi zor anlatması senelerce
Sürer gider yaban güzeli
Şiirler yazdım sana acımı döktüm dile
Son damlasına kadar gösterdim yüzümdeki gülücükleri
Tebessümle sakladım göz yaşlarımı
Gül bahçesi gibi gösterdim yüzümü
Yüreğimde yanan ateşi görsünler istemedim
Son gül yaprağı da kuruyana kadar sakladım
Gönlüme saplanan dikenleri,
Yusuf'um
Bir rüya gibiydin geldi de geçti,
Rabbim en güzelini aramızdan seçti.
Ruhun bu dünyadan göklere göçtü,
Kuş olup uçtuğun cennet oldu Yusuf.
Hasretin yürekte harlanan ocak,
Gök gürültüsü şarkımız olsun
Yağan yağmurlar ise gözyaşlarımız
Bulutlar hüznümüz olsun
Yıldırımlar ise çığlıklarımız
Ömrümüz olsun mevsimler
Çocuklarımız olsun açan çiçekler
Ezan seslerin sürgün mü yedi Akmescit’im
Akyar’dan Yalta’dan duyulmaz sesin
Karadeniz’in Kara’sı mıdır Arabat köyün
Gemilerde inciler dökülür, pırlantadan yüzün
Vagonların tabut mudur ? Mayıs gelende
Loş bir oda, şafak söktü sökecek, yerde yıllanmış bir hasır, kim bilir kaç asır bir köşede eski çaydanlık, kaç bin yudumluk, duvarda takvim, sarı yapraklı, gazetenin olmadığı zamanlar, insanlar birbirinden habersiz sen benden ben senden... Eski bir seccade eskicide bulamazsın kaç bin sevap'lık bir de ahşap saat, her saat başı kilise çanı gibi vuranın dan kalp atışı gibi çarpanından kalp demişken sen gelirsin aklıma göğüs kafesim daralır içinde sıkışan bir kuş, uçamadı bir türlü, uçup da konamadı bir dala, yel mi kırdı o dalları kuşlar mı küstü ağaçlara bilemedim, belki o kuş bir gün özgürlüğüne kavuşur, bazı ağaçların meyvesi kuştur, ağaç sen misin kuş ben miyim bilemedim... birde kovalı soba ne kışlar geçirdi ne ayazlar gördü yandı ha yandı acaba o ağacın dallarını bu kovalı soba mı yaktı, düşündüm de soba sen misin yanan ben miyim bilemedim.. küçük bir çekmece içinde misketler bazıları kırık, darbeli, beş taş oynamamışlar belli hınzır bir çocuğun işi bu, çocuk sen misin misket ben miyim bilemedim eski ipek bir mendil göz yaşı var üzerinde kurumuş.. gözyaşlarım sen misin mendil ben miyim, bilemedim... Küçük penceremden bir ses, bir Sela şafak vakti hasırın üzerinde seccade elinde çaydanlık soğumuş takvim işlevini yitirmiş saat durmuş kalp deki kuş özgürlüğüne kavuşmuş ağacın dalına tabutuna konmuş kovalı soba son kez yanmış misketler dağılmış mendil elinde kalakalmış... Loş bir oda sen misin yoksa ölen ben miyim bilemedim...
Neredesin sevgili
Her yerde seni ararım
Hangi dağın ardında hangi taşın altındasın
Hangi memleketin rüzgarı saçlarını tarar
Hangi dağların suyunu içer
Hangi bahçelerde gezersin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!