Ey masmavi göklerin parlayan yıldızları,
Bir yiğit yere düştü, feryadımı işitin!
Bir vatan ki ağlıyor anne, baba, kızları;
En derin cehennemin karanlığına gidin!
Başımda esen deli yellere sordum onu,
üç bin yıllık tarihten)
Ben
Ergenekon’dan kopup gelen çığım
Turan’dan , Altay dağlarından
Bilmem nasıl anlatsam bu çağın tafrasını,
Terk ederek töreyi Frenk'e biat ettik!
Kim kurmuşsa kaldırsın ecnebi sofrasını,
(geliboluda bir yolcuya)
Bir ses geldi gaipten haydi ruhlar ileri !
Nurlu barigâhından uyandı Peygamber’i
Ahu gözlü dilberin orda onbeşlileri
Yakışından sorulur !
Senelerdir gelmedi kimse dertli başına,
Sormadılar hâlini akan bir damla suyun.
Yosunlar arasından yaş süzülür taşına,
Bir damla su üstünde ezik bükük bir boyun.
Bir nemrut misali gaddar bu dünya
İşledim böğrüne tutmuyor oya
Hilen gitsin ! hilen gitsin !
Yılların ödülü Lokman’sız yara
Bir ince tüy gibi saldım rüzgâra
(Nesillerin İdrakine)
Hava puslu yağmurdan, kubbeler ıslanıyor,
Sokağın köşesinde fersiz bir ay yanıyor.
İstanbul boyun bükmüş boğazın sularına,
Avuç açar Kandilli gelsin diye yarına.
Terk etmedi biçare, bir gün kaynağını su,
Nasıl bizi ayırdı iki metrecik mezar
Bu elim ayrılığın bende kalan buğusu,
Yakıyor yüreğimi peyderpey, azar azar.
Altay bozkırından gelen bu soluk
Şu koca dağları yıkar da geçer!
Yükselip göklere hep oluk oluk
Bir burak misali çıkar da geçer!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!