Artık, kalmamış eski aşklar
O anlamlı bakışlar, ilk heyecanlar
Hani: Ferhat, Şirin için dağları delmiş ya
Şimdi, dağları delmeyi bırak, birbirinin umurunda değil aşıklar
Ah o yeşil gözler.
Bir an sanki o melek;
dinle! dedi ey gülünün bülbülü can!
terk edip şu kırılmayan mağrur kibrini
oturup yazabilir misin söyle
Anladım ki; sevgiden, aşktan anlamıyor insan
Namus, sadece bir kelime, umursamaz olmuş vicdan
Ayrılalı daha üç dört gün olmadan
Başkasını seviyormuş; kalpsiz, gurursuz ve namussuz şeytan
Benim suçum neydi ki kader
Baba, artık duy sesimi!
İnsanlar, eskisi gibi kıymet bilmiyor, baba
Sevmiyor, kimse kimseyi; gönüller dolmuyor, baba
Baba, hani hep derdin ya:
Herkese güvenme, güvendiğine de tam güven diye
Artık, güvenecek kimse kalmamış, baba
Of be! of...
Yine sessiz, yine sensiz bir akşam.
Hüzün bahçemdeki gecenin karanlığında kaybolmuşum.
Adeta, sırra kadem basmış ruhumu arıyor gibiyim.
Özlem içinde sağa sola çarpan bir misket misali,
Sorun beni yağmurlara...
sessiz sessiz, dinmeyen, sicim gibi çiseleyen yağmurlara...
Mis gibi toprak kokularının yayıldığı,
güneşin bile aşkından utanıp, bulutların arkasına sığındığı yağmurlara...
An gelir yüzüne güler kimisi
Bazen de kuyunu kazar birisi
İş görmez o dirisi iyidir ölüsü
Soyu bitmez o iblis sahtekarların
Kimi dost görünür kimisi de yar
Bir yanık türküdür hasret dillerde
Efkar duman duman, dert nakış nakış
Gönül kafestedir gurbet ellerde
Efkar duman duman, dert nakış nakış
İçimdeki sızı garip ve ince
Yüzüm gülüyor ya hep, beni mutlu sanıyorsunuz
Bir gülüşüme bakıp, boşuna aldanıyorsunuz
İçimde öyle kıyametler kopuyor ki, hiçbiriniz bunu anlamıyorsunuz
Ve içi kan ağlarken, etrafa gülücükler saçan; bu garibe, şüphe etmeden inanıyorsunuz
Boşverin, inanın tabi gülüşlerime
Yine çok doluyum, bakın bu gece
Anlatamaz şu içimi, binlerce hece
Hayat, hayat deme; o bir bilmece
Çözebilen de mutsuz, çözemeyen de
Binlerce dertleri çeker bir başım
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!