Gece…
Sessizliğin kör düğümünde
Bırakıp da kendimi
Durgun renklere
Unutulmuşluğumu unutup
Bakıyorum duvarlardaki düşlere…
Gelmedin Yâr
Gelseydin
Yeşerirdi şu kuru dal,
Ak pak olurdu kara bulutlar,
Bükmezdi boynunu karanfil,
Yalnızlığımın dinginliğinde
Gelip oturuyor hatıralar karşıma
Artık gülümseyebiliyorum
Ve ne sitem ne kızgınlık…
Sadece buruk bir gülüş var yüzümde.
Bak şu koltuk,
Aylardan ağustostu, gün erken başladı…Güzel gözlerin gülüşüne günaydın diyebilmenin hazzı yayıldı yüze. Birlikte bir domates peynir yiyebilmenin, bir lokmayı paylaşabilmenin mutluluğu anlatılmazdı. Nasıl geçti vakit ya da geçti mi… Kim bilebilir ki aynaların bildiğini…Akan sular gizledi gözyaşlarını…Sevinçler saklandı ruhun kıpırtısında ve o an hiç iç çekilmedi…Unutuldu mu, vakit mi olmadı..bilinmez. …Açlık değildi aslında onları oradan alıp da ora senin bura benim gezdiren…Hiç işte..Bir garip terennümdü bu ve vakit gelip de hoşça kal dökülünce dilden, güldü ruh..Boşadır veda. Gene görüşür bu yüzler ve geçen zaman yanıltmadı o gizli güçü…”Nerdesin”ler, “bekle”ler ve ellerin kenetlenişi yeniden…Raf raf kitaplara bakarken bile birlikte olabilmenin sevinciyle kıpır kıpırdı yürekler… Bir kahvenin telvesinde gelecek arayan ellere güldü adam, “inanıyor musun ki bunlara sen” dedi…Kadın, güldü boş bir umutla dudak kıvrımlarındaki acıyla “yok canım, inanmam aslında” dedi…İnanmak istediğini görememişti çünkü..Dört yapraklı yoncanın çapraz yapraklarında saklı ayakkabıları, bir türlü eş edemiyordu. Yağmur kokuyordu toprak..Bu yaz günü nerden esmişti ki bulutlara da inivermişlerdi buralara…Gözyaşları dışa vuramayınca onlar damlayıvermişti işte… Liseli aşıklar (!) , geçerlerken karşıya baş başa olacak birkaç dakika daha çalabilmek için taksiyle paylaştılar gözlerindeki sevdayı…Gittikçe mahzunlaşıyordu sesler. “beni unutma”lar dökülüyordu dillerden. Hayır dedi biri, inme sen…ben inerim, sen git ve el salla…Söz, bu defa ağlamayacağım ardından... ağlamadı da… Biliyordu ki hala aynı havayı soluyorlardı. Kabuslu bir gecenin ardından uyandı kahve gözlü yar.İçi yandı…eli telefona gitti...Nerdesin, nerde… Söz bitmişti o an. Yutkundu…sustu…Çoktan çıkılmıştı yola...Kapattı telefonu ve iki satır mesaj attı.
“İyi yolculuklar.”
Cevap geldi az sonra...
Hiç gitmemiş olmak için
Sevinmeyin boş yere
Kimsenin değil
Ve kimsenin olmayacak
Bu dünyanın
Ne parası
Ne pulu
Gidiyor musun yar
Uzatip da elini...
Ne denir ki
Rüzgarin götürdügüne...
Gitme diyememek,
Annem!
Hayat bir girdap ki çevirir durur yüreklerimizi; kimi savurur dehlizlere, kimi atar yüce dağ başlarına...




-
Ercan Keskin
-
Selma Şengören
-
Kubra Aydemir
Tüm YorumlarAynı yaşam dönemi şairleriyiz ...lügatimiz aynı
Dilimiz kekrek her bakımdan şiirsel benzer oldugumuzu gördüm ilginç geldi bana belki de yanılıyorum.
S evgiye hasret canlara hayat verensin
E skimez dostluğun güneş gibisin
R aks eder renkler gökkuşağında
A mber kokulu diyarın sesisin
P embe güllere yumak olmuş gönlümdesin..
Değerli Dost ve Güzel İnsana..Şiirleri okunası güzellikte, Sevgi ve Saygımla..
serap hocam siirleriniz çok süper...
siz kendiniz de süpersiniz
en içten dileklerimle
sizi çok seviyorum...