Seni Kime Helal Edeyim? Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
344

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Seni Kime Helal Edeyim?

sakın bana hakkını helal et deme.
bu söz dudaklarından dökülünce
içimde bir şey çatlıyor,
cam gibi,
ses vermeden ama paramparça.

helallik mi?
sanki aramızda hesap varmış gibi,
sanki yaşadıklarımız bir borçmuş gibi,
sanki seni sevmek bir hata,
sanki sen bir yanlışımmış gibi.

hakkım olan sensin.
bunu en çok da giderken anladım.
bir insan nasıl kendi hakkından vazgeçer?
nasıl göz göre göre yüreğini
başka bir göğse teslim eder?

şimdi söyle.
seni kime helal edeyim?
hangi yabancıya buyur diyeyim?
hangi adama, hangi şehre, hangi sabaha
artık onun diyebileyim?

ben seni ekmek gibi bölmedim ki,
adını kalbimde pay etmedim ki,
bir başkasına yakıştıramadım ki
nasıl helal edeyim?

sen benim gecelerimi uykusuz bırakan değil,
gecelerimi anlamlı kılan şeydin.
şimdi boşluğun konuşuyor duvarlarda,
sesin yok ama yankın var.

helal et diyorsun.
kolay mı sanıyorsun?
bir imza atar gibi,
bir kapıyı çeker gibi,
bir defteri kapatır gibi mi?

ben seni deftere yazmadım ki,
kalbime kazıdım.
silgi işlemez oraya,
zaman bile zor söküyor.

gidişini affedebilirim belki,
suskunluğunu da.
ama seni başkasına bırakmayı
kendime nasıl anlatayım?

ben seni sevmedim,
ben seni sahiplendim.
bir eşya gibi değil,
bir kader gibi.

şimdi senden vazgeçmek
kendi kaderimden istifa etmek gibi.
bu yüzden sakın.
sakın bana hakkını helal et deme.

çünkü ben
hakkımı kimseye bağışlamam.
hele ki sen.

sen benim en kırık yerimsin,
en derin yaramsın,
en suskun çığlığımsın.

helal edemem.
çünkü sen
hala
benimsin.

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 24.2.2026 22:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas

    sanki yaşadıklarımız bir borçmuş gibi,

    tebrik ederim alp kardeşim... harika bir şiirdi... umarım kaleminiz muhatabını "bulur"...

    bizden de size küçük bir hatıra peki;

    .
    ...
    .
    ne panik ne de şaşkınlık içindeydik,
    sanki saatlerimizi kurmuş,
    bekliyor gibiydik olacakları,
    kalplerimiz ve sadrımız genişti
    ve dayanma güçlüğü çekmiyorduk
    olanlara ki,

    gariptir; içinde bulunduğu yerde bile,
    yitiği de olabiliyor insan kendi yüreğinin,
    ve ah termal,
    kayaaltı dilek çeşmesinden akmamıştır
    senden aktığı kadar,
    şifa suları,

    dut pekmeziyle tahinin
    birbirine karışmasıdır aşk ki,
    yeniden ayrı ayrı
    dile damağa konmayan…,
    ki gerekmiyor bir çuval
    keçiboynuzunu çiğnemek de seninle,
    bir damla bal/şeker tadı için,
    ve senin gül bahçesine sinen kokun,
    hazan sesli nefesin de yetiyor
    doymak ve doydukça acıkmak için…,

    ışıltıların yıldız yıldız sarıyor dört bir yanı,
    ve göz gözü görmüyor,
    gönül gönüle baktıkça…,
    al çift kutupluluğumu ver migrenini;
    canına sahip çıkmak asıl,
    muhibana canını vermektir…,
    ki aşk can vermek değil,
    aşk; can içinde can olabilmek,
    tek can kalabilmek ve
    kaybedip kaybedip sayısızca
    bulabilmektir yitirdiğini…,

    âdem ve havvanın yasak meyvaya uzanırken,
    aşkın ellerinden tuttuğu o an,
    bir kadir gecesine denk gelmiş olabilir mi…,
    ki hatırlıyorum, bu soruyla secdedeydim,
    ve kıble ne yönde deseler bilmiyordum,
    ki yönüm bir siy/ah güle bakıyordu,
    üstünden gözümü hiç ayıramadığım,
    ve o secdeye kapanışta toprağını öptüğüm,
    o siy/ah güledir meftunluğum…,
    ah;
    .
    ...
    .

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)