ŞehrİSTANBUL Şiiri - Semih Yücel Yücetürk

Semih Yücel Yücetürk
8

ŞİİR


13

TAKİPÇİ

ŞehrİSTANBUL

I
evvelinde bir güzellik cemresi düştü
o handân cemâline
yeryüzü kıskandı
sana râm oldu gökyüzü

Çamlıca'da her mevsim yangınlar
Leylâ'yı kıskandıran destândır
her gece,
yeniden yapılır aşkın tanımı
Mecnun defâlarca pişmândır
âh Çamlıca!
mürekkebi kan kırmızısı şâirler anlar seni
içinde mahrem mezar kazan aşıklar

diri bir gül kokusu; keskin akasya serinliği
ve gölgeliği söğütlerin
ufukların
ki yarama dermân dururken
tepelerin otağında şaha kalkar Fatih Sultan
İstanbul!
nergisler seyrinde boğulur
yine, yeniden;
sandallar gül toplasın iskelelerinden
yağmur göz kırpsın bulutların yamacından
ressamlar bir kenara çekilsin
acziyet düşer fırçalarından
tuvâllerde çaresizliğin adıdır İstanbul

Üsküdar
hayâllerimde tüllenen bir görücü kıskançlığı
Kız Kulesi içimde Meryemdir
tutsak sevdâ masalı / derinliklerinde
hâlâ muammâdır o acı
ve hâlâ amansız bir çığlıktır
inletir suları
-bu soylu mehtâp câzibesi-

Haydarpaşa Garı'na yaklaşan trenlerin
heyecânı yüzlerinden okunur
ve her kalkış saatinde
ruhlarına siyah bir mâtem dokunur

her seferde
rızkın sahnesi oynanır martıların gözünde
parke taşlarıyla, yıllardır
gözlerini ayırmaz üstünden Beşiktaş
o dalgalar ki bir hışımda atılırlar kıyıya
- bir hasret bu kadar mı büyük olur Allah'ım -
ya sularla nişanlı heybetli yalıların
âh! İstanbul,
ya sen benim olursun;
ya da beni alır yutarsın

sinesinde güneşler büyüten Hisarlar
heybetini bir soylu medeniyetten alır
deniz, ürkek bakıştır semâya karşı
Boğaz'a selâm dururken Süleymâniye
Galata'nın aşkından ağlar Kapalıçarşı

diyâr-ı saâdet
saâdet diyâr-ı
bir ülkenin içinde dünyâ
bir dünyânın içinde âlem
bu ülfet ancak ölümle biter

İstanbul,
Sen rüyâların başkenti...

II
bir mahşer edâsı emindir arkası ve önü
Sirkeci'den yukarı
yüksek duvarlarında hattatların el izi
ve sıra sıra kuş yuvaları
-tramvaylarda gördüğüm o kibir neydi Allah'ım-
ya yerebatan sarnıcı / ulviyet makamları
Sultanahmet, altı minâre ve Bilâl
ve Fâtih'in ağlayan yüzü
târih sayfaları kapansa da
kapanmaz gönüllerde aslâ
defter-i Ayasofya / derin bir yara

kanatlarına yel değse bir güvercinin
çekilir kuytulara
yaşlar gelir gözünden
o mâbedin en yüksek kubbesinden
görünce İstanbul'u
seyr-i sülûk içinde unutur yarasını
ve bir çırpıda siler
....................................../ kanlı yasını

kalem
eski bir muhtevâdır
künyesi kelepçelerle örtülü
kelâm
dergahlarında SU taşıyıp
şiir niyetine içen / şâirlerindir
İstanbul!
kargılı ağrılar şakaklarımda
âvâre dervişler gibiyim sokaklarında! ..

haritanın kalbinde sınırları titreten
gizli bir yol iner Tophâne'den Haliç'e
oklar atılır sur diplerinden ve toplar
her saat bir seriyye
tanyeri ferahlığında süvârî nefesleri
zırhlarında bilmem hangi devrin izzeti yatar
çıkarılsın mukaddesat levhâları
nihâyet!
baştan ayağa bir eşsiz târih bakar

Feshâne'de nakkaşlar asırlık efsâne
Haliç'te korsanlar; hükümlü forsalar
yakılmış gemiler bir baştan bir başa
musahhar kılındı
beş vakit Eyüp Sultan'da mîraç
her dem Kureyş rüzgârı
arşın kuyularından iksir-i hayat
göğünde yedi kandil yedi renkte yanar
bu kutsal sahrâda kurumaz pınarlar
yedi beyzâ, yedi maverâ kokusu
mûcizedir âciz kalır
her köşesi giryândır
her köşesi bergüzâr

dere kenarlarında efsunlu lâleler
ve patikalar kuşluk vakti
her patikada şafakla şahlanır güneşlerim
ruhumun caddelerinde İstiklâl;
küllerle savrulur
kağıtlar düşer ardı sıra
salınır Beyoğlu gün batımlarında
taşları çemberli neyin sızısıdır içimde
bir garip Neyzen hikâyesi
Itrî'den kalan son bestedir dilimde
mızrap hangi ecelle kayıtlı
'İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı'

yıkıntılar talandır torundan kalan
sebebi yokluğunda Sinan'ın
kaç zamân geçse üstünden
ayazdadır; zemheri bahar
vâris yok, mîras hâr
imar etmeye yetmiyor nice mimar

ey Şehristanbul
ey sonsuza uzanan sırlar ülkesi
ey meşrutiyeti eskimiş dârülhilâfe
bakışların ki; iklim iklim
nağme nağme / çağlar her yanında nakışlar
senden uzak kalan
bağrını bir kahır girdabına açmıştır
her ayrılık ıstıraptır karartır gözlerimi
özlerim en yakın yerinden bile seni

fermânlar çıkarılsın!
artık tasavvurumda
bir Yûsuf bir de sen varsın

İstanbul,
Sen dünyâların başkenti...

Semih Yücel Yücetürk
Kayıt Tarihi : 22.04.2006 00:42:00
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Yüksel Ağalar
    Yüksel Ağalar

    Güzel bir şiir olmuş İstanbul anlatmakla bitmez yazmakla eskimez yazıldıkça sevilir sevildikçe değerlenir..Tebrikler şair kardeşime.Allah başarılarını daim eylesin.

    Cevap Yaz
  • Salih Yıldırım
    Salih Yıldırım

    TAŞTAN MUHAFIZ (İSTANBUL)

    İşte İstanbul ben geldim
    İçimde yükselen dalgaların üstünde
    Sığmıyor zihnime hayallerim
    Sen; her şeyi görmüş yaşlı bir bilge
    Ben; daha beni bile bulamamış kelle

    Gece ile gündüz zengin ile fakir yarı belinden bölünmüş
    Karışmış medeniyetler nemli taşlarında
    İstanbul saçların beşer eli ile örülmüş
    Kalbin demirden
    Kül olmuş düşler ile
    Ezelden beri ağır ağır dövülmüş.

    Farkında değilim derinliğinin
    Ne beşerin seni gördüğü rüyalarından
    Ne alemin çocuklarına akıttığı hülyalarından
    Mahkum olmuş karşılıksız sevdalar mezarlarında
    Meğer bir milletin toplarla kazınmış kalbi
    Atıyor şehrin taştan muhafızlarının bağrında...


    Cevap Yaz
  • İzzet Aslan
    İzzet Aslan

    her ne kadar cihat hoca beğenmese de güzel bir çalışma olmuş....

    Cevap Yaz
  • Muhsin Yener
    Muhsin Yener

    Kaleminize yüreğinize sağlık üstadım şiirinizi bir roman tatında okudum?? Muhsin yener

    Cevap Yaz
  • Naki Aydoğan
    Naki Aydoğan

    İstanbul medeniyetler ve uygarlıklar karmaşası sonrasında çağdaş cumhuriyetimizle yalın sadeliğini bulmuştur.
    "İstanbul,
    Sen dünyaların başkenti..."

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (55)

Semih Yücel Yücetürk