Şehr-i âlîsin ki nûrun tutmuş eflâk u zemîn,
Adın anıldıkça titrer târih ü devr ü yakîn.
Bir cemâlin var ki baksa hayrete düşer zamân,
Gün utancından kızar, gece olur mest-i nigîn.
Bosfor’un âyînesinde rûyunu seyr eyler ay,
Deryâ secde eyler sana her seher vakti hazîn.
Minârelerdir duânın göğe çekilmiş dili,
Kubben altında eğilmiş secdede arz u semîn.
Ayasofya’da saklıdır sırr-ı devr-i lâyezâl,
Bir çağ ölür, bir doğar anda olur rûşen-yekîn.
Sende sultân da fakîr aynı eşikte durur,
Bir lokmada cem’ olur izzet ile sabr u metîn.
Bir semtinde firkat ağlar, birinde vuslat güler,
Hem gamı hem saltanatı cem’ edersin ey emîn.
Rind-i dîvâne sana düşse bulur ârâm-ı cân,
Gam da senden hicret eyler, kalmaz onda zerre kin.
Her taşında bir şehîdin kanı söyler bir dua,
Her sokağın bir gazeldir, her nefes bir âferîn.
Ne Acem yazdı benzerin, ne Rûm gördü mislini,
Nâmın anıldıkça susar söz, kalem olur pâk-bîn.
İstanbul’sun sen; mekân değil, zamânın kalbisin,
Cihânın alnına yazılmış ebedî bir âyîn.
Yâ Rab, eyle bu diyârı fitneden dâim masûn,
Kalsın İslâm’a nişân, kalsın cihâna reh-nümîn.
Kayıt Tarihi : 7.1.2026 14:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)