Bir yakınımız hastalanmışsa ve ağırsa durumu acele cankurtaran çağırırız; eli ayağı tutuyor, aklı başında ve gözü görüyorsa elinden tutup en yakın hastaneye götürürüz.
Ya toplum hastalanmışsa; kim tutar ellerinden, tanıyı kim koyar, kim çağırır cankurtaranı? .. Hangi kurum cankurtaranımız? ..
İnsanlar hastalanınca doktora gider, toplum hastalanınca kime gider? Saçından tırnağına değin kim muayene eder; kanını, idrarını kim alır? .. Reçetesini kim yazar, kim verir ilaçlarını? .. Kim dinler yürek atışlarını? .. Soluğunu kim? ..
Sara nöbeti geçiriyor olmalıyız..Altımızdan çekilen döşekten haberimiz yok…
Üçlü çetenin çevirmesi altındayız.. Mikrobu bedenimize şırınga eden de; tanıyı koyan, ilacı veren de hep o bildik üçlü çete..
Nasıl bu denli saf olabiliriz; sağlığımızın asbaşkanı olabilir mi sömürgen mikrobun eşbaşkanlarından birisi olduğunu övünerek söyleyen bu adam? ..
Emin ellerde değiliz; kümesin güvenliğini tilkiye bırakmış tavuklar kadar tedirginiz; yılanla yatar gibi, bal kovanına ayıyı bekçi tutmuş arılar gibi tedirginiz..
Tedirginliğimiz hiç bu kadar büyük olmamıştı..
Hastalığı şırınga eden de, tanıyı koyan, ilacını veren de onlar; emperyal alçaklar..
Bayanlar ve baylar! .
Toplumun dili ve kulağı televizyon ve gazetelerdir; sorunlarımızı onların yayınlarıyla anlatırız. Belki de yüzde doksandan fazlası o çetelerin emrine girdi; gün boyu lokman ruhu üflüyorlar.. Topumuzu lâl ve sağır yapmaya çalışıyorlar..
Sancılanan yerimizi işaretle anlatmak zorundayız artık; ne bir konuşan dilimiz kaldı ne de duyan kulaklarımız…Bir adım ötesi baygınlık..
Kovanımız eşekarılarının vızıltısı altında, tilkilerin işgali altında kümesimiz…
Ulan diye bağırıyorum kendi kendime, ulan! .
Tavuktan da mı kötüyüz; kümese girmiş tilkiyi çığlıklarıyla kovalayan, yılanı gagasıyla paramparça eden tavuktan? ..
Hasta baygın düşmemişse, dili dönüyor ve ağrıyan yerini işaret edebiliyorsa mutlaka bir çaresi bulunur… Baygın düşmek üzereyiz; sara nöbeti geçiriyor, çırpınıyoruz…
Sanmayın ki; seçip başınıza geçirdiğiniz adamlar sağlığınızın başkanı, onlar bizi hasta edip yatağa düşürenlerin eşbaşkanı..
Ateşler içinde kıvranıyoruz, boncuk boncuk kan damlıyor alnımızda ve bir sağa ve bir sola dönerek sayıklıyoruz…
Atatürk’e dönelim yüzümüzü; çıkış yolu orası..Başka çıkış yolumuz yok..
Sayıklıyoruz; kan ter içinde, ateşler içinde sayıklıyoruz..
Sancılar içinde kıvranıyoruz; musalla taşı etrafında toplanmaya, cenaze namazımızı kılmaya hazırlanıyorlar. İşte tam bu an huruca kalkmanın vaktidir. Daha ölmedik, ölmeden mezara koymaya çalışıyorlar.
Tabutun kapağını kaldırsak hafiften, beyaz kefenleri sıyırıp atsak, çıkarıp başımızı şöyle ucundan bir göstersek, kaçacak delik arar onlar… Hadi! ..., hadi! ...Görev başına! ...
Toplumun doktorları sayılan öncüler; görev başına! ...
Bıçak boğazımıza dayandı; boğazımızla bıçak arası bir düdük mesafesi kadar…
Atatürk’e dönelim yüzümüzü, çıkış yolumuz orası; başka çıkış yolumuz yok…
Kayıt Tarihi : 4.12.2007 12:12:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Öyle kötü yönetiliyoruz ki! ....

Kaygılarımız, tasalarımız farklı değil sizinle.. Sizleri boş ve gereksiz yere üzmek istemiyorum.
1 - Rahmetli Aziz Nesin çok çok haklıydı..?
2- Kılavuzu karga olanın burnu ......tan çıkmaz.
3- Toplumlar lâyık oldukları yönetimle yönetilirler.
5- Gölgelerin, hayallerin üstüne gerçek bir bina k
kurulamaz.
TÜM YORUMLAR (1)