Nil in felsefesi çok hoş
'Tüm güç içten gelir'....
Var olma gücü, yaşam mücadelesi,
sorgusuz ve korgusuz sevmek-sevişmek..
anlıyom hepsini...
ama canım dinle bi de beni;
sen anlamsız kışkırtmlarında öz dünyanın,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




BU KİTABI OKUMALISINIZ! ! !
TANRI'NIN DOĞUM GÜNÜ
Elif, Lam, Mim… Bu harflere dikkatle bakın, yakında onlar dünyayı değiştirecekler…
Yeryüzünde işler hiç iyi gitmiyordu.
Dünya gergin, insanlar mutsuzdu…
Artık zamanı gelmişti…
Tanrı, imajını değiştirmesi için bir reklam ajansıyla anlaştı.
Genç reklamcı ile chat’leşmeye başladılar.
Çocuk, “Nasıl olur da Tanrı insanla chat yapar? ” diye sordu.
“Musa ile çalılıklar arasından konuşmuştum, seninle de internetten yazışıyorum. Şaşılacak bir şey yok” dedi.
'TANRI'NIN DOĞUM GÜNÜ', böyle başlıyor ve her sayfasında okuyucusunu biraz daha içine alarak kendine hapsediyor.
Güzeldünya Kitapları'nın ilk eseri olan bu kitap, saatler süren bir chat'ten sonra müthiş finaliyle kişiyi kucaklıyor, hayata bakışını baştan aşağı değiştiriyor.
Kimine göre roman tadında bir araştırma, kimine göre NLP'nin ulaştığı son nokta, kimine göre bir tür tefsir ya da hayat bilgisi kitabı.
Adını ne koyarsanız, o.
'Nereden geldim, nereye gidiyorum? ' sorusuna bu kadar açık ve yalın cevap veren bir eser yazılmadı.
'TANRI'NIN DOĞUM GÜNÜ', Burak Özdemir'in üçüncü eseri.
'Yıl 2102' ve 'Türklerim Diken Diken Oldu' kitaplarını bir solukta okuyan tiryakilerinin bile tüylerini diken diken edecek bir eser, 'TANRI'NIN DOĞUM GÜNÜ'…
“Ya sonra? ” sorusunun kitabı…
***
Kainatın en deneyimli metin kodlayıcısı Tanrı, kitabı Kur’an’a yerleştirdiği kriptoları bu kitapta birer birer deşifre ediyor. 19’un üzerindeki gizem perdesini kaldırıp kader denklemini çözüyor, “cehennem”i açıklıyor: “Cennetten kovulmadığın gibi cehenneme de sürülmeyeceksin. Yer, gök ve ikisi arasındakiler… Tüm bu yatırım, senden bir günahkâr yaratmak için değildi.”
***
İlk defa “internete” işaret eden ayet… Hastalıkların ilahi şifa kaynağı… Kur’an’daki Reiki… Başörtüsü ayetinde bugüne kadar fark edilmeyen ayrıntı… İslami terör algısında Üsame bin Ladin denklemi… İsa’dan haberler, “Deccal”in kimliği…
Müthiş tespitler:
-Dinlere alerjisi olan insanlar laik olamaz. Çünkü, laiklik dünyada dinler varolduğu için var olmuştur. Dinler olmasaydı, dinle devlet işlerinin ayrılması diye bir konu da olamazdı.
-En büyük aşk, en çok öğrendiğin ilişkidir. Sende etki bırakmayan, adını bile hatırlamadığın ilişkiler ise öğrenemediklerin... Aşk, öğrenmektir. Aşk, birlikte öğrenmektir.
- Piyangoda ikramiye, bilete değil kişiye çıkar. 10 tane bilet alman bir şey değiştirmez. Sana çıkacaksa, sana çıkacaktır zaten. Para, sana öğretmen olarak tayin edilmediyse büyük bir servete ihtiyacın da yoktur.
-Ateist olacaksan da sağlam bir ateist ol. Bunu bin yıllık klişelerle değil sana yakışan daha diri argümanlarla yap. Sana tezimi anlatıyorum. Bunları, tezin ne olduğunu bilmeden, iyi bir anti-tez yaratamayacağın için yapıyorum.
Derin şüphelerin cevapları:
-Sünnet hareketi, Kur’an’ın yalnızlaştırma planı mı?
-Bebekken ölenler Tanrı’ya isyan etmeyecek mi?
-İndigo çocuklar ve ardındaki enteresan sır…
-Gerici enerji İslam’a izinli mi sızdı? Ahirzaman sınavı bu mu?
Ve son söz…
Elif, Lam, Mim…
Bu harflere dikkatle bakın, yakında onlar dünyayı değiştirecekler…
[email protected]
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta